Kaynanam Durmak Bilmiyor: Sınırlar ve Fırtınalar Arasında
“Yine mi o?” diye içimden geçirdim, yağmurun cama vuran sesiyle karışan kapı ziliyle irkildiğimde. O an, mutfakta çayımı karıştırıyordum; oğlum Efe odasında ödev yapıyor, eşim Serkan ise işten henüz dönmemişti. Kapının önünde, yağmurdan sırılsıklam olmuş kaynanam, elinde poşetlerle dikiliyordu. Hiç aramadan, haber vermeden, yine gelmişti. İçimde bir öfke kabardı, ama aynı zamanda suçluluk duygusu da sardı içimi. Annem gibi sevemediğim, ama oğlumun babaannesi olan bu kadına ne diyecektim?
Kapıyı açtım, yüzümde zoraki bir gülümseme. “Hoş geldin, anne,” dedim, ama sesim titriyordu. O ise, sanki her şey yolundaymış gibi, “Kızım, yağmur bastırınca düşündüm ki, Efe’yi göreyim, hem de sana yardım edeyim,” dedi. Yardım… O kelimeyi duyunca içimden bir kahkaha kopası geldi. Çünkü onun yardımı, genellikle evin düzenini alt üst etmek, bana laf sokmak ve oğlumu şımartmaktan ibaretti.
Poşetleri mutfağa bıraktı, hemen dolapları açmaya başladı. “Şu dolabın içi yine karışmış, kızım. Senin işin gücün çok, ama biraz daha düzenli olsan keşke,” dedi. Dişlerimi sıktım. “Benim düzenim bana yetiyor, anne,” dedim, ama o duymamış gibi davranıp devam etti. Efe’nin odasına yöneldi, ben de peşinden gittim. “Efe, bak kim geldi!” dedim, ama oğlumun yüzünde de bir huzursuzluk vardı. O da bu ani baskınlardan hoşlanmıyordu.
Kaynanam, Efe’ye çikolata uzattı. “Babaannen sana en sevdiğin çikolatadan getirdi!” Oğlum teşekkür etti, ama gözleriyle bana baktı; sanki “Anne, ne olur bir şey yap” der gibiydi. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu müdahaleler, evime, hayatıma, anneliğime karışmalar… Artık yeterdi. Ama nasıl söyleyecektim? Serkan eve geldiğinde, annesinin burada olduğunu görünce şaşırmadı bile. Çünkü alışkındı. “Hoş geldin, anne,” dedi, sonra bana dönüp gözleriyle “Dayan biraz” der gibi baktı.
Akşam yemeği hazırlarken, kaynanam yine başladı: “Serkan küçükken böyle yemekler yemezdi. Ben ona hep sebze çorbası yapardım. Efe de biraz zayıf sanki, değil mi?” Sanki ben kötü bir anneymişim gibi. “Efe’nin doktoru kilosunun normal olduğunu söyledi, anne,” dedim. “Ama çocuklar bazen doktorlardan daha iyi anlaşılır, kızım. Sen bana bırak, ben ona güzel bir tarhana çorbası yaparım,” dedi. O an, sabrımın sonuna geldiğimi hissettim.
Yemekten sonra, mutfağı toplarken, kaynanam yanıma geldi. “Kızım, seninle bir şey konuşmak istiyorum,” dedi. İçimden “Yine ne var acaba?” diye geçirdim. “Bak, ben senin kötülüğünü istemem. Ama bu evde bazı şeyler eksik. Efe’yle daha fazla ilgilenmelisin. Serkan da çok yoruluyor. Senin de biraz daha gayretli olman lazım,” dedi. Gözlerim doldu. O an, yıllardır biriktirdiğim her şey ağzımdan döküldü: “Anne, ben elimden geleni yapıyorum. Ama sizin bu şekilde habersiz gelmeniz, her şeye karışmanız beni çok yoruyor. Lütfen, biraz anlayış gösterin. Benim de bir düzenim, bir sınırım var.”
Bir anlık sessizlik oldu. Kaynanamın gözleri büyüdü, sanki böyle bir tepki beklemiyordu. “Ben kötülük mü yapıyorum yani? Sadece yardımcı olmaya çalışıyorum!” dedi, sesi titriyordu. “Biliyorum, ama bazen yardım etmek istemediğimizde de saygı göstermek gerekir. Benim de bir annelik tarzım var. Lütfen, bana biraz alan bırakın,” dedim. O an, Serkan mutfağa girdi. “Ne oluyor burada?” dedi, sesi endişeliydi. “Hiçbir şey, sadece konuşuyoruz,” dedim, ama gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
Kaynanam, suratını asıp salona geçti. Serkan bana yaklaştı, “Biraz daha sabret, annem yaşlandı, yalnız hissediyor,” dedi. “Ama ben de yalnız hissediyorum, Serkan. Bu evde, kendi evimde bile rahat edemiyorum. Sen de bana destek olmalısın,” dedim. O an, Serkan’ın yüzünde bir şaşkınlık gördüm. Sanki ilk kez beni gerçekten dinliyordu. “Haklısın,” dedi sessizce. “Ama annemi de kırmak istemiyorum.”
O gece, kaynanam erkenden yatmaya gitti. Ben ise salonda, yağmurun sesini dinleyerek düşündüm. Ne zaman kendi hayatımın kontrolünü kaybettim? Ne zaman başkalarının istekleri, benim mutluluğumun önüne geçti? Sabah, kaynanam kahvaltıdan sonra gitmek için hazırlandı. Kapıdan çıkarken bana döndü: “Kızım, belki de haklısın. Ama ben de yalnızım. Sadece ailemi bir arada tutmak istiyorum,” dedi. Gözlerim doldu. “Biliyorum, anne. Ama bazen sevdiklerimizi korumak için, onların sınırlarına da saygı göstermemiz gerekir,” dedim.
Kaynanam gittiğinde, evde bir sessizlik oldu. Efe yanıma gelip sarıldı. “Anne, artık daha mutlu olacağız mı?” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Bilmiyorum oğlum, ama deneyeceğiz,” dedim. O günden sonra, Serkan’la daha çok konuştuk. Kaynanam aradığında, önce sormasını rica ettik. Zamanla, ilişkimizde bir denge kurduk. Ama hâlâ bazen, yağmurlu akşamlarda kapı zili çaldığında, içimde bir huzursuzluk beliriyor.
Şimdi düşünüyorum da, aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak değilmiş. Bazen en sevdiklerimizle bile sınır çizmek gerekirmiş. Peki sizce, ailede sınır koymak bencillik mi, yoksa kendini korumak mı? Siz olsanız ne yapardınız?