Ailem Kamile’yi İstemedi: Bir Sevda ve Direniş Hikayesi
“Bu kız sana göre değil, Oğuz!” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Babam, gözlüğünün üzerinden bana bakarken, “Oğlum, annen haklı. Biz senin iyiliğini istiyoruz,” dedi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Kamile’yi ilk kez üniversitede gördüğümde, hayatımda hiç hissetmediğim bir sıcaklıkla karşılaşmıştım. Onun gülüşü, bana çocukluğumun en güzel yaz akşamlarını hatırlatıyordu. Ama şimdi, ailemin soğuk bakışları arasında, o gülüşü savunmak zorundaydım.
Kamile’yle tanışmamız, İstanbul Üniversitesi’nin kalabalık koridorlarında olmuştu. O gün, yağmurdan kaçarken sığındığım kantinde, yan masada oturuyordu. Elinde kalın bir kitap, gözlerinde yorgun ama umutlu bir ifade vardı. Yanına oturup, “Yağmurdan kaçarken hayatıma girdin,” demiştim şakayla karışık. O da gülümsemişti, “Belki de hayatın yağmurlu bir gününde tanışmamız gerekiyordu,” diye cevap vermişti. O günden sonra, her şey hızla gelişti. Birlikte ders çalıştık, sınavlara hazırlandık, mezuniyetimizi birlikte kutladık. Kamile, bana sadece sevgili değil, en yakın dostum olmuştu.
Ama ailem… Onlar için Kamile, hep bir yabancıydı. Annem, “Kızın ailesi yok, kökü belli değil,” derdi. Oysa Kamile’nin annesi ve küçük kız kardeşiyle kurduğu küçük ama sıcacık bir dünyası vardı. Babası, Kamile küçükken onları terk etmişti. Kamile, annesine destek olmak için lisede çalışmaya başlamış, üniversitede ise hem okuyup hem de kafede garsonluk yapmıştı. Onun bu azmi, bana ilham veriyordu. Ama annem için bu, “Bizim ailemize uygun değil,” demekti.
Bir akşam, Kamile’yle Kadıköy’de bir kafede otururken, gözleri doldu. “Oğuz, aileni üzmek istemiyorum. Belki de ben gerçekten sana uygun değilim,” dedi. Elini tuttum, “Sen benim hayatımsın. Onlar da bunu anlamak zorunda,” dedim. O an, Kamile’nin gözlerinde hem umut hem de korku vardı. O korkuyu, ben de hissediyordum. Çünkü ailemin onayını almadan bu ilişkiyi sürdürmek, her geçen gün daha da zorlaşıyordu.
Bir gün, annem beni karşısına aldı. “Bak oğlum, Kamile iyi bir kız olabilir ama bizim çevremize, ailemize uygun değil. Komşular ne der? Düğünde kim gelecek? Kızın babası yok, annesi gariban. Senin için daha iyi birini buluruz,” dedi. O an, içimde öyle bir öfke yükseldi ki, kendimi zor tuttum. “Anne, ben Kamile’yi seviyorum. Onun geçmişiyle değil, kalbiyle ilgileniyorum,” dedim. Annem gözlerini kaçırdı, “Aşk geçer oğlum, aile kalır,” dedi. O gece, odama kapanıp sabaha kadar düşündüm. Bir yanda çocukluğumdan beri bana kol kanat geren ailem, diğer yanda hayatımın anlamı olan Kamile…
Babam ise daha sessizdi. Bir akşam, balkonda otururken yanıma geldi. “Oğlum, annenin söylediklerini yabana atma. Biz senin kötülüğünü istemeyiz. Ama hayat uzun, insanın yanında ailesi olmalı. Kamile iyi bir kız olabilir ama ileride pişman olmanı istemeyiz,” dedi. Gözlerim doldu, “Baba, ben Kamile’yle mutlu olacağıma inanıyorum. Onunla hayatı paylaşmak istiyorum,” dedim. Babam başını salladı, “Karar senin, ama unutma, her kararın bir bedeli olur,” dedi. O an, içimde bir boşluk oluştu. Sanki ne yaparsam yapayım, bir yanım eksik kalacaktı.
Kamile’yle ilişkimiz, ailemin baskısı arttıkça daha da güçlendi. Birbirimize daha çok sarıldık, daha çok konuştuk. Ama Kamile, her geçen gün daha da içine kapanıyordu. Bir gün, bana, “Oğuz, senin için savaşmak istiyorum ama bazen kendimi çok yorgun hissediyorum. Senin ailenle aramda hep bir duvar olacak gibi geliyor,” dedi. Onu kollarıma aldım, “O duvarı birlikte yıkacağız,” dedim. Ama içimde bir korku vardı: Ya başaramazsak?
Mezuniyetimizden sonra, Kamile yüksek lisansa devam etmek istedi. Ben de aynı bölümü seçtim, birlikte ders çalışmaya devam ettik. Ama ailem, Kamile’yle evlenmemi istemiyordu. Annem, bana sürekli başka kızlardan bahsediyor, “Bak, Ayşe’nin kızı çok iyiymiş, hem ailesi de zengin,” diyordu. Ben ise her seferinde, “Anne, ben Kamile’yi seviyorum,” diyordum. Annem, “Aşk karın doyurmaz oğlum,” diye söyleniyordu. Babam ise, “Biraz düşün, acele etme,” diyordu.
Bir gün, Kamile’yi ailemle tanıştırmaya karar verdim. Evimize davet ettim. Kamile, en güzel elbisesini giydi, saçlarını topladı. Heyecandan elleri titriyordu. Annem, onu kapıda soğuk bir ifadeyle karşıladı. Masada, Kamile’ye sürekli sorular sordular: “Ailen ne iş yapıyor? Nerede oturuyorsunuz? Babandan haber var mı?” Kamile, her soruya sabırla cevap verdi. Ama annemin bakışlarında hep bir küçümseme vardı. O akşam, Kamile eve dönerken ağladı. “Senin ailen beni asla kabul etmeyecek, Oğuz,” dedi. Ona sarıldım, “Zamanla alışacaklar,” dedim. Ama içimde bir umutsuzluk vardı.
Aylar geçti. Ailem, Kamile’yle görüşmemi istemedi. Ben ise gizli gizli onunla buluşmaya devam ettim. Bir gün, annem odamda Kamile’yle çekilmiş fotoğraflarımızı buldu. “Oğuz, ya biz ya o kız!” diye bağırdı. O an, hayatımın en zor seçimini yapmak zorunda kaldım. Kamile’yi aradım, “Seni bırakmamı istiyorlar,” dedim. Kamile, sessiz kaldı. Sonra, “Oğuz, ben seni seviyorum ama senin ailenle savaşacak gücüm kalmadı. Belki de gitmemiz gerekiyor,” dedi. O an, içimde bir şeyler yıkıldı. “Hayır, birlikte kalacağız,” dedim. Ama Kamile, “Bazen sevmek, bırakmak demektir,” dedi.
O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Ailemle tartıştım, bağırdım, ağladım. Ama annem, “Bizim için artık oğlum yok,” dedi. Babam, sessizce odasına çekildi. O an, kendimi yapayalnız hissettim. Kamile’yi aradım, “Kaçalım, birlikte yeni bir hayat kuralım,” dedim. Kamile, uzun süre sessiz kaldı. Sonra, “Oğuz, ben senin ailenle barış içinde yaşamak isterdim. Ama senin için her şeyi göze alırım,” dedi.
Ertesi gün, Kamile’yle küçük bir nikah kıydık. Yanımızda sadece onun annesi ve kız kardeşi vardı. Ailem, düğünümüze gelmedi. O an, hem mutluydum hem de içimde büyük bir boşluk vardı. Kamile’yle yeni bir hayata başladık. Zorluklar yaşadık, maddi sıkıntılar çektik. Ama birbirimize hep destek olduk. Yıllar geçti, ailemle aramızdaki buzlar yavaş yavaş eridi. Annem, torununu ilk kez kucağına aldığında gözleri doldu. “Belki de seni anlamakta geç kaldım, oğlum,” dedi.
Şimdi, geçmişe dönüp bakınca, verdiğim kararın bedelini ve anlamını düşünüyorum. Aşk için ailemi karşıma almak doğru muydu? Yoksa ailemin dediği gibi, aşk geçici bir heves miydi? Siz olsaydınız, ne yapardınız? Sevdiğiniz için her şeyi göze alır mıydınız?