“Gelin Oğlumun Sırtına Yük Oldu!” — Bir Gelinin Hayat Mücadelesi
“Yeter artık, Zeynep! Oğlumun sırtına oturdun, çalışmıyorsun, evin işini de doğru düzgün yapmıyorsun!” Kayınvalidemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Kucağımda altı aylık kızım Elif, yanımda üç yaşındaki oğlum Emir ağlamaklı gözlerle bana bakıyordu. İçimde biriken öfkeyi yutkunarak bastırmaya çalıştım.
“Anne, lütfen biraz sakin ol. Zeynep zaten iki çocukla uğraşıyor, bir de ev işleri…” dedi eşim Murat, ama sesi cılız çıktı. O an, Murat’ın annesinin yanında ne kadar küçük kaldığını, bana sahip çıkmaya çalışsa da aslında annesinin gölgesinde ezildiğini bir kez daha anladım.
İstanbul’a ilk geldiğimde, köyümden ayrılıp bu koca şehre adım attığımda, her şeyin zor olacağını biliyordum. Ama asıl zorluğun, bir kadının başka bir kadına bu kadar acımasızca davranabileceğini görmek olacağını hiç düşünmemiştim. Kayınvalidem, Neriman Hanım, bana ilk günden beri mesafeli davrandı. “Bizim aileye uygun musun bakalım?” dediğinde, gözlerinde küçümsemenin ve önyargının izlerini görmüştüm. Oysa ben sadece Murat’ı sevmiştim. Onunla bir hayat kurmak, çocuklarımızı büyütmek istemiştim. Ama Neriman Hanım için ben hep köylü, hep yetersiz, hep oğlunun sırtına yük olan bir gelin oldum.
O gün, mutfakta yaşanan tartışma, aslında yıllardır birikenlerin patlamasıydı. “Senin annen köyde tarlada çalışırdı, sen burada oturup oğlumu sömürüyorsun!” diye bağırdı. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Çünkü ağlarsam, zayıf olduğumu düşünecekti. Çünkü ağlarsam, çocuklarım korkacaktı. “Ben elimden geleni yapıyorum, anne. İki çocukla evdeyim, gece gündüz uykusuzum. Murat da biliyor, elimden geleni yapıyorum,” dedim titrek bir sesle. Ama o, duymak istemedi. “Senin elinden gelen bu mu? Ben üç çocuk büyüttüm, bir gün bile oturmadım. Senin gibi tembel gelin görmedim!”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annemi düşündüm. O da köyde, sabahın köründe kalkar, tarlaya gider, akşam eve döner, yine yemek yapar, çocuklarına bakardı. Ama annem bana hiç böyle konuşmazdı. Annem, “Kızım, yorulduysan dinlen,” derdi. “Çocuklar küçükken ev dağılır, sonra toplarsın,” derdi. Ama burada, bu evde, her şeyin kusursuz olması gerekiyordu. Her şeyin…
Murat işten geç gelirdi. Akşamları yorgun, bazen sessiz, bazen gergin olurdu. Ona da kolay değildi. Bir yanda annesi, bir yanda ben. Ama bazen, onun da annesinin tarafını tuttuğunu hissederdim. “Annemin kalbi kırılıyor, biraz daha dikkatli olsan?” dediği gün, içimdeki umutlar biraz daha solmuştu. Oysa ben de kırılıyordum. Her gün, her dakika…
Bir gün, Emir ateşlendi. Gece boyunca başında bekledim. Sabah olduğunda, gözlerim kan çanağı gibiydi. Kayınvalidem mutfağa girdi, beni uykusuz ve yorgun görünce, “Ne bu halin? Evde oturuyorsun, bir de yorgunum diyorsun!” dedi. O an, içimdeki sabır taşı çatladı. “Anne, Emir bütün gece ateşlendi, uyumadım. Lütfen biraz anlayışlı olun,” dedim. Ama o, “Ben de çocuk büyüttüm, hiç böyle şikayet etmedim!” diye bağırdı. O an, kendimi bu evde bir yabancı gibi hissettim. Sanki ne yapsam, ne söylesem, asla yeterli olmayacaktım.
Bir gün, Murat’la tartıştık. “Ben artık dayanamıyorum,” dedim. “Annenin yanında eziliyorum. Çocuklarımın önünde bana böyle davranmasına izin verme.” Murat sustu. Gözlerini kaçırdı. “Zeynep, annem yaşlı, alışkanlıkları var. Biraz idare etsen?” dedi. O an, yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu anladım. Kendi evimde, kendi hayatımda, yalnızdım.
Bir sabah, Elif ağlarken, Emir de uyanıp ağlamaya başladı. İkisini birden kucağıma aldım, gözyaşlarımı tutamadım. O anda, kayınvalidem kapıdan bakıp, “İşte, iki çocukla baş edemiyor, oğlumu da kendine köle etti!” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar söndü. Annemi aradım. “Anne, ben burada yapamıyorum. Çok yoruldum,” dedim. Annem, “Kızım, sabret. Her zorluk geçer. Ama kendini ezdirme. Sen güçlü bir kadınsın,” dedi. Annemin sesi bana güç verdi. Ama yine de, bu evde nefes almak bile zordu.
Bir gün, Murat işten eve geldiğinde, ona her şeyi anlattım. “Ya annenle konuş, ya da ben çocukları alıp köye döneceğim,” dedim. Murat ilk kez bu kadar kararlı olduğumu görünce, şaşırdı. “Tamam, konuşacağım,” dedi. O gece, Murat annesiyle konuştu. Ertesi sabah, kayınvalidem bana soğuk bir şekilde, “Seninle konuşmamı istemiyormuşsun. Oğlumu senden koparamazsın!” dedi. O an, bu evde asla kabul edilmeyeceğimi anladım.
Günler geçti. Ben çocuklarımla ilgilenmeye, ev işlerini yapmaya devam ettim. Ama içimdeki yara büyüdü. Bir gün, Emir bana sarılıp, “Anne, neden ağlıyorsun?” dedi. O an, çocuklarım için güçlü olmam gerektiğini anladım. Onlar için, kendim için, bu mücadeleyi bırakmayacaktım.
Şimdi, geceleri çocuklarımı uyuturken, içimden hep aynı soruyu soruyorum: Bir kadın, başka bir kadına neden bu kadar acımasız olur? Oğlunu sevdim diye, köyden geldim diye, neden hep eksik, hep yetersiz sayılırım? Sizce, bir gelin olarak bu mücadelede yalnız mıyım, yoksa benim gibi hisseden başka kadınlar da var mı?