Evimizi Çocuklarımızın Üzerine Yapmak: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Zeynep, bence artık evimizi çocuklarımızın üzerine yapalım,” dedi Mehmet, gözlerini kaçırarak. O an mutfakta, akşam yemeği için soğan doğrarken ellerim titremeye başladı. Sanki bıçağı yanlışlıkla parmağıma saplamış gibi bir acı hissettim içimde. 18 yıllık evliliğimizde ilk defa, Mehmet’in bana yabancılaştığını hissettim.

“Ne demek istiyorsun Mehmet? Neden şimdi?” dedim, sesim titreyerek. O ise, “Çocuklarımız büyüyor, ileride sorun çıkmasın. Hem, biliyorsun, ben daha önce bir evlilik yaşadım. O hataları tekrar etmek istemiyorum,” dedi. O an, geçmişinin gölgesi mutfağımızın duvarlarına yansıdı. Mehmet’in ilk evliliğinden olan kızı Elif’i düşündüm. Elif’i hiç tam anlamıyla ailemizin bir parçası gibi hissedemedim; annesiyle yaşadığı için sadece bayramlarda, özel günlerde görüyorduk. Ama Mehmet’in geçmişi, şimdi bizim geleceğimizi tehdit ediyordu.

O gece uyuyamadım. Yatakta yan yana yatarken, aramızda görünmez bir duvar vardı. Mehmet’in nefes alışverişi bile bana yabancı geliyordu. “Evimizi çocukların üzerine yapmak… Peki ya ben? Benim emeğim, yıllarım, hayallerim?” diye düşündüm. İçimde bir öfke kabardı. Sabah olunca annemi aradım. Annem, “Kızım, kocan ne derse doğrudur. Sonuçta çocuklarınız için yapıyor,” dedi. Ama ben annemin bu sözlerinde bile bir teselli bulamadım. Çünkü biliyordum ki, bu karar sadece çocuklarımız için değildi. Mehmet’in geçmişinden, korkularından, bana olan güveninden kaçışıydı.

Bir hafta boyunca bu konuyu konuşmadık. Ama evin içinde bir huzursuzluk vardı. Çocuklar bile fark etmişti. Oğlumuz Kerem, “Anne, babam neden bu kadar sessiz?” diye sordu bir akşam. Kızımız Derya ise, “Bir şey mi oldu?” dedi. Onlara bir şey söyleyemedim. Çünkü ben de ne olduğunu tam olarak bilmiyordum. Sadece içimde büyüyen bir boşluk vardı.

Bir akşam, Mehmet eve geç geldi. Yorgun ve gergindi. “Zeynep, konuşmamız lazım,” dedi. Oturma odasında karşılıklı oturduk. “Bak, ben sana güveniyorum. Ama geçmişte yaşadıklarım beni korkutuyor. Elif’in annesiyle yaşadıklarımızı biliyorsun. O zamanlar her şeyimi kaybettim. Şimdi aynı hatayı yapmak istemiyorum. Çocuklarımızın geleceği için bu evi onların üzerine yapalım. Sen de, ben de rahat edelim,” dedi.

O an gözlerim doldu. “Mehmet, ben seninle evlenirken her şeyimi ortaya koydum. Senin geçmişini de, kızını da kabul ettim. Ama şimdi, sen bana güvenmiyorsun. Benim de bu evde hakkım var. Yıllarca çalıştım, emek verdim. Şimdi bir kalemde silip atıyorsun,” dedim. Mehmet başını eğdi. “Öyle değil Zeynep. Sadece… Korkuyorum. Elif’in annesiyle yaşadıklarım bana ders oldu. O zamanlar her şeyimi kaybettim. Şimdi çocuklarımız için doğru olanı yapmak istiyorum,” dedi.

O gece sabaha kadar ağladım. Mehmet’in korkuları, benim güvenimi yerle bir etmişti. Ertesi gün, iş yerinde bile aklım hep evdeydi. Arkadaşım Ayşe’ye anlattım durumu. Ayşe, “Zeynep, sakın kabul etme. Yarın bir gün bir şey olursa, ortada kalırsın. Bu devirde kimseye güven olmaz,” dedi. Ama ben Mehmet’e güvenmek istiyordum. Yıllarca birlikte yaşadık, çocuklarımızı büyüttük, iyi günde kötü günde yan yana olduk. Şimdi, bir imza yüzünden her şey bitecek miydi?

Bir hafta sonra, Mehmet tapu işlemleri için randevu aldı. O gün evde bir sessizlik vardı. Çocuklar okula gitmişti. Mehmet, “Hazır mısın?” dedi. Ona bakamadım. “Mehmet, ben hazır değilim. Bu kararı birlikte vermedik. Benim de söz hakkım var,” dedim. Mehmet sinirlendi. “Zeynep, neden bu kadar büyütüyorsun? Sonuçta çocuklarımız için yapıyoruz,” dedi. O an patladım. “Hayır, Mehmet! Bu sadece çocuklarımız için değil. Sen bana güvenmiyorsun. Ben de sana güvenemem artık,” dedim. Mehmet bir süre sustu. Sonra, “Peki, ne istiyorsun?” dedi. “Benim de ismim kalsın tapuda. Çocuklarımız büyüyünce, birlikte karar veririz. Ama şimdi, benim hakkımı elimden alma,” dedim.

Mehmet bir süre düşündü. Sonra, “Tamam, sen bilirsin,” dedi. Ama o günden sonra aramızda bir soğukluk başladı. Akşam yemeklerinde konuşmaz olduk. Çocuklar bile bu gerginliği hissetti. Kerem, “Anne, babamla neden konuşmuyorsun?” dedi bir gün. Derya ise, “Her şey eskisi gibi olacak mı?” diye sordu. Onlara cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum.

Bir gece, Mehmet’in telefonunda bir mesaj gördüm. Eski eşi Gülşah’tan gelmişti. “Elif’in okul masrafları için yardım edebilir misin?” yazıyordu. O an içimde bir kıskançlık hissettim. Mehmet’in geçmişi, hala bizim hayatımızı etkiliyordu. Ona bu mesajı sordum. Mehmet, “Elif benim kızım. Ona yardım etmek zorundayım,” dedi. Haklıydı. Ama ben yine de kendimi dışlanmış hissettim. Sanki Mehmet’in hayatında hep ikinci plandayım. Önce eski eşi, sonra Elif, şimdi de çocuklarımız… Ben neredeyim bu hikayede?

Bir gün, annem aradı. “Kızım, evlilik böyle şeylerdir. Sabret. Çocukların için güçlü ol,” dedi. Ama ben artık sabretmek istemiyordum. Yıllarca Mehmet’in yanında, onun geçmişiyle, korkularıyla mücadele ettim. Şimdi ise, kendi geleceğim için savaşmak zorundaydım.

Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra Mehmet’le konuşmaya karar verdim. “Mehmet, ben bu evliliği böyle sürdüremem. Sen bana güvenmiyorsun. Ben de kendimi bu evde yabancı gibi hissediyorum. Ya birlikte yeni bir sayfa açarız, ya da yollarımızı ayırırız,” dedim. Mehmet şaşırdı. “Zeynep, ne diyorsun? Yıllardır birlikteyiz. Çocuklarımız var,” dedi. “Evet, çocuklarımız var. Ama ben de varım. Benim de duygularım, haklarım var. Senin geçmişinle savaşmaktan yoruldum,” dedim.

O gece uzun uzun konuştuk. Mehmet, “Sana haksızlık ettiğimi biliyorum. Ama korkularımın esiri oldum. Sana güvenmek istiyorum, ama geçmişimden kurtulamıyorum,” dedi. Ben ise, “Geçmişini bırak. Bizim geleceğimiz var. Eğer bana gerçekten güveniyorsan, birlikte karar verelim. Ama bana güvenmiyorsan, bu evlilik bitmiş demektir,” dedim.

O günden sonra Mehmet değişmeye başladı. Daha çok konuşmaya, duygularını paylaşmaya başladı. Tapu işlemlerini iptal ettik. Çocuklarımızla birlikte daha çok vakit geçirmeye başladık. Ama aramızdaki o kırık, hala tam olarak iyileşmedi. Bazen geceleri, Mehmet’in yanında yatarken, “Acaba bana gerçekten güveniyor mu?” diye düşünüyorum.

Şimdi, geçmişi ve geleceği arasında sıkışıp kalmış bir kadınım. Evliliğimde, ailemde, hatta kendi hayatımda bile kendimi bazen fazlalık gibi hissediyorum. Peki siz olsanız ne yapardınız? Geçmişin gölgesinde, geleceğinizden vazgeçer miydiniz? Yoksa kendi hakkınız için savaşır mıydınız?