Üçüncü Şans
“Kim o?” dedim, sesim titrek ve yorgundu. Kapı aralandı, içeriye başhemşire Ayşe Hanım girdi. Yüzünde her zamanki gibi ciddi bir ifade vardı. “Joanna Hanım, acil serviste bir vaka var, sizi bekliyorlar.” Gözlerimi kapattım, içimden bir kez daha derin bir nefes aldım. “Tamam, geliyorum,” dedim, ama içimdeki yorgunluk sesime sızmıştı.
Burası, İstanbul’un kalabalık bir devlet hastanesi. Her gün yüzlerce insanın acısı, umudu, çaresizliğiyle dolup taşan koridorlarda, ben de kendi acımı saklamaya çalışıyordum. Polonyalı annemden bana kalan tek şey, bu mesleğe olan tutkumdu. Babam ise, çocukluğumdan beri bana hep bir yük gibi hissettirmişti kendini. “Senin gibi bir kızdan doktor olmaz,” derdi. Ama ben, inatla, her şeye rağmen, üç kez tıp fakültesine başvurup sonunda kazanmıştım. Şimdi ise, üçüncü kez hayatımda bir şeyleri düzeltmeye çalışıyordum.
Acil servise indiğimde, içerisi her zamanki gibi kaostu. Bir köşede ağlayan bir çocuk, yanında telaşlı bir anne; diğer tarafta yaşlı bir adam, nefes almakta zorlanıyor. Herkes bir şeyler istiyor, herkesin acısı kendine büyük. Ben ise, kendi acımı kimseye göstermemeye çalışıyorum.
Birden, arkamdan bir ses duydum: “Joanna abla, babamı kurtar lütfen!” Döndüm, karşımda on yaşlarında bir kız çocuğu. Gözleri yaşlı, elleri titriyor. Yanında, sedyede yatan bir adam. Hemen yanlarına koştum. “Ne oldu?” dedim, sesim bu kez daha kararlıydı. “Babam aniden yere yığıldı, nefes alamıyor,” dedi kız. Hemen müdahale ettim, nabzını kontrol ettim, hemşirelere talimatlar verdim. O an, tüm yorgunluğumu unuttum. Sadece hastam ve ben vardık.
Babayı yoğun bakıma aldık. Kız çocuğu, kapının önünde ağlıyordu. Yanına gittim, diz çöktüm. “Baban güçlü, merak etme. Elimden geleni yapacağım,” dedim. O an, kendi babamı hatırladım. Onunla yıllardır konuşmuyordum. Annem öldükten sonra, aramızdaki bağ tamamen kopmuştu. O da hastaydı, ama ben ona hiç bakmamıştım. İçimde bir suçluluk duygusu kabardı.
O gece, eve dönerken yağmur yağıyordu. İstanbul’un sokakları, ıslak ve karanlıktı. Eve girdiğimde, annemin eski fotoğrafına baktım. “Anne, ben doğru mu yapıyorum?” dedim, gözlerim doldu. O an, telefonum çaldı. Arayan, ablam Elif’ti. “Joanna, babam çok kötüleşmiş. Gelip onu görmeyecek misin?” dedi. Bir an duraksadım. “Bilmiyorum Elif, yıllardır konuşmuyoruz. O beni hiç anlamadı ki…” dedim. “Ama o senin baban,” dedi Elif, sesi titriyordu.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda bin bir düşünce. Bir yanda hastanedeki hastalarım, diğer yanda kendi ailem. Hep başkalarının hayatını kurtarmaya çalışırken, kendi hayatımı mahvettiğimi fark ettim. Sabah olduğunda, kararımı verdim. Babamı görmeye gidecektim.
Babamın evine gittiğimde, kapıyı Elif açtı. Gözleri uykusuzluktan morarmıştı. “İyi ki geldin,” dedi, sarıldı bana. İçeri girdim, babam yatakta, çok zayıflamış, gözleri boşluğa bakıyor. Yanına oturdum. “Baba, ben geldim,” dedim. O an, gözlerinden bir damla yaş süzüldü. “Kızım… Affet beni,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken öfke, kırgınlık, hepsi bir anda dağıldı. Elini tuttum. “Geçmişi değiştiremeyiz baba, ama belki bundan sonrasını değiştirebiliriz,” dedim.
O gün, babamla saatlerce konuştuk. Annemi, çocukluğumuzu, onun pişmanlıklarını, benim hayallerimi… İlk kez gerçekten birbirimizi dinledik. O an anladım ki, bazen üçüncü bir şans gerekir hayatta. İlkinde düşersin, ikincisinde korkarsın, ama üçüncüde, gerçekten ayağa kalkarsın.
Babam birkaç hafta sonra vefat etti. Ama bu kez, içimde bir pişmanlık yoktu. Onunla barışmıştım, kendimle de. Hastaneye döndüğümde, o küçük kız çocuğu beni kapıda bekliyordu. “Babam iyi oldu, teşekkür ederim,” dedi, boynuma sarıldı. O an, hayatımda ilk kez, gerçekten huzurlu hissettim.
Şimdi, her sabah hastaneye giderken, annemin fotoğrafına bakıp gülümsüyorum. “Anne, ben artık iyiyim,” diyorum. Hayat bazen insana üçüncü bir şans verir. Peki ya siz, üçüncü şansınızı kullanmaya cesaret edebilir miydiniz? Yoksa geçmişin yüküyle yaşamaya devam mı ederdiniz?