Bir Torunun Gözünden: Ayrımcılığın Gölgesinde Büyümek

“Anne, lütfen! Babaanneye gitmek istemiyorum!” Elif’in sesi, apartman boşluğunda yankılandı. Küçük elleriyle montunu çekiştiriyor, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. “O beni sevmiyor! Sadece Ayşe ablayı ve onun oğlunu seviyor!”

İçimden derin bir nefes aldım. Elif’in gözyaşları, kendi çocukluğumun gölgelerini üzerime çekti. Annemin, ablamın çocuklarına gösterdiği sevgiyi bana ve Elif’e hiç göstermediğini yıllardır hissediyordum. Ama bunu Elif’e nasıl anlatabilirdim? “Elif’ciğim, babaanne bütün torunlarını sever. Bazen yanlış anlaşılmalar olur. Hadi, geç kalıyoruz,” dedim, montunun fermuarını çekerek.

Elif, ayakkabısını giymemek için direndi. “Dün Ayşe ablanın oğlu Kerem’e dondurma verdi, bana vermedi! Hem de ben de istedim!”

Bir an sustum. Ne desem boştu. Annemin evinde, Elif’in gözlerinden okunan o kırgınlığı, ben de yıllar önce yaşamıştım. Annem, ablamı ve onun çocuklarını her zaman daha çok severdi. Ben ise, sanki evin fazlalık çocuğuydum. Şimdi Elif’in de aynı acıyı yaşaması, içimi parçaladı.

Yolda, Elif’in küçük ellerini tutarken, kendi annemle olan ilişkimi düşündüm. Çocukken, annem bana hep “Ablan daha akıllı, sen biraz daha çalışkan olmalısın,” derdi. Ablamın başarıları göklere çıkarılır, benim çabalarım ise hep eksik bulunurdu. Şimdi ise, ablamın oğlu Kerem, annemin gözbebeği olmuştu. Elif ise, sanki evde fazlalık gibi hissediyordu.

Annemin kapısını çaldık. Kapı açılır açılmaz, annem Kerem’i kucakladı, başını okşadı. “Canım torunum, hoş geldin!” dedi. Elif ise, arkasında saklanarak bana baktı. Annem ona sadece başını sallayarak “Hoş geldin Elif,” dedi. O an, Elif’in gözlerinde bir damla yaş süzüldü.

İçeri girdik. Annem, Kerem’e çikolata uzattı. Elif’e ise, “Sen çikolata yeme, dişlerin çürür,” dedi. Elif’in dudakları büküldü. “Ama Kerem de yiyor!” diye itiraz etti. Annem, “O daha büyük, ona bir şey olmaz,” dedi. Elif, bana döndü: “Anne, ben de büyük değil miyim?”

O an, içimde bir şeyler koptu. “Anne, neden Elif’e böyle davranıyorsun?” dedim. Annem, şaşkın bir ifadeyle bana baktı. “Ne diyorsun kızım? Ben hepinizi aynı seviyorum.”

“Hayır, anne. Elif bunu hissetmiyor. Ben de hissetmiyorum. Sen hep ablamın çocuklarına daha yakınsın. Elif’i hep geri planda bırakıyorsun. O da çocuk, o da sevilmek istiyor.”

Annem, bir an sustu. Sonra yüzünü buruşturdu. “Sen de hep ablanı kıskandın zaten. Hep bir sorun buluyorsun. Benim kalbim herkese açık.”

Elif, sessizce odanın köşesine çekildi. Kerem ise, annemin kucağında gülüyordu. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Anne, ben çocukken de böyleydim. Sen hep ablamı kayırdın. Şimdi Elif de aynı şeyi yaşıyor. Lütfen, ona da biraz sevgi göster.”

Annem, gözlerini kaçırdı. “Seninle tartışmak istemiyorum. Çocuklar arasında ayrım yapmam. Sen de abartıyorsun.”

O an, Elif’in yanına gittim. Onu kucağıma aldım. “Kızım, seni çok seviyorum. Bazen büyükler yanlış yapabilir. Ama sen çok değerlisin,” dedim. Elif, başını omzuma yasladı. “Anne, ben neden sevilmiyorum?”

Bu soru, içimi dağladı. Kendi çocukluğumda da anneme defalarca sormuştum: “Anne, ben neden ablam kadar sevilmiyorum?” Annem ise, her defasında konuyu geçiştirirdi. Şimdi ise, Elif aynı acıyı yaşıyordu.

O gün, annemin evinden erken ayrıldık. Eve dönerken Elif sessizdi. Ben ise, annemin sevgisini neden hak etmediğimi, Elif’in ise neden aynı kaderi yaşadığını düşündüm. Belki de bazı yaralar, nesilden nesile aktarılıyordu.

Akşam, Elif’i uyuturken, saçlarını okşadım. “Kızım, bazen insanlar sevgilerini göstermekte zorlanır. Ama ben seni her şeyden çok seviyorum. Senin yanında olacağım,” dedim. Elif, gözlerini kapatırken, “Anne, senin annen seni de sevmiyor muydu?” diye sordu.

Bir an sustum. “Bazen, evet,” dedim. “Ama ben seni hep seveceğim.”

Gece boyunca uyuyamadım. Annemi aramak, onunla yüzleşmek istedim. Ama yıllardır birikmiş kırgınlıklar, kelimelerimi boğazımda düğümledi. Belki de annem, kendi annesinden böyle görmüştü. Belki de sevgiyi göstermeyi hiç öğrenememişti. Ama ben, Elif’in aynı acıyı yaşamasına izin vermeyecektim.

Ertesi gün, Elif okula giderken bana sarıldı. “Anne, bugün babaanneye gitmek zorunda mıyım?” diye sordu. “Hayır, kızım. Bugün birlikte parka gideceğiz,” dedim. Elif’in yüzünde ilk defa bir tebessüm gördüm. O an, annemin sevgisini kazanamayacağımı, ama Elif’e sevgimi gösterebileceğimi anladım.

Akşam, annem aradı. “Neden bugün gelmediniz?” diye sordu. “Anne, Elif’in üzülmesini istemiyorum. Lütfen, ona da biraz ilgi göster. O da senin torunun,” dedim. Annem, bir süre sessiz kaldı. “Belki de haklısın,” dedi. “Bazen farkında olmadan hata yapıyorum.”

O an, içimde bir umut yeşerdi. Belki de değişim mümkündü. Belki de annem, Elif’e sevgisini gösterebilirdi. Ama en önemlisi, ben Elif’e sevgimi gösterebiliyordum.

Şimdi düşünüyorum da, ailedeki bu görünmez ayrımcılık, kaç çocuğun kalbini kırıyor? Kaçımız, annemizin sevgisini hak etmek için çabalıyoruz? Sizce, ailede adaletli sevgiyi nasıl sağlayabiliriz?