Yeniden Başlamak: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

— Anne, gerçekten aklını mı kaçırdın?

Kızım Elif’in sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Patatesleri soymaya devam ederken ellerim titriyordu. O an, bıçağı bırakıp ona bakmak istedim ama göz göze gelmeye cesaret edemedim. Sanki her kelimesi, kalbime saplanan bir bıçak gibiydi.

— Herkes arkamızdan konuşuyor, anne! Senin yaşında kadınlar torun bakıyor, sen ise… Ne yapmaya çalışıyorsun? Babam olsa anlarım, o erkek sonuçta. Ama sen? Sen bizim evimizin direğisin, utanmıyor musun?

Gözümden bir damla yaş süzüldü, yanağımda asılı kaldı. Elif’in gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı. Oysa ben sadece bir kez olsun kendim için bir şey yapmak istemiştim. Yıllarca eşim Hasan’ın gölgesinde yaşadım; onun istekleri, onun kuralları… Çocuklarım için her şeyi sineye çektim. Ama şimdi, elli iki yaşında, ilk defa kendi hayatımı yaşamak istedim. Ve bu, herkes için bir utanç kaynağı olmuştu.

Hasan’la evliliğimizin son yılları sessiz bir savaş alanına dönmüştü. O, işten eve gelir gelmez televizyonun karşısına geçerdi. Ben ise mutfakta, salonda, çocukların odasında; her yerde ama hiçbir yerdeydim. Bir gün aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım. Saçlarımda beyazlar çoğalmış, gözlerimin altı morarmıştı. İçimdeki boşluk büyüdükçe büyüdü.

Bir gün mahalledeki kadınlar arasında konuşulan bir kurs duyurusu dikkatimi çekti: Halk Eğitim Merkezi’nde resim kursu açılıyordu. İçimde bir kıpırtı hissettim. Çocukluğumdan beri resim yapmayı severdim ama hep bir kenara itmiştim. Hasan’a söylemeye korktum; onun için bu tür şeyler vakit kaybıydı.

O akşam sofrada cesaretimi topladım:

— Hasan, ben resim kursuna gitmek istiyorum.

Başını kaldırmadan cevap verdi:

— Ne işin var senin o yaşta kursla falan? Evde iş mi bitti?

Sustum. Ama içimdeki ses susmadı. Ertesi gün kaydımı yaptırdım. İlk gün kursa gittiğimde ellerim terliyordu. Sınıfta benden genç kadınlar vardı ama kimse bana garip garip bakmadı. Hoca, “Sanatın yaşı yoktur,” dediğinde gözlerim doldu.

Kurs günleri benim için nefes almak gibiydi. Fırçayı elime aldığımda tüm dertlerimi unutuyordum. Ama bu mutluluğum kısa sürdü. Mahallede dedikodular başladı:

— Lidya Hanım da genç kız gibi kurslara gidiyormuş…

Bir gün Elif’in okuldan ağlayarak geldiğini gördüm. Arkadaşları annesiyle dalga geçmişler. O gece bana bağırdı:

— Anne, ne olur bırak şu kursu! Herkes bize gülüyor!

O an içimdeki umut kırıldı. Ama yine de devam ettim. Çünkü ilk defa kendimi bulmuştum.

Bir akşam Hasan eve geç geldi, yüzü asıktı:

— Yeter artık! Herkes arkamızdan konuşuyor. Ya kursu bırakırsın ya da bu evde huzur olmaz!

O gece sabaha kadar ağladım. Sabah kalktığımda gözlerim şişmişti ama kararımı vermiştim. Kursa gitmeye devam edecektim.

Birkaç hafta sonra Elif’in odasında ağladığını duydum. Kapıyı çaldım:

— Kızım, iyi misin?

— Anne, ben seni anlamıyorum! Neden bizim gibi olamıyorsun? Neden herkesin annesi gibi değilsin?

Ona sarılmak istedim ama geri çekildi. O an anladım ki, sadece toplumun değil, kendi çocuklarımın da beklentilerine karşı geliyordum.

Bir gün kurs hocası sergi açacağımızı söyledi. Heyecandan ellerim titredi. İlk defa yaptığım bir tabloyu sergileyecektim. Sergi günü Elif ve Hasan’ı davet ettim ama gelmediler. Sergide yabancıların arasında yalnız hissettim ama tabloma bakan bir kadın gözyaşlarını tutamadı:

— Bu tablo bana annemi hatırlattı… dedi.

O an anladım ki, yalnız olmadığımı hissettiren başka kadınlar da vardı.

Aylar geçti. Hasan’la aramızdaki mesafe büyüdü. Bir gün boşanmak istediğini söyledi:

— Artık seni tanıyamıyorum Lidya! Sen eskiden böyle değildin.

Boşandık. Mahallede dedikodular daha da arttı. Annem bile bana küstü:

— Kızım, ne yaptın sen? Kadın dediğin yuvasını korur!

Ama ben ilk defa özgürdüm. Yalnızdım ama huzurluydum.

Elif’le aramızdaki buzlar kolay kolay erimedi. Bir gün odama geldi:

— Anne… Belki de seni hiç anlamadım. Ama mutlu musun?

Gözlerim doldu:

— Evet kızım, ilk defa gerçekten mutluyum.

Şimdi her sabah kahvemi içerken pencereden dışarı bakıyorum ve düşünüyorum: Acaba toplumun dayattığı rolleri mi yaşamalıyız, yoksa kendi yolumuzu mu çizmeliyiz? Siz olsanız ne yapardınız?