Babam İçin Böbreğimi Vermedim: Kötü Bir Evlat Mıyım?

“Elif, bana yardım etmek zorundasın. Sen benim kızımsın!” Babamın sesi, mutfağın soğuk duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Annem, köşede sessizce ağlıyordu. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim korku, öfke ve suçluluk, boğazıma düğümlendi. Babam, böbrek yetmezliğiyle mücadele ediyordu ve doktorlar aileden birinin uygun olabileceğini söylemişti. Annem yaşlıydı, abim ise askerdeydi. Gözler babamdan bana, oradan anneme gidip geliyordu.

Babamın bana ilk defa böyle muhtaç olduğunu görmek, içimde garip bir his uyandırdı. Ama aynı adam, çocukluğumdan beri bana ve anneme bağıran, bazen elini kaldıran, bizi korkuyla terbiye etmeye çalışan adamdı. Onun yanında büyümek, her gün tetikte olmak demekti. Okuldan eve dönerken, kapının önünde ayakkabılarının olup olmadığını kontrol ederdim. Eğer evdeyse, içeri girmeden önce derin bir nefes alırdım. Annemle göz göze geldiğimizde, ikimizin de gözlerinde aynı korkuyu görürdüm.

Bir keresinde, ilkokuldayken, sadece tabağımdaki yemeği bitirmediğim için bana tokat atmıştı. Annem araya girmeye çalışınca, ona da bağırmıştı. O gece, yorganın altında sessizce ağlamıştım. O günden sonra, babamın yanında hep dikkatli olmaya çalıştım. Onun sevgisini kazanmak için çabaladım, ama hiçbir zaman yeterli olmadım.

Şimdi ise, yıllar sonra, bana hayatı boyunca vermediği sevgiyi, bir böbrek karşılığında mı vermeye çalışıyordu? “Elif, bak kızım… Benim başka şansım yok. Senin yardımına ihtiyacım var. Sen olmasan ben ne yaparım?” dedi. Sesi titriyordu, ama ben o titremede çaresizlikten çok, alıştığı otoritesini kaybetmenin öfkesini hissettim. Annem ise, “Kızım, baban sensiz ne yapar? Allah korusun, başına bir şey gelirse vicdan azabı çekersin,” dedi. Annemin gözleri yaşlıydı, ama ben onun da yıllarca bu adamdan korktuğunu biliyordum.

O gece, odama çekildim. Yastığa başımı koyduğumda, içimde fırtınalar kopuyordu. Bir yanda, babamın bana yaptıkları, diğer yanda onun çaresizliği. Kendi kendime sordum: “Bir insan, kendisine kötülük yapan birine yardım etmek zorunda mı?”

Ertesi gün hastaneye gittik. Kan testleri yapıldı. Doktor, “Elif Hanım, böbreğiniz uygun görünüyor,” dediğinde, babamın gözlerinde bir anlık umut parladı. Ama ben, kararımı vermemiştim. Annem, “Kızım, bak baban çok pişman. Geçmişte ne olduysa oldu, şimdi ailene sahip çıkman lazım,” dedi. Ama annemin bu sözleri, bana yıllarca susturulan acılarımızı hatırlattı.

Bir hafta boyunca, geceleri uyuyamadım. Babamın bana attığı tokatları, anneme bağırışlarını, evdeki huzursuzluğu düşündüm. Sonra, onun hastane odasında bana uzattığı eli… O el, bana çocukluğumda korku veren, şimdi ise yardım isteyen bir eldi.

Bir akşam, babamla yalnız kaldık. “Elif, bak… Benim de hatalarım oldu. Ama ben senin babanım. Beni böyle bırakma,” dedi. Gözlerinde yaşlar vardı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Baba, sen bana hiç baba gibi davranmadın. Benim çocukluğumu çaldın. Şimdi benden hayatımı istiyorsun. Sence bu adil mi?” dedim. Babam sustu. İlk defa, göz göze geldik. O an, yılların yükü ikimizin de omuzlarına çöktü.

Ertesi gün, annem bana sarıldı. “Kızım, ne karar verirsen ver, arkandayım,” dedi. Ama gözlerinde, yine de bir beklenti vardı. Akrabalar aramaya başladı. “Elif, babana yardım etmezsen günahına girersin,” dediler. Komşular, “Aile her şeydir, affetmek büyüklüktür,” diye nasihat verdi. Ama kimse, bizim evde neler yaşandığını bilmiyordu. Kimse, geceleri korkudan titreyerek uyuduğumu, annemin gizlice ağladığını bilmiyordu.

Bir sabah, kararımı verdim. Hastaneye gidip doktorla konuştum. “Ben böbreğimi vermek istemiyorum,” dedim. Doktor şaşırdı. “Ailenizle konuştunuz mu?” diye sordu. “Evet, konuştum. Ama bu benim bedenim, benim kararım,” dedim. O an, içimde bir özgürlük hissettim. Yıllarca babamın gölgesinde yaşadıktan sonra, ilk defa kendi kararımı veriyordum.

Babam, haberi alınca öfkelendi. “Sen nasıl evlat oldun? Benim sana yaptıklarımın karşılığı bu mu?” diye bağırdı. Annem ağladı. Akrabalar aradı, suçladı. Ama ben, ilk defa kendim için bir şey yapmıştım.

Günler geçti. Babam, başka bir donör aramaya başladı. Ben ise, içimdeki suçlulukla mücadele ettim. Her gece, “Acaba yanlış mı yaptım?” diye düşündüm. Ama sonra, çocukluğumu, yaşadığım acıları hatırladım. Bir insan, kendisine kötülük yapan birine yardım etmek zorunda mı? Aile her şey midir, yoksa bazen kendimizi korumak da bir haktır?

Şimdi, bu satırları yazarken hâlâ içimde bir boşluk var. Babamla aramızda bir duvar örüldü. Annemle ilişkimiz eskisi gibi değil. Ama ben, ilk defa kendi sınırlarımı çizdim. Belki de, affetmek bazen uzak durmak demektir.

Sizce, bir insan geçmişte ona zarar veren birine yardım etmek zorunda mı? Yoksa bazen kendimizi seçmek de bir cesaret midir?