Her Şeyi Sırtlayan Kadın: Suskunlukla Sınanan Bir Evliliğin Hikâyesi

“Yeter artık, Zeynep! Benim de bir sabrım var!” diye bağırdı Mehmet, kapıyı öyle bir çarptı ki, evin duvarları titredi. O an, mutfağın köşesinde ellerim titreyerek kaldım. İçimde biriken onca kelime, boğazımda düğümlendi. Yine ben suçlu olmuştum, yine ben toparlayacaktım. Annemden öğrendiğim gibi; kadın, yuvayı yapan kuştu ya hani… Ama kimse bana bu kadar yalnız hissedeceğimi söylememişti.

Mehmet’le on iki yıl önce evlendiğimizde, herkes bize imrenirdi. O zamanlar gözlerinde bir ışık vardı, bana bakınca gülümserdi. Ama zamanla o ışık söndü. İşten yorgun döner, televizyonun karşısına geçer, susardı. Ben ise her akşam sofrayı kurar, onun sevdiği yemekleri yapar, iki laf edebilmek için çırpınırdım. “Mehmet, bugün işte neler oldu?” derdim. O ise ya başını sallar ya da “Boşver Zeynep, konuşacak bir şey yok,” der geçerdi.

Bir gün annem aradı, sesimdeki kırgınlığı hemen anladı. “Kızım, erkekler böyledir. Sen yine de gönlünü al. Yuvanı koru,” dedi. Annemin sesiyle büyüdüm ben; susmayı, idare etmeyi, kendimden vazgeçmeyi öğrendim. Ama içimde bir yer hep isyan etti: Neden hep ben? Neden Mehmet hiç çabalamıyor?

Bir akşam yine tartıştık. Mehmet işten geç gelmişti. “Neredesin? Merak ettim,” dedim. Yüzüme bile bakmadan montunu çıkardı. “İşim vardı,” dedi kısaca. “Bir mesaj atamaz mıydın?” dedim. Sustu. O susunca ben daha çok konuştum; o daha çok içine kapandı. Sonunda yine ben özür diledim. “Belki de fazla üstüne gidiyorum,” dedim kendi kendime.

Yıllar böyle geçti. Her bayramda ailemin yanında mutluymuş gibi davrandım. Arkadaşlarım “Ne şanslısın, Mehmet çok iyi adam,” dediklerinde içim acıdı. Kimse bilmezdi ki geceleri yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarım yastığı ıslatırdı.

Bir gün kızımız Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anne, babam neden hep üzgün?” dedi. O an içimde bir şey koptu. Çocuğum bile evdeki sessizliği fark etmişti. O gece Mehmet’e yaklaştım. “Bak Mehmet, böyle gitmiyor. Konuşmamız lazım,” dedim. Yine sustu. O sustukça ben konuştum; o kaçtı, ben kovaladım.

Bir sabah aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. “Zeynep, sen ne zaman bu kadar yoruldun?” dedim kendi kendime. O gün karar verdim: Artık çabalamayacaktım.

O günden sonra Mehmet’le tartışsak da ilk adımı atmıyordum. O susunca ben de susuyordum. Sofrayı kuruyor ama onun sevdiği yemekleri yapmıyordum artık; ne varsa onu koyuyordum önüne. Akşamları Elif’le kitap okuyordum, Mehmet’in yanına gitmiyordum.

İlk başta hiçbir şey değişmedi; Mehmet hâlâ suskundu. Ama birkaç hafta sonra bir akşam sofrada bana bakıp “Zeynep, bugün nasılsın?” dedi. Şaşırdım; yıllardır duymadığım bir soruydu bu ondan. Cevap vermedim; sadece başımı salladım.

Bir hafta sonra Elif’in okul gösterisi vardı. Normalde hep ben hatırlatırdım Mehmet’e; bu kez hiçbir şey demedim. Gösteri günü geldiğinde Mehmet erkenden eve geldi, takım elbisesini giydi. “Elif’in gösterisine birlikte gidelim mi?” dedi utangaçça.

O an gözlerim doldu ama belli etmedim. İçimde bir umut filizlendi mi bilmiyorum ama ilk defa Mehmet’in çabaladığını gördüm.

Bir gece yatakta sırt sırta yatarken Mehmet fısıldadı: “Zeynep… Biliyorum, seni çok üzdüm.” O kadar alışmıştım ki onun sessizliğine, bu cümleye inanamadım önce.

“Biliyor musun Mehmet,” dedim kısık sesle, “ben yıllarca bu evliliği tek başıma taşıdım.”

Uzun süre sessizlik oldu; sonra Mehmet’in sesi titreyerek geldi: “Ben de taşıdığını sandım ama aslında kaçıyormuşum.”

O gece sabaha kadar konuştuk; yılların biriktirdiği her şeyi döktük ortaya: Kırgınlıklarımızı, korkularımızı, beklentilerimizi…

Ama kolay olmadı hiçbir şey; ertesi gün yine tartıştık mesela. Bu kez ben susmadım ama özür de dilemedim hemen. Mehmet de kaçmadı; oturup konuştu benimle.

Aylar geçti; evimizde hâlâ zaman zaman sessizlik oluyor ama artık bu sessizlik korkutmuyor beni. Çünkü biliyorum ki artık sadece ben çabalamıyorum.

Bazen düşünüyorum: Onca yıl neden hep ben uğraştım? Neden kadınlar hep yuvayı kurtaran olmak zorunda? Sizce de bazen bırakmak gerekmez mi? Yoksa biz kadınlar bırakınca mı değerimiz anlaşılıyor?