Beni Gönderen Koca: Evlilikte Yalnızlık Hikayem

“Seninle biraz ayrı kalmamız gerekiyor, Zeynep. Elif’le birlikte annenlere gitmeni istiyorum. Biraz nefes almam lazım.”

Murat’ın bu sözleri, mutfağın ortasında, elimde Elif’in biberonuyla öylece kalakalmama neden oldu. O an, sanki evin duvarları üstüme yıkıldı. Elif’in ağlaması, Murat’ın yüzündeki yorgun ve kararlı ifade, içimdeki fırtınayı daha da büyüttü. “Ama Murat, daha yeni doğdu kızımız. Ben de çok yorgunum. Neden birlikte atlatmıyoruz bu zorluğu?” dedim, sesim titreyerek. O ise gözlerini kaçırdı, “Zeynep, gerçekten çok yoruldum. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var. Lütfen, anlamaya çalış.”

O gece, Elif’i kucağıma alıp annemin evine giderken, içimdeki boşluk büyüdü. Annem kapıyı açtığında, gözlerimdeki yaşları saklayamadım. “Kızım, ne oldu?” dedi, endişeyle. “Murat… biraz yalnız kalmak istiyor,” dedim, kelimeler boğazımda düğümlenerek. Annem beni sarıldı, ama o sarılış bile içimdeki yalnızlığı silemedi. Elif’in ağlaması, geceleri uykusuz kalmam, Murat’ın mesaj atmaması… Hepsi üst üste geldi. Kendimi hem kötü bir eş, hem de yetersiz bir anne gibi hissetmeye başladım. Sanki Murat’ın beni göndermesi, başarısızlığımın bir kanıtıydı.

Geceleri Elif’i uyutmaya çalışırken, annemin eski odasında, duvarda asılı duran çocukluk fotoğraflarıma bakıp ağladım. “Nerede yanlış yaptım?” diye sordum kendime. Murat’la evlenirken, her şeyin üstesinden birlikte geleceğimize inanmıştım. Ama şimdi, en çok ihtiyacım olduğu anda, yalnız bırakılmıştım. Annem bazen, “Belki de Murat’ın da psikolojisi bozulmuştur, erkekler bazen böyle olur,” dedi. Ama içimde bir ses, bunun adil olmadığını söylüyordu. Ben de yorgundum, ben de korkuyordum. Neden yük hep kadının omuzunda olmalıydı?

Bir akşam, Elif’i uyuttuktan sonra, annemle mutfakta otururken, “Anne, ben kötü bir anne miyim?” diye sordum. Annem ellerimi tuttu, “Hayır kızım, sen çok güçlü bir kadınsın. Ama bazen erkekler sorumluluktan kaçar. Senin suçun değil.” dedi. O an, biraz olsun rahatladım. Ama Murat’tan hâlâ bir haber yoktu. Sadece arada bir, “İyi misiniz?” diye kısa mesajlar atıyordu. Ne bir özür, ne bir açıklama…

Bir gün, Murat’ın annesi aradı. “Zeynep, oğlum çok zorlanıyor. Ona biraz zaman ver, bak gör, her şey düzelir,” dedi. O an, içimde bir öfke yükseldi. “Ben de zorlanıyorum, ben de yalnızım!” diye bağırmak istedim. Ama sustum. Çünkü bizim toplumumuzda, kadınlar hep susar, hep sabreder. O gece, Elif’in başında beklerken, kendi anneliğimi, kadınlığımı sorguladım. “Acaba Murat haklı mıydı? Gerçekten de ona yük mü olmuştum?”

Günler geçtikçe, Murat’tan hâlâ bir dönüş olmadı. Annem, “Belki de biraz daha kal, kızım. Hem Elif de büyüyor, sana destek oluruz,” dedi. Ama ben, kendi evime, kendi hayatıma dönmek istiyordum. Bir akşam, Murat’a uzun bir mesaj yazdım: “Murat, ben de çok yoruldum. Elif’i büyütmek kolay değil. Ama bu yükü birlikte taşımazsak, nasıl aile olacağız? Lütfen konuşalım.”

Cevap gelmedi. O gece, Elif’in ağlamaları arasında, kendimi daha da yalnız hissettim. Sabah olduğunda, annem kahvaltı hazırlarken, “Kızım, bazen erkekler anneliğin ne kadar zor olduğunu anlamaz. Senin yerinde olsalar, bir gün bile dayanamazlar,” dedi. Haklıydı. Ama bu haklılık, içimdeki boşluğu doldurmuyordu.

Bir gün, Elif’in ateşi çıktı. Panikle Murat’ı aradım. “Murat, Elif’in ateşi var, hastaneye götürüyorum,” dedim. O ise sadece, “Geçmiş olsun, haber ver,” dedi. O an, Murat’ın bana ne kadar uzaklaştığını anladım. Eskiden olsa, hemen yanımıza koşardı. Şimdi ise, sanki yabancıydık.

Hastanede, Elif’i kucağımda beklerken, yanımdaki kadınla sohbet ettim. O da yeni doğum yapmış, eşiyle sorunlar yaşıyormuş. “Bazen, evlilikte en çok yalnız kaldığın an, aslında en çok yanında birine ihtiyaç duyduğun andır,” dedi. O sözler, içime işledi. Eve döndüğümde, anneme sarılıp ağladım. “Anne, ben bu yalnızlığa daha ne kadar dayanabilirim?”

Günler geçtikçe, Murat’tan hâlâ bir adım gelmedi. Elif büyüyor, ben ise her geçen gün biraz daha güçsüz hissediyordum. Bir akşam, Murat aradı. “Zeynep, biraz daha zamana ihtiyacım var. Lütfen anlayış göster,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. “Murat, ben de insanım. Benim de duygularım var. Yalnız bırakılmak, en çok ihtiyacım olduğu anda terk edilmek… Bunu hak etmedim,” dedim. O ise sustu. Telefonun ucunda, sadece sessizlik vardı.

O gece, Elif’i uyuturken, ona uzun uzun baktım. “Kızım, belki de hayat bazen en çok yalnız kaldığında, en güçlü olmayı öğretir insana,” dedim. Annem, “Kızım, ne olursa olsun, senin yanındayız,” dedi. Ama ben, bir aile olmanın, sadece kan bağıyla değil, birlikte mücadele etmekle mümkün olduğunu biliyordum.

Şimdi, Elif biraz daha büyüdü. Murat’la aramızda hâlâ mesafe var. Bazen düşünüyorum, bir evlilikte bu kadar yalnız kalmak mümkün mü? Bir kadın, hem anne hem eş olarak, bu kadar yükü tek başına taşımak zorunda mı? Sizce, bir evlilikte yalnız bırakılmak, affedilebilir mi? Yoksa bazı yaralar, asla kapanmaz mı?