Kayınvalidem Evliliğimi Bitirdi, Şimdi Oğlunun Geri Dönmesi İçin Yalvarıyor – Ama Artık Çok Geç
“Kamile, senin yüzünden oğlum değişti! Eskiden böyle değildi, şimdi bana bile yabancılaştı!” diye bağırıyordu kayınvalidem, Hatice Hanım, mutfağımda ellerini beline koymuş bir şekilde. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yine aynı tartışma, yine aynı suçlamalar… Oysa ben sadece mutlu bir yuva kurmak istemiştim.
Mehmet’le evlendiğimizde, hayallerimiz vardı. Küçük ama sıcak bir evimiz, birlikte kuracağımız bir hayat… Ama Hatice Hanım, oğlunu bana bırakmaya hiç niyetli değildi. Evliliğimizin ilk gününden itibaren, her şeye karıştı. Ne yemek yapacağımdan, hangi perdeyi asacağıma kadar her konuda fikrini belirtmekle kalmadı, çoğu zaman kendi dediğini yaptırdı. Mehmet ise annesinin karşısında susmayı tercih etti. “Annemin kalbi kırılır, idare et,” derdi hep. Ama ben her gün biraz daha yalnızlaştım, biraz daha yıprandım.
Bir gün, işten yorgun argın eve döndüğümde, Hatice Hanım’ın salonda oturduğunu gördüm. Anahtarını Mehmet vermiş, “İstediğin zaman gel anne,” demiş. O günden sonra, evimizde mahremiyet kalmadı. Sabahları mutfağa indiğimde, çaydanlığın başında Hatice Hanım’ı buluyordum. Akşamları televizyonun karşısında, Mehmet’le baş başa kalmak istediğimde, aramıza giriyordu. Bir keresinde, “Kamile, oğlumun gömleklerini yanlış yıkamışsın, ütü bile yapamamışsın,” dediğinde, gözlerim dolmuştu. Annemden uzakta, İstanbul’un kalabalığında tek başıma mücadele ediyordum. Mehmet ise annesinin yanında duruyor, bana destek olmuyordu.
Bir gece, artık dayanamayıp Mehmet’le konuşmak istedim. “Bak, bu şekilde devam edemem. Annene saygım sonsuz ama evimizde sürekli olması beni çok yoruyor. Biraz mesafe koymamız lazım,” dedim. Mehmet ise, “Sen annemi istemiyorsun, bencilce davranıyorsun,” diye bağırdı. O an, içimdeki umutlar bir bir sönmeye başladı. O gece sabaha kadar ağladım.
Zamanla, Hatice Hanım’ın baskısı daha da arttı. Komşulara bile hakkımda kötü şeyler söylemeye başladı. “Kamile oğlumu elinden aldı, bana düşman,” diyordu. Mahalledeki kadınlar bana tuhaf bakmaya başladı. Annemle telefonda konuşurken, “Kızım, sabret, evlilik böyle şeylerdir,” dedi. Ama ben sabrımın sonuna gelmiştim.
Bir gün, Mehmet işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Annem bugün bana çok kırılmış. Senin yüzünden eve gelmek istemiyor artık,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. “Mehmet, ben mi senin annen mi? Bir karar ver,” dedim. O ise, “Ben annemi asla bırakmam,” dedi. O gece, valizimi topladım ve annemin yanına döndüm.
Boşanma süreci çok zordu. Hatice Hanım, mahkemede bile bana iftira attı. “Kamile oğlumu kandırdı, evliliğimizi yıktı,” dedi. Mehmet ise sessizdi, annesinin arkasında durdu. Oysa ben sadece huzurlu bir yuva istemiştim.
Boşandıktan sonra, hayatımda ilk kez kendimi özgür hissettim. Annemin yanında, küçük bir odada yeniden hayata tutunmaya çalıştım. İşime daha çok sarıldım, kendime vakit ayırdım. Ama geceleri, yalnız kaldığımda, içimde bir boşluk hissediyordum. “Neden ben?” diye soruyordum kendime.
Aylar geçti. Bir gün, kapım çaldı. Açtığımda karşımda Hatice Hanım’ı gördüm. Gözleri yaşlıydı. “Kamile, oğlum perişan oldu. Sen gittikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne olur, geri dön. Oğlumun sana ihtiyacı var,” dedi. O an, içimde bir acı hissettim. Yıllarca bana hayatı zindan eden kadın, şimdi oğlunun mutluluğu için bana yalvarıyordu. Ama artık çok geçti. Kalbimdeki yaralar henüz kapanmamıştı.
“Hatice Hanım, ben elimden geleni yaptım. Ama siz oğlunuzu bana bırakmadınız. Şimdi dönsem, her şey yine aynı olacak. Ben artık kendim için yaşamak istiyorum,” dedim. O an, Hatice Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Keşke seni daha iyi tanısaydım, Kamile. Keşke oğlumu sana bırakabilseydim,” dedi.
O gün, kapıyı kapattıktan sonra uzun süre ağladım. Hayatımda ilk kez, bir kadının gözyaşında kendi acımı gördüm. Belki de hepimiz, sevdiklerimizi kaybetmeden değerini bilmiyoruz. Şimdi, geceleri yatağa uzandığımda, kendi kendime soruyorum: Bir kadının mutluluğu neden hep başkalarının onayına bağlı olmak zorunda? Sizce de artık kadınlar kendi hayatlarını seçme hakkına sahip değil mi?