Beklenmedik Misafir: Kayınpederim Hayatımı Altüst Etti
“Yine mi televizyonun sesi bu kadar açık Mahmut Bey?” diye bağırdım, sesim istemsizce titredi. Akşam saatleriydi, işten yorgun argın dönmüştüm ve tek istediğim biraz huzurdu. Ama kayınpederim Mahmut Bey, televizyonun başında, haberleri sanki stadyumda izler gibi dinliyordu. Elif mutfakta sessizce yemek hazırlıyordu, göz göze gelmemeye özen gösteriyordu. O an, kendi evimde ne kadar yabancılaştığımı fark ettim.
Her şey üç ay önce başlamıştı. Mahmut Bey, memleketi Eskişehir’deki evini satmak zorunda kalınca, Elif hemen “Babam bize gelsin, yalnız kalmasın,” dedi. O an, Elif’in gözlerindeki endişeyi görünce karşı çıkamadım. “Tabii ki gelsin,” dedim, ama içimde bir huzursuzluk vardı. O huzursuzluk, Mahmut Bey’in valizleriyle kapımızdan içeri girdiği ilk gün, gerçek bir korkuya dönüştü.
İlk haftalar idare ettim. Mahmut Bey’in sabahları mutfağı işgal etmesine, banyoda saatlerce kalmasına, akşamları yüksek sesle haberleri izlemesine göz yumdum. Ama zaman geçtikçe, evdeki her şey değişmeye başladı. Elif, babasının yanında daha sessiz, daha mesafeli oldu. Akşam yemeklerinde üçümüz oturuyor, ama konuşmalar hep Mahmut Bey’in gençlik anıları, eski günlerin özlemiyle doluyordu. Benim işim, günüm, hislerim kimsenin umurunda değildi sanki.
Bir akşam, Elif’le baş başa kalmak için dışarı çıkmayı teklif ettim. “Babamı yalnız bırakamam, sonra çıkarız,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Elif, biz ne zaman son kez baş başa yemek yedik?” diye sordum. Gözlerini kaçırdı, “Bilmiyorum, ama babam alışana kadar sabretmemiz lazım,” dedi. O sabır, her geçen gün bana daha ağır geliyordu.
Bir gece, işten geç döndüm. Salona girdiğimde Mahmut Bey koltukta uyuyordu, televizyon hâlâ açıktı. Elif ise odada, babasının ilaçlarını hazırlıyordu. “Baba, ilacını içtin mi?” diye sorduğunda, içimde bir kıskançlık dalgası yükseldi. O an, Elif’in bana değil, babasına ait olduğunu hissettim. Kendi evimde, kendi karıma yabancılaşmıştım.
Bir sabah, banyoya girmek için kapıyı çaldım. Mahmut Bey içerideydi ve uzun süre çıkmadı. İşe geç kalmak üzereydim. Kapıyı biraz sertçe çaldım, “Mahmut Bey, işe geç kalacağım!” dedim. Kapı açıldı, Mahmut Bey’in yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. “Evlat, sabretmeyi öğren. Yaşlanınca anlarsın,” dedi. O an, sabrımın sınırına geldiğimi anladım.
Elif’le konuşmaya karar verdim. Akşam, yemek masasının başında, Mahmut Bey odasına çekildikten sonra, “Elif, böyle devam edemem. Kendi evimde kendimi misafir gibi hissediyorum,” dedim. Elif’in gözleri doldu. “Ne yapabilirim ki? Babamı sokağa mı atayım?” dedi. “Hayır, ama bizim de bir hayatımız var. Seninle konuşamıyorum, birlikte vakit geçiremiyoruz. Her şey değişti,” dedim. Elif, “Biraz daha sabret, babam alışınca düzelir,” dedi. Ama ben biliyordum, hiçbir şey düzelmeyecekti.
Bir gün, işten eve döndüğümde, Mahmut Bey’in yüksek sesle telefonda konuştuğunu duydum. “Kızım, bu adam seni anlamıyor. Ben olmasam, kim bilir ne yapardı?” dediğini işittim. O an, içimdeki öfke patladı. Salona girdim, “Mahmut Bey, lütfen benimle ilgili böyle konuşmayın!” dedim. Elif araya girdi, “Baba, lütfen!” dedi. Mahmut Bey bana döndü, “Senin yüzünden kızım mutsuz,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Ben mi mutsuz ediyorum? Ben mi suçluyum?” diye bağırdım. Elif ağlamaya başladı, Mahmut Bey ise sessizce odasına çekildi.
O gece, Elif’le uzun uzun konuştuk. “Beni seçmek zorunda değilsin,” dedim. “Ama ben bu şekilde yaşayamam. Ya bir çözüm buluruz, ya da ben giderim.” Elif, “Beni bırakma, babamı da bırakamam,” dedi. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu anladım. Sevdiğim kadın, iki ateş arasında kalmıştı. Ben ise, kendi hayatımdan, evliliğimden vazgeçmek üzereydim.
Bir sabah, Mahmut Bey’in odasından hırıltılı bir ses geldi. Koşarak içeri girdik, nefes almakta zorlanıyordu. Hemen ambulans çağırdık. Hastanede saatlerce bekledik. O an, Mahmut Bey’in ne kadar yaşlı ve yalnız olduğunu fark ettim. Elif’in gözyaşları içinde bana sarılması, içimdeki öfkeyi biraz olsun dindirdi. “Baba iyi olacak mı?” diye sordu. “Elif, birlikte atlatacağız,” dedim. O an, aile olmanın ne kadar zor ama vazgeçilmez olduğunu anladım.
Mahmut Bey hastaneden çıktıktan sonra, Elif’le birlikte bir karar aldık. Ona daha uygun, huzurlu bir bakım evi bulduk. Elif başta çok zorlandı, ama Mahmut Bey de “Sizi üzmek istemem, ben de rahat etmek isterim,” dedi. İlk kez, üçümüz de birbirimizi anlamaya çalıştık. Elif’le yeniden baş başa kalabildik, evimizde huzur bulmaya başladık. Ama o günleri asla unutmadım.
Şimdi bazen akşamları, Elif’le sessizce otururken, “Aile olmak ne demek?” diye düşünüyorum. Kendi mutluluğumdan ne kadar vazgeçebilirim? Ya siz, sevdikleriniz için nelerden vazgeçerdiniz?