Gerçek Bir Adam Olmak: Bir Türk Gencinin Hayat Savaşı
“Senin gibi adam mı olur, Oğuz?!” Babamın sesi, o gece mutfakta yankılandığında, içimdeki bütün umutlar bir anda sönmüştü. Annem, elleriyle başını kapatmış, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Ben ise, mutfak masasının köşesinde, başımı öne eğmiş, ne cevap vereceğimi bilemeden susuyordum. O an, hayatımın en zor kararını vermek üzere olduğumu biliyordum.
Her şey, Elif’le tanışmamla başlamıştı. Üniversitenin ilk yılında, kütüphanede kitap ararken çarpışmıştık. Göz göze geldiğimizde, sanki bütün dünya susmuştu. Elif’in gülüşü, bana hayatın ne kadar güzel olabileceğini göstermişti. Ama bizim hikayemiz, sadece ikimizin hikayesi değildi; ailelerimizin, geleneklerin ve beklentilerin de hikayesiydi.
İki yıl boyunca Elif’le gizli gizli buluştuk. Annem biliyordu ama babama asla söyleyemedik. Babam, mahallede saygı duyulan bir esnaftı; onun için aile onuru, gelenekler ve erkeklik gururu her şeyden önce gelirdi. Ben ise, kendi yolumu çizmek istiyordum. Elif’le evlenmek istiyordum ama önce mezun olup iş bulmalıydım. Babam ise “adam gibi adam” olmanın yolunun erken evlilikten geçtiğine inanıyordu.
Bir akşam Elif’in ailesiyle tanışmaya gittiğimde, babası bana doğrudan sordu: “Oğlum, niyetin ciddi mi? Kızımızı oyalama.” O an ne diyeceğimi bilemedim. Elif’in gözleri dolmuştu; annesi ise sessizce çay dolduruyordu. “Ben Elif’i çok seviyorum,” dedim titrek bir sesle. “Ama önce iş bulmam lazım.”
O gece eve döndüğümde babam beni bekliyordu. “Ne işin var kız peşinde? Önce adam olacaksın! İşin gücün yok, cebinde beş kuruş yok! Kız istemeye mi gidilir böyle?” diye bağırdı. Annem araya girmeye çalıştı: “Oğuz daha genç, bırak okusun.” Ama babam dinlemedi. “Benim oğlum adam olacak! Mahalleye rezil etmeyeceksin bizi!”
O günden sonra evde huzur kalmadı. Her gün babamla tartışmalarımız büyüdü. Bir yanda Elif’in ailesinin baskısı, diğer yanda babamın öfkesi… Arada kalan ben ise her geçen gün biraz daha eziliyordum.
Bir gün Elif bana ağlayarak telefon etti: “Babam seni istemiyor artık Oğuz… Beklemek istemiyorlar. Başka biriyle görüştürüyorlar beni.” O an dünyam başıma yıkıldı. “Elif, lütfen… Biraz daha sabret,” dedim ama sesim titriyordu.
O gece annem yanıma geldi. “Oğlum,” dedi sessizce, “Babanı anlamaya çalış. O da gençliğinde çok zorluk çekti. Senden tek istediği güçlü olman.” Gözlerim doldu. “Anne, ben güçlü olmak istemiyorum; mutlu olmak istiyorum,” dedim.
Ertesi sabah babamla yüzleşmeye karar verdim. Mutfakta karşısına geçtim. “Baba,” dedim kararlı bir sesle, “Ben Elif’i seviyorum ve onunla evlenmek istiyorum. Ama önce kendi ayaklarım üzerinde durmalıyım.” Babam yüzüme baktı; gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı.
“Senin gibi adam mı olur? Bizim zamanımızda herkes askerden gelir gelmez evlenirdi! Sen hâlâ çocuk gibi konuşuyorsun!”
“Baba, ben senin yolundan gitmek zorunda değilim. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
Bir an sessizlik oldu. Annem ağlamaya başladı. Babam ise sandalyesini itti ve odasına çekildi.
O gece evde kimse konuşmadı. Ben odamda sabaha kadar düşündüm: Ya ailemi kaybedecektim ya da Elif’i…
Bir hafta sonra Elif’ten bir mesaj geldi: “Oğuz, babam başka biriyle nişanlamamı istiyor. Ne yapacağım?”
Elif’e tek bir şey yazabildim: “Seni seviyorum ama sana bir gelecek sunamıyorum.”
O gün hayatımın en büyük acısını yaşadım. Elif başkasına nişanlandı. Ben ise mezun oldum ama içimde koca bir boşluk kaldı.
Aylar geçti… Babamla aramızdaki buzlar hiç erimedi. Annem her gün dua etti; ben ise her gece Elif’i düşündüm.
Bir gün mahallede eski bir arkadaşımı gördüm: “Oğuz, hâlâ yalnız mısın? Bak herkes evlendi barklandı… Sen de artık toparlan.”
İçimde bir isyan yükseldi: Neden herkes aynı hayatı yaşamak zorunda? Neden kendi yolumuzu seçemiyoruz?
Şimdi 28 yaşındayım. Kendi işimi kurdum ama hâlâ yalnızım. Babam hâlâ bana kırgın; annem ise her zamanki gibi arada kalmış.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Gerçekten adam olmak nedir? Aileye boyun eğmek mi, yoksa kendi yolunu çizmek mi?
Sizce hangisi daha zor: Sevdiklerimizi üzmek pahasına kendi hayatımızı yaşamak mı, yoksa herkesin istediği gibi biri olmak mı?