Kayınpederimle Aynı Evde: Birlikte Yaşamanın Zorluğu ve Kırılma Noktası
“Yine mi ocağın altını açık bıraktın?” Kayınpederimin sesi mutfağın kapısından içeriye adeta bir hançer gibi saplandı. Elimdeki çay bardağı titredi, dudaklarımda yarım kalmış bir cümleyle ona döndüm. “Hayır, kapattım. Sadece çaydanlıkta su vardı.” dedim, ama sesim o kadar cılızdı ki, kendi kulaklarım bile duymadı. O ise duymuştu, ama umursamamıştı. Gözleriyle mutfağı taradı, sonra bana küçümseyici bir bakış attı. “Bu evde düzen yok, her şey başıboş,” dedi ve arkasını dönüp salona geçti. O an, altı yıllık evliliğimizde yaşadığım tüm zorluklar bir anda gözümün önünden geçti. Ama hiçbir şey, bu adamın evimize girmesiyle başlayan huzursuzluğa benzemiyordu.
Eşim Serkan, babasının taşınacağını söylediğinde, içimde bir huzursuzluk hissetmiştim. Ama ona belli etmemeye çalıştım. “Babam yaşlandı, yalnız kalamaz,” dediğinde, onun gözlerindeki çaresizliği gördüm. Kendi babamı kaybettiğimde hissettiğim boşluğu hatırladım ve sustum. Ama kayınpederim, Mustafa Bey, ilk günden itibaren evin düzenini değiştirmeye başladı. Sabahları erkenden kalkıp televizyonun sesini sonuna kadar açıyor, oğluna sürekli iş bulması için baskı yapıyor, bana ise evin hanımı olduğumu ama hiçbir şeyi doğru yapamadığımı ima eden sözler söylüyordu. Oğlumuz Ege ise, dedesinin yanında sessizleşiyor, odasına kapanıyordu.
Bir akşam, Serkan işten yorgun argın döndü. Sofrada üçümüz otururken, Mustafa Bey yine başladı: “Serkan, senin işin ne zaman düzelecek? Eskiden böyle miydin? Şimdi karın çalışıyor, sen evde oturuyorsun. Erkek dediğin evi geçindirir!” Serkan’ın gözleri yere indi, ben ise içimden fırtınalar koparken sessiz kaldım. O an, oğlumuzun gözlerinde korku gördüm. Ege, çatalını bırakıp odasına kaçtı. Sofrada bir sessizlik oldu. Mustafa Bey, tabağındaki yemeği karıştırırken, “Bu evde kimse beni dinlemiyor,” diye homurdandı. O gece, Serkan’la ilk defa bu kadar büyük bir kavga ettik. “Baban bana saygı duymuyor,” dedim. “Sen de bir şey demiyorsun!” O ise, “Ne yapabilirim? O benim babam!” diye bağırdı. O gece, ilk defa oğlumun odasında uyudum.
Günler geçtikçe, evdeki hava daha da ağırlaştı. Mustafa Bey, evin anahtarını cebine koyup istediği saatte çıkıp gelmeye başladı. Bazen sabah namazına camiye gidiyor, bazen de eski arkadaşlarıyla buluşup eve geç geliyordu. Her seferinde, eve döndüğünde bana hesap soruyordu: “Ege neden bu kadar sessiz? Sen ona bakamıyor musun? Serkan neden iş bulamıyor? Senin yüzünden mi?” Bu sorular, her gün biraz daha içimi kemiriyordu. Annemle telefonda konuşurken, sesimi titreyerek alçaltıyordum. “Anne, dayanamıyorum. Kendi evimde yabancı gibiyim,” dedim. Annem ise, “Sabret kızım, evlilik böyle şeyler. Zamanla alışır,” dedi. Ama ben alışamıyordum.
Bir gün, Ege okuldan ağlayarak geldi. “Anne, dedem bana kızdı. Odamı toplamadım diye bağırdı. Ben istemiyorum dedemin burada kalmasını!” O an, oğlumun gözyaşları içime aktı. Ona sarıldım, “Her şey düzelecek oğlum,” dedim ama kendim bile inanmıyordum. O gece, Serkan’la bir kez daha tartıştık. “Baban oğlumu korkutuyor!” dedim. Serkan ise, “Babam yaşlı, huysuzluk yapıyor. Biraz daha sabret,” dedi. Ama sabrım kalmamıştı.
Bir sabah, Mustafa Bey mutfakta bana bağırdı. “Bu kahvaltı nedir? Eskiden annem böyle hazırlamazdı! Sen hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun!” O an, elimdeki bardağı tezgaha bıraktım. “Yeter!” diye bağırdım. “Burası benim evim! Ben elimden geleni yapıyorum! Sizinle aynı evde yaşamak zorunda değilim!” O an, Serkan mutfağa koştu. “Ne oluyor burada?” dedi. Mustafa Bey, “Karın bana bağırıyor! Ben bu evde huzur bulamıyorum!” dedi. Serkan bana döndü, “Biraz daha sabret, babam yakında gidecek,” dedi. Ama ben artık sabredemiyordum.
O gün, Ege’yi alıp parka gittim. Bankta otururken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Yanıma yaşlı bir kadın oturdu. “Kızım, iyi misin?” dedi. Ona içimi döktüm. “Kayınpederimle aynı evde yaşıyoruz. Eşim arada kaldı. Oğlum mutsuz. Ben de tükeniyorum.” Kadın, “Evde huzur yoksa, kimse mutlu olamaz. Eşinle konuş, sınırlarını çiz,” dedi. O an, ilk defa bir yabancının sözleriyle kendime geldim.
Eve döndüğümde, Serkan’ı karşıma aldım. “Bak Serkan, ben bu şekilde yaşayamam. Oğlumuz mutsuz, ben mutsuzum. Ya babanla konuşup bir çözüm bulursun, ya da ben Ege’yle anneme giderim. Bu evde huzur kalmadı.” Serkan, ilk defa gözlerimin içine uzun uzun baktı. “Haklısın,” dedi. “Babamı çok seviyorum ama seni ve oğlumu kaybetmek istemem. Babamla konuşacağım.”
O gece, Serkan babasıyla uzun uzun konuştu. Kapalı kapıların ardında sesler yükseldi, sonra sessizlik oldu. Ertesi sabah, Mustafa Bey valizini topluyordu. Bana bakmadan, “Benim yerim burası değilmiş,” dedi. O an, içimde bir boşluk hissettim. Ona kızgın olsam da, bir insanın kendini yalnız hissetmesi acıydı. Ama ailemin huzuru için başka çarem yoktu.
Şimdi, evimizde yeniden sessizlik var. Ege gülüyor, Serkan’la aramız düzeldi. Ama içimde hâlâ bir sızı var. Acaba başka türlü davranabilir miydim? Ya da, aile olmak bazen birini üzmek pahasına kendi sınırlarını korumak mıdır? Siz olsaydınız ne yapardınız?