Sessizlikle Çığlık Arasında: Zeynep’in Hikayesi
“Bunu bana nasıl yaparsın, anne?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeylerin sonsuza dek değiştiğini hissettim. Annem, gözlerini kaçırarak, “Zeynep, anlaman lazım, başka çarem yoktu,” dedi. Oysa ben, onun başka bir adamla olan ilişkisini öğrendiğimde, dünyamın altüst olacağını hiç düşünmemiştim. Babamın yıllardır süren ilgisizliği, annemin yalnızlığı, hepsi bir anda gözümün önünde canlandı. Ama yine de, annemin ihanetiyle yüzleşmek, bana çocukluğumun güvenli limanını kaybettirmişti.
O gün, İstanbul’un gri bir kış sabahıydı. Evimizin salonunda, annemle babamın arasındaki soğukluk, havadaki nem gibi her yere sinmişti. Babam, sabah kahvaltısında gazeteye gömülmüş, annem ise sessizce çay dolduruyordu. Ben ise, içimde büyüyen huzursuzluğu bastırmaya çalışıyordum. O sırada telefon çaldı. Annem telaşla mutfağa koştu, sesi titriyordu. Kapı aralığından duyduğum fısıltılar, bana her şeyin yolunda olmadığını gösteriyordu. O an, içimde bir şüphe filizlendi. Annemin gözlerindeki korku, bana bir şeylerin yanlış olduğunu anlatıyordu.
Bir hafta sonra, annemin telefonunu yanlışlıkla elime aldığımda, mesajları gördüm. “Seni özledim, bir an önce görüşelim.” O an, kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Annemin bana yıllardır anlattığı fedakarlık hikayeleri, bir anda anlamını yitirdi. O gece, annemle yüzleşmeye karar verdim. “Anne, bana yalan mı söylüyorsun?” dedim. Gözleri doldu, elleri titredi. “Zeynep, ben de insanım. Yalnız kaldım, yıllarca babanla aynı evde yabancı gibi yaşadım,” dedi. O an, annemin de bir insan olduğunu, onun da acı çektiğini anladım ama yine de affedemedim.
Babam ise, her şeyden habersiz, kendi dünyasında yaşıyordu. Onun için aile, sadece bir sorumluluktu. Annemin gözyaşlarını, benim kırık kalbimi hiç görmedi. Bir akşam, annemle tartışırken, babam içeri girdi. “Ne oluyor burada?” diye sordu. Annem, “Artık böyle devam edemem,” dedi. Babam, ilk kez anneme baktı, gerçekten baktı. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu. Annem, “Ben yıllardır yalnızım, seninle konuşamıyorum, hissetmiyorum,” dedi. Babam, bir an sustu, sonra öfkeyle, “Bunca yıl sustun, şimdi mi konuşuyorsun?” diye bağırdı. O an, evimizdeki sessizlik yerini çığlığa bıraktı.
O günden sonra, evimizde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Annem, bir süre sonra evi terk etti. Babam, daha da içine kapandı. Ben ise, iki arada bir derede kaldım. Annemi suçladım, babama kızdım, ama en çok kendime öfkelendim. Neden hiçbir şey yapamadım? Neden ailemi bir arada tutamadım? Okulda, arkadaşlarımın mutlu aile hikayelerini dinlerken, içimde bir boşluk büyüdü. Kimseye anlatamadım yaşadıklarımı. Herkesin annesi babası el ele gezerken, ben annemin yokluğuna, babamın sessizliğine alışmaya çalıştım.
Üniversiteye başladığımda, hayatımda yeni bir sayfa açmak istedim. Ama geçmişim, gölgem gibi peşimden geliyordu. Bir gün, sınıfta yeni gelen bir çocukla tanıştım. Adı Emre’ydi. Gözlerinde bir sıcaklık, sesinde bir huzur vardı. Onunla konuşmak, bana iyi geliyordu. Emre, ailesinden bahsederken, gözleri parlıyordu. Bir gün, ona ailemden bahsettim. “Annem başka bir adamı sevdi, babam ise bizi hiç sevmedi,” dedim. Emre, elimi tuttu, “Herkesin hikayesi farklıdır Zeynep, önemli olan senin ne hissettiğin,” dedi. O an, ilk defa biri beni yargılamadan dinledi. İçimde bir umut filizlendi.
Ama hayat, bana bir kez daha acımasız yüzünü gösterdi. Annem, yıllar sonra aradı. “Zeynep, seni çok özledim, konuşmamız lazım,” dedi. İçimde bir öfke vardı ama aynı zamanda özlem de hissediyordum. Onunla buluşmaya karar verdim. Bir kafede oturduk. Annem, gözlerimin içine bakarak, “Sana çok haksızlık ettim, affedemeyeceğini biliyorum ama bil ki, ben de çok acı çektim,” dedi. O an, annemin de bir kadın, bir insan olduğunu, onun da sevilmeye ihtiyacı olduğunu anladım. Ama yine de, içimdeki kırgınlık geçmedi.
Babam ise, annemin gidişinden sonra daha da yalnızlaştı. Bir gün, hastaneden aradılar. Babam kalp krizi geçirmişti. Hastaneye koştuğumda, onu yatağında yalnız buldum. Elimi tuttu, “Kızım, ben iyi bir baba olamadım, seni koruyamadım,” dedi. Gözlerim doldu. “Baba, ben de seni anlamadım, belki de birbirimizi hiç anlamadık,” dedim. O an, yıllardır içimde biriken öfke, yerini hüzne bıraktı.
Yıllar geçti, ben kendi hayatımı kurmaya çalıştım. Emre’yle evlendim, küçük bir kızımız oldu. Ama geçmişim, her zaman bir gölge gibi peşimdeydi. Kızımı kucağıma aldığımda, annemi ve babamı düşündüm. Onların hatalarını tekrarlamamak için çabaladım. Ama bazen, kızımı severken, annemin bana sarıldığı anları hatırladım. Bazen de, babamın sessizliğini, kendi sessizliğimde buldum.
Şimdi, dokuz yıl sonra, hala kendimi toparlamaya çalışıyorum. Annemi affedebildim mi bilmiyorum. Babamı anlayabildim mi, ondan da emin değilim. Ama şunu biliyorum: Her ailede sessizlikle çığlık arasında bir yerde yaşanıyor hayat. Biz, o sessizliği çığlığa dönüştüremediğimiz için kaybettik belki de. Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız, affedebilir miydiniz? Ailenizin en çok güvendiğiniz kişisi sizi hayal kırıklığına uğratsa, ona ikinci bir şans verir miydiniz?