Anne ve Babamın Yokluğunda Kalan Sessizlik: Gerçekten Israr Etmeye Değer Miydi?

“Neden gelmiyorlar anne?” diye sordum, gözlerim dolu dolu, elimde gelinliğimin ucunu sımsıkı tutarken. Annem, gözlerini kaçırdı. Babam ise, salona bile girmemişti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Oysa bu gün, hayatımın en mutlu günü olmalıydı. Emre’yle evleniyordum. Ama annem ve babam, o büyük salonda yoktu.

Her şey, Emre’yi aileme tanıttığım o akşam başlamıştı. Babam, Emre’nin işsizliğini, annem ise ailesinin başka şehirden olmasını sorun etmişti. “Kızım, biz seni okutmak için yıllarca çalıştık. Şimdi işsiz birine mi vereceğiz?” demişti babam. Annem ise, “Onların kültürü farklı, kızım. Bizim gibi değiller,” diye eklemişti. O an, Emre’nin gözlerinde kırgınlığı gördüm. O akşamdan sonra, Emre bir daha ailemin evine gelmek istemedi. Ben ise, iki arada bir derede kaldım. Bir yanda çocukluğumun geçtiği ev, diğer yanda hayatımı birlikte geçirmek istediğim adam.

Düğün hazırlıkları başladığında, annem ve babamla aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Her konuşmamız tartışmaya dönüyordu. “Bak, bu düğüne gelmezlerse, ben de bir daha o kapıdan içeri girmem,” dedi Emre bir gece. Gözleri kararlıydı. “Ama onlar benim ailem, Emre. Onları kaybetmek istemiyorum,” dedim. “Ya ben?” diye sordu. O an, ikisinin arasında sıkışıp kaldığımı hissettim.

Düğün günü geldiğinde, içimde bir umut vardı. Belki son anda gelirler, belki annem kapıdan girer, babam bana sarılır diye düşündüm. Ama olmadı. Nikah memuru ismimi okuduğunda, gözlerim salonda onları aradı. Yoktular. O an, içimde bir boşluk oluştu. Emre’nin elini sıktım, ama kalbim sızladı.

Düğünden sonra, annemle birkaç kez telefonda konuştum. Her seferinde, “Sen bizim sözümüzü dinlemedin,” dedi. Babam ise hiç konuşmadı. Emre, bu konuyu açmamı bile istemedi. “Geçmişi geçmişte bırak,” dedi. Ama ben bırakamadım. Her bayram, her özel günde, içimde bir eksiklik vardı. Emre’nin ailesiyle otururken, kendi ailemin yokluğunu daha çok hissettim.

Bir gün, Emre işten geç geldi. Yorgundu. “Yine mi anneni düşündün?” dedi. “Evet,” dedim. “Onlar da benim ailem, Emre. Onları affedemeyecek misin?” Emre, gözlerini kaçırdı. “Beni hiç kabul etmediler. Senin yanında olmamı istemediler. Nasıl affedeyim?” dedi. O an, onun da ne kadar kırıldığını anladım. Ama içimdeki boşluk, her geçen gün büyüyordu.

Yıllar geçti. Bir oğlumuz oldu. Oğlumun ilk doğum gününde, annemi aradım. “Anne, torununu görmek istemez misin?” dedim. Sessizlik oldu. Sonra, “Baban istemiyor,” dedi. O an, gözlerimden yaşlar süzüldü. Emre, beni teselli etmeye çalıştı. “Biz bir aileyiz artık,” dedi. Ama ben, kendi ailemin yokluğunu hiçbir şeyle dolduramadım.

Bir gece, oğlum uyurken, eski fotoğraflara baktım. Çocukluğum, annemin kucağında, babamın gülümsemesi… Hepsi birer anı olmuştu. O an, kendime sordum: Gerçekten değer miydi bu kadar ısrar etmeye? Belki de Emre haklıydı. Belki de geçmişi geçmişte bırakmalıydım. Ama içimde bir ses, “Aile her şeydir,” diyordu.

Bir gün, Emre işten geldiğinde, ona sarıldım. “Sence, ailemle tekrar konuşmalı mıyım?” dedim. Emre, uzun uzun düşündü. “Eğer bu seni mutlu edecekse, dene. Ama kendini daha fazla üzme,” dedi. O gece, annemi aradım. Telefonu açtı. “Anne, ben seni çok özledim,” dedim. Sessizlik oldu. Sonra, annem ağlamaya başladı. “Biz de seni özledik, kızım. Ama baban çok gururlu. O kırgınlığı hala atamadı,” dedi. O an, annemin de ne kadar acı çektiğini anladım.

O günden sonra, annemle gizli gizli konuşmaya başladık. Babam hiçbir şeyden habersizdi. Annem, oğlumun fotoğraflarını istedi. Gönderdim. Her defasında, “Keşke baban da görebilse,” dedi. Ama babam, hala konuşmuyordu.

Bir gün, oğlum hastalandı. Hastaneye kaldırdık. O an, annemi aradım. “Anne, oğlum çok hasta. Dualarını eksik etme,” dedim. Annem, ağlayarak dua etti. Oğlum iyileştiğinde, annem aradı. “Baban da çok üzüldü,” dedi. O an, içimde bir umut doğdu. Belki de zamanla, babam da yumuşar diye düşündüm.

Aylar geçti. Bir gün, kapı çaldı. Açtım. Karşımda annem ve babam vardı. Babam, gözlerini kaçırıyordu. Annem, bana sarıldı. Babam, oğluma baktı. Sonra, bana döndü. “Kızım, affedebilir misin bizi?” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Ben sizi hiç bırakmadım ki,” dedim. Babam, oğlumu kucağına aldı. O an, yılların kırgınlığı bir anda eridi gitti.

Şimdi, geçmişe baktığımda, yaşadıklarımızı düşünüyorum. Gerçekten değer miydi bu kadar gurura, bu kadar kırgınlığa? Belki de aile olmak, affetmeyi öğrenmekti. Siz olsanız, gururunuzu bir kenara bırakıp, sevdikleriniz için adım atar mıydınız? Yoksa sessizliğe teslim mi olurdunuz?