Oda Artık Benim Değil: Bir Ailede Sessiz Fırtına
— Yine mi o çocuk geliyor anne? Daha geçen ay gitmedi mi?
Sesim titriyordu, ama annem gözlerini kaçırdı. Mutfakta, eski çaydanlığın fokurtusuyla karışan sessizlikte, annemin dudaklarından dökülen kelimeler, yüreğime ağır bir taş gibi oturdu. “Baran bu sefer biraz daha uzun kalacak, oğlum. Odanda ona yer açmanı istiyorum.”
O an, içimde bir öfke kabardı. Odam, benim sığınağım, duvarlarında çocukluğumun izleri, kitaplarım, posterlerim, gizli defterlerim… Şimdi hepsi bir yabancıya, hem de annemin ablasının oğluna açılacaktı. Baran, bizim kasabadan değil, İstanbul’dan geliyordu. Her gelişinde evin havası değişirdi. Annem ona özel yemekler yapar, babam onunla futbol konuşur, ben ise bir köşede unutulmuş gibi hissederdim.
O gün, mutfak penceresinden baktığımda, eski bir Tofaş’ın bahçeye girdiğini gördüm. Arabadan, uzun boylu, saçları dağınık, üstü başı buruşuk bir çocuk indi. Baran. Yanında iki büyük sırt çantası ve bir spor çantası vardı. Annem hemen ellerini kurulayıp kapıya koştu. “Hoş geldin Baran! Yorgun musun kuzum? Gel, hemen sana bir çorba koyayım.”
Baran bana bakıp gülümsedi. “Naber, Emir? Odanı biraz işgal edeceğim, kusura bakma.”
Kusura bakma… Sanki bu kadar kolaydı. O an, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Annem Baran’a sarılırken, ben kapının kenarında, kendi evimde fazlalık gibi hissettim. Baran’ın valizleri odamın köşesine yığıldı. Kitaplarımı, defterlerimi, bilgisayarımı toparlayıp yatağımın altına sıkıştırdım. Baran, yatağımın kenarına oturup, “Burada internet iyi çekiyor mu?” diye sordu. Sanki evin sahibi oydu.
İlk gece, Baran’la aynı odada uyumak zorunda kaldım. O, telefonunda bir şeyler izlerken, ben yorganı kafama çekip sessizce ağladım. Annem, “Baran’ı üzme, o da zor zamanlar geçiriyor,” dedi. Ama kimse benim ne hissettiğimi sormadı. Baran’ın annesiyle babası boşanmıştı, İstanbul’daki hayatı karışıkmış. Annem, “Biz aileyiz, birbirimize sahip çıkmalıyız,” deyip durdu. Ama ben, kendi odamda bile misafir gibi hissetmeye başlamıştım.
Günler geçtikçe, evdeki dengeler değişti. Annem, Baran’ın sevdiği yemekleri yapıyor, babam onunla maç izliyor, ben ise sofrada sessizce oturuyordum. Bir akşam, annem bana, “Emir, Baran’ın dersleri kötüymüş, ona biraz yardımcı olsan?” dedi. Sanki ben onun hizmetçisiydim. Baran, “Abi, sen matematikte iyisin, bana şu ödevde yardım etsene,” dediğinde, içimdeki öfkeyi zor bastırdım. Ona yardım ettim, ama her doğru cevabımda, sanki kendi hayatımdan bir şeyler eksiliyordu.
Bir gece, Baran’la tartıştık. Odamda, kitaplarımı karıştırırken, defterlerimden birini yere düşürdü. O defter, kimseye göstermediğim, en gizli düşüncelerimi yazdığım defterdi. Baran, sayfaları karıştırırken, “Vay be, ne çok yazmışsın. Aşık mı oldun yoksa?” diye dalga geçti. O an, ona bağırdım: “Burası benim odam! Eşyalarıma dokunma!”
Annem koşarak geldi, “Ne oluyor burada?” diye sordu. Baran, “Bir şey yok yenge, Emir biraz sinirlendi,” dedi. Annem bana kızdı: “Baran misafirimiz, ona böyle davranamazsın!”
O gece, yatağımda dönüp durdum. Annem, Baran’ın tarafını tutmuştu. Babam ise, “Oğlum, Baran’ın durumu zor, biraz anlayışlı ol,” dedi. Ama kimse bana anlayış göstermiyordu. Benim odam, benim hayatım, yavaş yavaş elimden kayıp gidiyordu.
Bir sabah, okula gitmek için hazırlanırken, Baran’ın telefonunu karıştırdığını gördüm. Telefonumda, arkadaşlarımla yazışmalarım, fotoğraflarım vardı. “Ne yapıyorsun?” diye sordum. Baran, “Sadece bakıyordum, şifreyi yanlışlıkla açtım,” dedi. O an, ona inanmadım. Anneme söyledim, ama annem, “Baran böyle bir şey yapmaz, abartıyorsun,” dedi. O an, annemin bana hiç inanmadığını, Baran’ı benden daha çok önemsediğini hissettim.
Okulda da işler iyi gitmiyordu. Arkadaşlarım, “Kuzeninle aynı odada nasıl yaşıyorsun?” diye dalga geçiyordu. Bir gün, en yakın arkadaşım Kerem, “Senin evde artık söz hakkın yok galiba,” dedi. O an, içimde bir utanç ve öfke karışımı hissettim. Eve dönmek istemiyordum. Okuldan sonra parka gidip saatlerce oturdum. Annem aradı, “Neredesin? Baran seni bekliyor, birlikte yemek yiyecektiniz,” dedi. Sanki Baran’ın hizmetçisiydim.
Bir akşam, babamla mutfakta yalnız kaldık. Ona, “Baba, odamı geri istiyorum. Baran’la aynı odada kalmak istemiyorum,” dedim. Babam derin bir iç çekti. “Oğlum, Baran’ın ailesi dağıldı. Bizim de başımıza gelse, onlar bize bakardı. Biraz sabret.”
Ama ben sabredemiyordum. Her geçen gün, kendi evimde daha da yalnızlaşıyordum. Baran, evde iyice rahatlamıştı. Annemle mutfağa girip espriler yapıyor, babamla maç izliyor, ben ise odanın köşesinde sessizce kitap okuyordum. Bir gün, Baran’ın annesi aradı. Annem telefonda, “Baran burada çok mutlu, hiç merak etme abla,” dedi. O an, içimde bir isyan yükseldi. Ben mutsuzdum, ama kimse bunu görmüyordu.
Bir gece, Baran’la büyük bir kavga ettik. Odamda, bilgisayarımda oyun oynarken, Baran gelip, “Biraz da ben oynayacağım,” dedi. “Hayır, şimdi benim sıram,” dedim. Baran, “Sen hep bencilsin Emir,” diye bağırdı. O an, sinirlerim boşaldı. “Bencil olan sensin! Benim odamı, hayatımı aldın! Herkes seni düşünüyor, kimse beni umursamıyor!” diye bağırdım. Annem koşarak geldi, “Yeter artık! Emir, Baran’a böyle davranamazsın!” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Benim de duygularım var anne! Ben de senin oğlunum!” dedim. Annem sustu, ilk kez gözlerime baktı. Ama yine de Baran’ın tarafını tuttu.
O gece, yatağımda ağlarken, hayatımın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını anladım. Kendi evimde, kendi odamda, bir yabancı gibi hissediyordum. Baran, belki de gerçekten zor zamanlar geçiriyordu, ama ben de yalnızdım. Kimse benim ne hissettiğimi sormadı, kimse bana sarılmadı.
Şimdi, odamın köşesinde oturup, duvarlara bakıyorum. Her şey değişti. Annem hâlâ Baran’a özel yemekler yapıyor, babam onunla maç izliyor. Ben ise, kendi evimde, kendi odamda, bir misafir gibi yaşıyorum. Acaba, bir gün annem ve babam benim de hislerimi fark edecek mi? Yoksa, bu evde hep bir yabancı olarak mı kalacağım?
Sizce, bir çocuğun kendi odası elinden alınırsa, o ev hâlâ onun evi midir? Yoksa, bazen en büyük yalnızlık, en kalabalık evde mi yaşanır?