Bu Ev Lokanta Değil, Zeynep!
“Zeynep, bu ev lokanta değil!” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. O an, elimdeki tencereyle kapının önünde duran dört çocuğa bakarken, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Kızım Zeynep’in arkadaşları, her zamanki gibi üst kata çıkmadan önce mutfağa uğramış, buzdolabını açıp ne var ne yok karıştırmaya başlamışlardı. Bir tanesi, adını bile zor hatırladığım Mert, “Teyze, dünden kalan börek var mı?” diye sordu. Diğeri, Elif, “Ben de limonata alabilir miyim?” dedi. Zeynep ise bana bakmadan, “Anne, çocuklar aç, bir şeyler hazırlayabilir misin?” diye ekledi.
O an, içimde bir öfke ve çaresizlik karışımı bir duygu yükseldi. Sanki kendi evimde misafirdim, sanki buzdolabımın anahtarı bende değil de onlardaydı. Kendi kızım bile bana bir yabancı gibi davranıyordu. Oysa ben bu evi, bu mutfağı, yıllarca alın terimle, uykusuz gecelerle, biriktirdiğim umutlarla kurmuştum. Şimdi ise, her gün başka çocuklar gelip gidiyor, ben ise sadece onların karınlarını doyuran bir aşçıya dönüşüyordum.
Zeynep’in babası, Cem, üç yıl önce bizi terk ettiğinde, bu evdeki tek yetişkin ben kalmıştım. O günden beri, Zeynep’in üstüne titredim. Onun mutlu olması için elimden geleni yaptım. Arkadaşlarıyla vakit geçirsin, yalnız hissetmesin diye kapımı herkese açtım. Ama zamanla, bu iyiliklerim bana yük olmaya başladı. Her gün okul çıkışı, Zeynep ve arkadaşları eve doluşuyor, ben ise mutfakta saatlerce börek, kek, poğaça yapıyordum. Bazen işten yorgun argın geldiğimde bile, “Anne, çocuklar aç, bir şeyler hazırlar mısın?” cümlesiyle karşılaşıyordum.
Bir gün, işten eve döndüğümde, mutfağın ortasında yere dökülmüş süt, kırılmış bir tabak ve gülüşen çocuklar buldum. Zeynep, “Anne, üzgünüm, yanlışlıkla oldu,” dedi. Ama içimdeki sabır taşı çatladı. “Burası menza mı Zeynep? Ben hizmetçi miyim?” diye bağırdım. O an, Zeynep’in gözlerinde bir korku ve şaşkınlık gördüm. Arkadaşları sessizce odadan çıkarken, Zeynep bana “Anne, neden bu kadar sinirlisin?” diye sordu.
O gece, yatağımda dönüp durdum. Kendi kendime, “Nerede hata yaptım?” diye sordum. Kızımın arkadaşlarına kapımı açmak mı hataydı? Yoksa kendi sınırlarımı çizememek mi? Annem hep derdi, “İyilik de bir yere kadar, kızım.” Ama ben, Zeynep’in yalnız kalmasından korktuğum için, kendi sınırlarımı unuttum.
Ertesi gün, iş yerinde bile aklım evdeydi. Arkadaşım Ayşe’ye derdimi anlattım. “Ayşe, evim artık bana ait değil. Kendi mutfağımda yabancı gibiyim,” dedim. Ayşe, “Zeynep’in arkadaşlarıyla arası iyi olsun diye kendini feda ediyorsun ama sonunda sen tükeniyorsun,” dedi. Haklıydı. O akşam eve dönerken, kararımı verdim. Artık bu düzene bir son vermeliydim.
Eve geldiğimde, yine aynı manzara: Zeynep ve arkadaşları mutfakta, buzdolabı açık, biri sandviç yapıyor, diğeri meyve suyu döküyor. Derin bir nefes aldım. “Çocuklar, bir dakika beni dinler misiniz?” dedim. Herkes sustu. “Burası bir menza değil. Ben de bir insanım, yoruluyorum. Bundan sonra, herkes kendi evinde yesin. Zeynep’in arkadaşları elbette gelebilir ama mutfağı karıştırmak yok. Anlaştık mı?” dedim.
Zeynep’in yüzü düştü. Arkadaşları sessizce başlarını salladı. O akşam, Zeynep odasına kapanıp ağladı. Kapısını çaldım, “Kızım, gel konuşalım,” dedim. “Anne, neden böyle yapıyorsun? Arkadaşlarım artık gelmek istemeyecek,” dedi. “Zeynep, ben seni çok seviyorum. Ama ben de insanım, yoruluyorum. Hem bu evde senin kadar benim de hakkım var. Sınırlarımızı bilmezsek, birbirimizi kaybederiz,” dedim.
O gece, Zeynep bana sarılıp ağladı. “Anne, özür dilerim. Seni düşünmedim,” dedi. Ben de ona sarıldım, “Ben de özür dilerim, kızım. Belki de baştan sınırlarımızı koymalıydık,” dedim.
Ertesi gün, Zeynep’in arkadaşları yine geldi ama bu sefer mutfağa girmediler. Zeynep, “Anne, bir çay yapabilir misin?” diye sordu. “Tabii, kızım,” dedim. Ama bu sefer, birlikte yaptık. Çayları beraber doldurduk, kekleri beraber kestik. O an, evimin yeniden bana ait olduğunu hissettim.
Bazen, iyi niyetle başladığımız şeyler, bizi yavaş yavaş tüketiyor. Sınır koymak, sevdiklerimizi kaybetmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, birbirimize daha çok değer vermemizi sağlıyor. Şimdi düşünüyorum da, acaba siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi evinizde yabancı gibi hissettiğiniz oldu mu hiç?