Kırık Bir Bahar: Bir Kızın Sessiz Çığlığı

“Yeter artık Zeynep! Ne zaman adam olacaksın?” Annemin sesi, sabahın köründe evin duvarlarını titretti. O an, elimdeki kalem yere düştü. Sınav kitaplarımın arasında kaybolmuşken, annemin öfkesiyle bir kez daha yüzleşmek zorunda kalmıştım. Gözlerim doldu ama ağlamamaya yeminliydim. “Anne, ne olur biraz susar mısın? Sadece bir saat daha çalışmam lazım,” dedim titrek bir sesle. Annem ise hiç aldırmadan devam etti: “Çalışmak mı? O telefondan başını kaldırdığın yok ki! Herkesin kızı tıp kazanıyor, sen hâlâ hayal peşindesin!”

İşte o an, içimde bir şeyler koptu. Benim hayalim tıp değildi ki… Ben resim yapmak istiyordum, tuvalin başında saatlerce kaybolmak, renklerle konuşmak istiyordum. Ama bunu anneme anlatmak imkânsızdı. Babam ise her zamanki gibi sessizdi; televizyonun karşısında çayını yudumluyor, arada bir bana bakıp başını sallıyordu. Evdeki sessizlik, annemin bağırışlarıyla bölünüyordu ama babamın suskunluğu daha çok acıtıyordu.

O gün, sınavdan önceki son haftaydı. Arkadaşlarım Melis ve Elif’le buluşmak için dışarı çıkmaya hazırlanırken, annem kapının önünde dikildi: “Nereye gidiyorsun? Ders çalışman gerekmiyor mu?”

“Anne, biraz hava almam lazım. Söz veriyorum, döner dönmez çalışacağım.”

“Senin sözlerine inanmıyorum artık Zeynep. Beni rezil edeceksin mahalleye!”

Kapıyı çarpıp çıktım. Sokaklar bana özgürlük gibi geliyordu ama içimdeki yük ağırdı. Melis ve Elif’le parkta buluştuk. Melis hemen sordu: “Yine kavga mı ettiniz?”

Başımı salladım. Elif omzuma dokundu: “Biz de aynıyız Zeynep. Annem her gün ‘öğretmen olacaksın’ diye başımın etini yiyor.”

Bir süre sessizce oturduk. Sonra Melis fısıldadı: “Hayallerimizi neden hep başkaları belirliyor?”

O gece eve döndüğümde babam kapıda bekliyordu. “Kızım,” dedi yavaşça, “annenin gönlünü kırma. O da senin iyiliğini istiyor.”

“Baba, ben ne istiyorum peki? Hiç sordunuz mu bana?”

Babam sustu. Gözlerinde bir hüzün vardı ama kelimeler boğazında düğümlendi.

Sınav günü geldiğinde ellerim buz gibiydi. Annem sabah erkenden kalkıp bana dua etti, “Allah zihin açıklığı versin kızım,” dedi ama gözlerinde hâlâ endişe vardı. Sınav salonunda önümdeki kağıda bakarken aklımda sadece annemin sözleri yankılanıyordu: “Herkesin kızı tıp kazanıyor…”

Sınavdan çıktığımda içimde bir boşluk vardı. Ne iyi ne kötü hissediyordum; sadece yorgundum. Eve döndüğümde annem umutla yüzüme baktı: “Nasıl geçti?”

“Bilmiyorum anne.”

Günler geçti, sonuçlar açıklandı. Tıp değil, mimarlık kazanmıştım. Annem günlerce konuşmadı benimle. Babam ise sessizce yanıma gelip elimi tuttu: “Sen mutlu ol kızım,” dedi sadece.

Ama annem… O, hayal kırıklığını her fırsatta yüzüme vurdu: “Senin yüzünden komşulara ne diyeceğim şimdi? Herkesin kızı doktor oldu!”

Bir gece odama kapanıp ağladım. Tuvalimin başına geçtim, fırçayı elime aldım ve gözyaşlarımı resmime kattım. Renkler birbirine karıştı; kırmızı öfkemdi, mavi umudum…

Aylar geçti. Üniversiteye başladım ama içimdeki yara kapanmadı. Annemle aramızda görünmez bir duvar vardı artık. Bir gün eve döndüğümde annem mutfakta oturuyordu, gözleri camdan dışarı dalmıştı.

“Anne,” dedim usulca, “Ben mutlu olmak istiyorum. Sen de benimle gurur duymak istemez misin?”

Annem uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu: “Ben de isterdim kızım… Ama korkuyorum işte. Hayat zor, senin üzülmeni istemiyorum.”

O an anladım ki, annemin sevgisi korkularına yenik düşüyordu. Ama ben kendi yolumu seçmiştim artık.

Şimdi size soruyorum: Kendi hayallerimizin peşinden gitmek bencillik mi? Yoksa ailemizi üzmemek için kendimizi feda etmek mi doğru olan? Siz olsanız ne yapardınız?