Bir Damla Suda Boğulmak: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
Tik… tik… tik… Musluktan damlayan suyun sesi, mutfağın sessizliğinde yankılanıyordu. Elimdeki süngeri öylece sıkarken, gözüm dün akşamdan kalan tavaya takıldı. Kurumuş yumurta, sarı lekeler, ekmek kırıntıları… Yanında, tereyağı bulaşmış bir tabak, kahve izleriyle dolu bir fincan ve reçelden yapış yapış olmuş bir bıçak. Murat çoktan işe gitmişti. O her zamanki gibi kahvaltısını yapıp, arkasında bu dağınıklığı bırakarak evden çıkmıştı.
İçimde bir şey çatladı o an. “Yine mi ben?” dedim kendi kendime. “Yine mi bu evin bütün yükü bana kaldı?” Annemden öğrendiğim sabırla yıllardır her şeyi sineye çekmiştim. Ama artık boğuluyordum. Sanki o musluktan damlayan su, içimde biriken öfkeyi besliyordu.
Telefonum titredi. Annem arıyordu. Açtım, sesi her zamanki gibi yorgundu:
– Kızım, nasılsın? Yine erken kalktın mı?
– Kalktım anne, Murat işe gitti. Ben de mutfağı topluyorum.
– Ah yavrum, erkekler böyledir işte. Senin baban da hiç elini sürmezdi. Kadının işi bitmez…
Annemin sözleri içimi daha da daralttı. “Kadının işi bitmez.” Neden? Neden hep bizim işimiz bitmiyor? Neden Murat akşam eve geldiğinde televizyonun karşısına geçip ayaklarını uzatırken ben hala bulaşıkla, çamaşırla uğraşıyorum?
Telefonu kapattım. Gözlerim doldu. O an aynada kendime baktım; saçlarım dağılmış, gözlerimin altı morarmıştı. Yirmi sekiz yaşındaydım ama kendimi elli gibi hissediyordum.
O gün dayanamadım. Akşam Murat eve geldiğinde sofrayı hazırlamadım. Bulaşıkları olduğu gibi bıraktım. Odaya geçip sessizce oturdum. Murat anahtarıyla kapıyı açtı, ayakkabılarını çıkardı ve mutfağa yöneldi. Bir an durdu, sonra bana seslendi:
– Elif? Yemek yok mu?
Sesi öyle alışmıştı ki her şeyin hazır olmasına… İçimde bir volkan patladı:
– Yok Murat! Bugün hiçbir şey hazırlamadım! Bulaşıklar da orada! Ben de insanım! Ben de yoruluyorum!
Murat şaşkınlıkla bana baktı:
– Ne oldu sana böyle? Bir şey mi oldu işte?
– Ne mi oldu? Yıllardır her şeyin yükünü tek başıma taşıyorum! Senin için yemek yapıyorum, temizlik yapıyorum, çalışıyorum… Sen ise sadece işten gelip televizyon izliyorsun! Hiç yardım etmiyorsun! Hiç teşekkür etmiyorsun!
Murat bir an sustu. Sonra savunmaya geçti:
– Ben çalışıyorum Elif! Ev geçindiriyorum! Sen de çalışıyorsun ama evde daha çok vakit geçiriyorsun.
– Evet çalışıyorum ama eve gelince ikinci bir mesai başlıyor! Sen hiç “Yardım edeyim mi?” dedin mi? Bir kere olsun sofrayı topladın mı?
O an Murat’ın yüzünde ilk defa bir pişmanlık gölge gibi geçti. Ama yine de susmayı tercih etti. O gece yemek yemeden yattık.
Ertesi gün annem aradı tekrar:
– Kızım, Murat’la aranızda bir şey mi var? Sesin kötü geliyor.
– Anne, ben yoruldum. Her şeyden yoruldum. Sanki bu evde sadece hizmetçi gibiyim.
Annem sustu. Sonra yavaşça dedi ki:
– Bizim zamanımızda kadınlar sesini çıkarmazdı kızım. Ama sen haklısın… Belki de biz yanlış yaptık.
O sözler annemin ağzından döküldüğünde içimde bir şeyler değişti. Belki de ilk defa annem beni gerçekten anladı.
O hafta boyunca Murat’la aramızda soğuk rüzgarlar esti. Akşamları konuşmadık, sabahları selamlaşmadık bile. Ama ben kararlıydım; artık kendimi yok saymayacaktım.
Bir akşam Murat eve geç geldi. Yorgun görünüyordu ama bu kez doğrudan yanıma geldi:
– Elif… Haklısın galiba. Ben hiç düşünmemişim senin ne kadar yorulduğunu.
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece başımı salladım.
– Ne yapmamı istersin? dedi sessizce.
İşte o an yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyi döktüm:
– Sadece yardım etmeni istemiyorum Murat. Anlaşılmak istiyorum. Teşekkür edilmek istiyorum. Birlikte yaşadığımız bu evde ikimizin de emeği olsun istiyorum.
Murat başını eğdi:
– Tamam Elif… Bundan sonra değişeceğim.
O günden sonra her şey bir anda düzelmedi elbette. Ama Murat artık sofrayı toplamaya yardım etmeye başladı, bazen çamaşırları asıyor, bazen de alışverişe birlikte gidiyorduk. En önemlisi ise; bana “Teşekkür ederim Elif” demeyi öğrendi.
Ama içimde hala bir sızı var; yıllarca neden sustum? Neden kadınlar olarak hep susmak zorunda bırakıldık? Annemin dediği gibi “Kadının işi bitmez” diye diye kendimizi tükettik mi?
Şimdi size soruyorum: Sizce de kadınların görünmez emeği ne zaman gerçekten değer görecek? Yoksa biz hep bir damla suda boğulmaya devam mı edeceğiz?