Bir Anne Yüreğinin Çığlığı: Oğlumu Geri Verin
“Ne olur, oğlumu bana geri verin! Ne isterseniz yaparım, yeter ki oğlumu benden almayın!” diye haykırdım, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken. Avukatım Elif Hanım’ın ofisinde, eski eşim Murat’ın soğuk bakışları arasında titreyen ellerimle masaya tutunmaya çalışıyordum. O an, hayatımın en kırılgan ve en çaresiz anıydı. Murat’ın dudaklarında küçümseyici bir tebessüm vardı. “Senin gibi bir anneye mi bırakacağım çocuğumu? Daha kendine hayrı yok!” dedi, sesi buz gibi. Elif Hanım araya girdi: “Lütfen, burada çocuğun iyiliğini konuşuyoruz. Kişisel meselelerinizi mahkemeye taşımayın.” Ama Murat dinlemiyordu bile. Onun için bu bir güç savaşıydı; benim için ise anneliğimin sınavı.
Her şey iki yıl önce başladı. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç odalı küçük evimizde huzursuzluk büyüyordu. Murat işsizdi, ben ise bir tekstil atölyesinde asgari ücretle çalışıyordum. Akşamları eve geldiğimde yorgunluktan ayakta zor duruyordum. Oğlum Emir ise sekiz yaşında, gözleriyle bana umut veren tek varlıktı. Ama Murat’ın öfkesi her geçen gün artıyordu. Bir gece, sofrada yine tartışmaya başladık. “Senin yüzünden bu haldeyiz!” diye bağırdı Murat. “Ben mi? Sen iş bulamıyorsun diye suçlu ben miyim?” dedim çaresizce. O an masadaki tabak yere düştü, Emir korkuyla odasına kaçtı.
O gece kararımı verdim. Annemin evine sığındım. Annem, “Kızım, sabret. Boşanmak kolay değil bu ülkede. Hele ki çocuğun varsa…” dedi ama ben artık dayanamıyordum. Ertesi gün boşanma davası açtım. Murat ise hemen karşı dava açtı: “Oğlumun velayetini istiyorum.”
Mahkeme günleri kabus gibiydi. Hakimin karşısında titreyen sesimle kendimi anlatmaya çalıştım: “Ben oğlumdan başka hiçbir şey istemiyorum.” Murat’ın avukatı ise beni karalamak için elinden geleni yaptı: “Müvekkilim işsiz olabilir ama çocuğun psikolojisi için babasının yanında kalması daha uygun.” Annem mahkemede ağladı: “Kızım iyi bir annedir, torunum ondan ayrılmasın.” Ama kimse annemin gözyaşlarını umursamıyordu.
Bir gün Emir’i okuldan almaya gittiğimde öğretmeni Derya Hanım beni kenara çekti: “Emir son zamanlarda içine kapanık. Evde bir sorun mu var?” Gözlerim doldu: “Her şey onun için daha iyi olsun diye uğraşıyorum ama elimden gelen bu kadar.” Derya Hanım elimi tuttu: “Çocuklar anneye ihtiyaç duyar. Sakın pes etme.”
Ama toplumun baskısı da ağırdı. Mahalledeki kadınlar arkamdan konuşuyordu: “Kocası işsiz diye evi terk etmiş, şimdi de çocuğu istiyor.” Bir gün markette karşılaştığım komşum Ayşe Abla, “Bak kızım, erkek çocuğu babadan ayırmak günah derler,” dedi usulca. O an içimdeki isyan büyüdü: “Peki ya anneden ayırmak günah değil mi?”
Mahkeme kararı açıklandığında dünya başıma yıkıldı. Hakim, ortak velayet kararı verdi ama Emir’in haftanın dört günü babasında kalmasına hükmetti. Oğlumun eşyalarını toplarken Emir bana sarıldı: “Anne, ben gitmek istemiyorum.” Gözyaşlarımı saklamaya çalıştım: “Seni her zaman seveceğim oğlum. Ne olursa olsun…”
Murat’ın evinde Emir’in alışamadığını biliyordum. Bir gece telefonum çaldı; Emir’in sesi titriyordu: “Anne, seni özledim.” O an dayanamadım, Murat’ı aradım: “Lütfen oğlumu bana ver. Sen de hayatına bakarsın.” Murat alaycı bir şekilde güldü: “Senin gibi aciz birine mi bırakacağım? Benim oğlum adam olacak!”
Geceleri uyuyamaz oldum. Annem sabahlara kadar dua ediyordu: “Allah’ım kızımı ve torunumu ayırma.” İş yerinde performansım düştü, patronum uyardı: “Zeynep Hanım, böyle giderse işten çıkarmak zorunda kalacağım.” Hayatımın her alanında kaybediyordum.
Bir gün Emir hastalandı; ateşi çıkmıştı ve Murat beni aramadı bile. Okuldan öğretmeni haber verdiğinde soluğu hastanede aldım. Emir’i kucağıma aldığımda içimdeki anne yüreği bir kez daha isyan etti: “Benim çocuğum bu haldeyken nasıl uzak durabilirim?” Doktor bana döndü: “Çocuklar stresli ortamlarda daha çok hastalanır.”
O gece annemle otururken içimi döktüm: “Anne, ben ne yapacağım? Oğlumu kaybetmekten korkuyorum.” Annem gözlerimin içine baktı: “Kızım, mücadele etmekten vazgeçme. Bu ülkede kadın olmak zor ama anne olmak daha da zor.”
Bir sabah kapımız çaldı; Murat’ın yeni sevgilisiyle geldiğini gördüm. Kadının gözlerinde zafer vardı. Murat bana döndü: “Artık hayatımı kurdum, Emir’i de yanıma alacağım.” O an içimdeki tüm acıyı haykırmak istedim ama sesim çıkmadı.
Aylar geçti; Emir benden uzaklaştıkça içimdeki boşluk büyüdü. Bir gün okulda veli toplantısında Murat ve sevgilisiyle karşılaştık. Emir bana koşmak istedi ama Murat izin vermedi. Diğer veliler fısıldaşıyordu: “Bak Zeynep’in haline… Çocuğu da elinden gitti.” O an utançla karışık bir öfke hissettim.
Bir gece Emir kapının önünde ağlayarak belirdi: “Anne, burada kalabilir miyim?” Sarıldık, saatlerce ağladık. Ama ertesi gün Murat polisle gelip oğlumu aldı. Komşular camdan izliyordu; kimse yardım etmedi.
Şimdi geceleri oğlumun odasında onun kokusunu içime çekerek uyuyorum. Her sabah işe giderken gözlerim dolu dolu oluyor. Hayat bana adil davranmadı ama ben anneliğimden vazgeçmedim.
Bazen düşünüyorum; bu ülkede bir kadının ve annenin hakkını kim savunacak? Oğlum için verdiğim mücadeleye değer miydi? Siz olsaydınız ne yapardınız?