Karanlıkta Başlayan Hayat: Bir Çöp Toplayıcısının Umutla Sınavı
“Anne, ben gidiyorum!” diye fısıldadım, evin sessizliğini bozmamaya çalışarak. Saat daha üç bile olmamıştı. Babamın horultusu, annemin uykulu nefesi ve kardeşimin mırıldanması arasında, eski montumu giyip ayakkabılarımı sessizce bağladım. İstanbul’un sabaha karşı soğuğu, yüzüme tokat gibi çarptı. Çöp arabasının yanına vardığımda, Mesut Abi çoktan gelmiş, sigarasını yakmıştı.
“Yine mi erken geldin, Emre?” dedi, gözleriyle beni süzerek. “Ders çalışacak vaktin kalıyor mu bari?”
Başımı eğdim. “Biraz… Gece yatmadan bakıyorum kitaplara.”
Mesut Abi güldü, ama gülüşünde acı vardı. “Senin yaşında ben de hayal kurardım. Sonra hayat öğretti; hayallerin çöpe atılır bazen.”
O an içimde bir şey kırıldı mı, yoksa daha da mı güçlendim bilmiyorum. Ama o sabah, çöp torbalarını arabanın arkasına atarken, ellerim titriyordu. Her torbada, sanki kendi geleceğimi taşıyordum.
Benim adım Emre Yıldız. 19 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç kardeşli bir ailenin en büyüğüyüm. Babam işsiz kaldığından beri evin yükü bana kaldı. Annem temizliklere gidiyor, ama yetmiyor. Ben de liseyi bitirip üniversite sınavına hazırlanırken, geceleri ve sabahları çöp topluyorum.
Lisede iyi bir öğrenciydim. Öğretmenim Ayşe Hanım bana hep “Senin gibi çocuklar bu ülkenin umudu,” derdi. O sözleri aklımdan hiç çıkmadı. Ama umut ne kadar dayanır, bilmiyorum.
Bir sabah, çöp kutusunun yanında eski bir kitap buldum: “Fizik Problemleri”. Tozunu silip cebime attım. O gün işten eve dönerken gözlerimden yaşlar süzüldü; çünkü o kitap bana bir gün mühendis olabileceğimi hatırlattı.
Eve vardığımda annem mutfakta sessizce ağlıyordu. “Ne oldu anne?” dedim.
“Elektrik faturasını ödeyemedik,” dedi kısık sesle. “Yarın kesecekler.”
O an içimdeki umutla çaresizlik birbirine karıştı. Kardeşim Zeynep’in odasına girdim; minik elleriyle oyuncak bebeğini tamir etmeye çalışıyordu.
“Abi, sen mühendis olunca benim için de oyuncak yapar mısın?” dedi gözleri parlayarak.
Gülümsedim ama içim kan ağlıyordu. “Tabii ki Zeynep’im.”
O gece ders çalışmaya oturdum; ama gözlerim sürekli faturanın üstündeki rakamlara kayıyordu. Babam ise koltukta sessizce oturuyor, gözlerini duvara dikmişti. Onun suskunluğu evdeki en ağır yük oldu hep.
Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki çocuklar bana “Çöpçü Emre!” diye bağırdı. İçlerinden biri elindeki pet şişeyi yere attı: “Al da bunu da topla!”
O an utançla öfke birbirine karıştı içimde. Eve koşarak girdim, kapıyı hızla kapattım. Annem arkamdan seslendi: “Oğlum, boşver onları.”
Ama boşvermek kolay mı? Herkesin küçümsediği bir işi yaparken, hayal kurmak kolay mı?
Bir akşam babamla tartıştık. “Senin bu okuma sevdandan bize hayır gelmedi!” dedi öfkeyle.
“Baba, başka ne yapabilirim? Ben de istemez miyim masa başı işim olsun? Ama elimden gelen bu!”
Babam sustu, gözleri doldu. O an anladım; onun da hayalleri vardı bir zamanlar.
Üniversite sınavına bir ay kala, işten eve dönerken yağmur başladı. Islanmış kitaplarımı korumaya çalışırken ayağım kaydı ve düştüm. Elimdeki kitaplar çamura bulandı. O an yerde yatarken gökyüzüne baktım ve içimden bağırdım: “Neden ben? Neden hep biz?”
Ama sonra Zeynep’in sesi kulaklarımda yankılandı: “Abi, sen mühendis olunca…”
O gece kitaplarımı temizledim, gözyaşlarımı silip tekrar çalışmaya başladım.
Sınav günü geldiğinde cebimde Mesut Abi’nin verdiği uğurlu anahtarlık vardı. “Senin gibi inatçı biri başarır,” demişti bana.
Sınavdan çıktığımda ellerim titriyordu; ama içimde bir umut vardı.
Aylar sonra sonuçlar açıklandığında annemle birlikte bilgisayar başında bekledik. Ekranda ismimi ve “Elektrik-Elektronik Mühendisliği” yazısını görünce annem bana sarıldı ve ağladı.
Ama sevinç kısa sürdü; çünkü kazandığım üniversite başka bir şehirdeydi ve oraya gitmek için paramız yoktu.
O gece ailece oturduk, konuştuk. Babam ilk kez bana sarıldı: “Sen git oğlum,” dedi. “Biz burada idare ederiz.”
O an anladım ki; bazen en büyük fedakarlıklar sessizce yapılır.
Şimdi yeni bir şehirdeyim; hala sabahları erken kalkıp temizlik işlerinde çalışıyorum. Ama her sabah kendime şunu soruyorum: Hayallerimiz uğruna ne kadar acıya katlanabiliriz? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?