Aşk Nerede Saklandı?

“Yine mi yalnız geldin eve, İpek?” Annemin sesi, mutfağın kapısından sızan soğuk hava gibi içime işliyor. Cevap vermek istemiyorum, çünkü her kelimem, yıllardır içimde biriken kırgınlıkları dökecekmiş gibi geliyor. Oysa ben sadece biraz huzur istiyorum. Yirmi sekiz yaşındayım ve hâlâ annemin evinde, hâlâ onun gölgesinde yaşıyorum.

Çocukluğumdan beri annemle baş başa kaldık. Babam, ben daha beş yaşındayken başka bir şehre gitmiş, bir daha da dönmemişti. Annem, bana hem anne hem baba oldu. Ama bu, onun da yükünü ağırlaştırdı. Her sabah erkenden kalkıp temizliklere gider, akşam yorgun argın eve dönerdi. Ben de okuldan gelince hemen ödevlerimi yapar, sonra ona yardım ederdim. Arkadaşlarımın çoğu, hafta sonları alışveriş merkezlerine, sinemalara giderdi. Ben ise annemle pazara, markete, bazen de komşulara temizlik yapmaya giderdim.

Liseye başladığımda, çevremdeki kızlar makyaj yapmaya, saçlarını boyamaya başlamıştı. Benimse tek derdim, annemin yorgunluğunu azaltmak, ona bir nebze olsun destek olmaktı. O yüzden, ne güzel elbiselerim oldu, ne de pahalı çantalarım. Ama annem hep derdi ki, “İpek, insanın gönlü güzel olsun, gerisi gelir.” Ben de ona inanmak istedim.

Üniversiteye başladığımda, hayatımda ilk kez özgür hissettim. İstanbul’un kalabalığı, bana yeni bir dünyanın kapılarını araladı. Sınıf arkadaşlarım arasında, bana ilgi gösteren erkekler oldu. Ama ben, annemin bana öğrettiği gibi, acele etmedim. Herkes sevgili yaparken, ben bekledim. Doğru insanı, bana gerçekten değer verecek, beni anlayacak birini bekledim.

Yıllar geçti. Mezun oldum, iş buldum. Ama bir türlü içimdeki boşluk dolmadı. Annem, her akşam sofrada, “Kızım, bak Ayşe’nin kızı nişanlandı, Zeynep’in oğlu evlendi. Sen ne zaman birini getireceksin?” diye sormaya başladı. Başlarda gülüp geçiyordum. Ama zamanla, bu sorular içimde bir yara açtı.

Bir gün, iş yerinde yeni başlayan bir çocukla, Emre’yle, yakınlaştık. O kadar nazikti ki, bana kendimi özel hissettirdi. Birlikte kahve içtik, Boğaz’da yürüyüş yaptık. Anneme ondan bahsettim. Annem, “Aman kızım, dikkat et. Herkes iyi görünür başta,” dedi. Ben ise, ilk kez annemin sözünü dinlemedim. Emre’ye inandım.

Aylar geçti, Emre’yle daha da yakınlaştık. Bir akşam, anneme onu eve davet etmek istediğimi söyledim. Annem, önce sessiz kaldı, sonra gözleri doldu. “Kızım, ben senin mutlu olmanı isterim. Ama kalbin kırılırsa, ben de kırılırım,” dedi. O gece, annemin gözyaşları içimi yaktı. Ama yine de Emre’yi eve davet ettim.

Emre, annemi çok sevdiğini söyledi. Annem de ona karşı nazik davrandı. Ama birkaç hafta sonra, Emre’nin aslında başka biriyle de görüştüğünü öğrendim. O an, dünyam başıma yıkıldı. Anneme sarılıp saatlerce ağladım. Annem, saçlarımı okşayarak, “Kızım, hayat bu. Herkes hata yapar. Senin kalbin temiz, elbet bir gün karşılığını bulacaksın,” dedi.

O günden sonra, içime kapanmaya başladım. İşe gidip gelmek, evde annemle oturmak dışında hiçbir şey yapmak istemedim. Arkadaşlarım, “İpek, hadi dışarı çıkalım, yeni insanlarla tanış,” dedikçe, daha da uzaklaştım. Çünkü artık kimseye güvenim kalmamıştı.

Bir gün, iş yerinde bir toplantı sırasında, patronum bana yeni bir projede liderlik teklif etti. Bu, benim için büyük bir fırsattı. Ama annem, “Kızım, daha fazla çalışırsan kendine vakit ayıramazsın. Evlenmek, yuva kurmak istiyorsan, biraz yavaşla,” dedi. O an, içimde bir öfke yükseldi. “Anne, ben sadece mutlu olmak istiyorum! Neden hep evlilik, neden hep başkalarının ne dediği?” diye bağırdım. Annem, sessizce gözlerini yere indirdi. O an, annemi ne kadar kırdığımı fark ettim.

O gece, odama çekilip uzun uzun düşündüm. Gerçekten ne istiyordum? Aşkı mı, huzuru mu, yoksa sadece annemin onayını mı? Belki de hepsini birden istiyordum. Ama hayat, bana hep bir şeyleri eksik bırakıyordu.

Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, annem mutfakta sessizce çayını içiyordu. Yanına oturdum. “Anne, ben seni üzmek istemedim. Ama bazen, kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Belki de aşkı bulamam, belki de yalnız kalırım. Ama bu benim seçimim olmalı,” dedim. Annem, elimi tuttu. “Kızım, ben sadece senin mutlu olmanı isterim. Ama bazen, mutluluğu ararken kendimizi kaybediyoruz. Senin kalbin güzel, yeter ki kendine güven,” dedi.

O günden sonra, hayatıma küçük adımlarla devam etmeye başladım. İşimde daha başarılı oldum, yeni arkadaşlar edindim. Ama aşk, hâlâ bir türlü karşıma çıkmadı. Bazen, akşamları pencereden dışarı bakarken, “Acaba aşk gerçekten var mı? Yoksa sadece filmlerde, romanlarda mı?” diye düşünmeden edemiyorum.

Bir gün, eski bir arkadaşım, Elif, beni aradı. “İpek, yeni bir kafede buluşalım mı?” dedi. Uzun zamandır dışarı çıkmadığım için önce tereddüt ettim. Ama sonra, “Belki de hayatıma bir şans daha vermeliyim,” diye düşündüm. Kafede buluştuğumuzda, Elif bana yeni tanıştığı birinden bahsetti. “Bak, ben de senin gibi çok bekledim. Ama sonunda, doğru insanı buldum. Sen de umudunu kaybetme,” dedi.

O akşam eve dönerken, içimde bir umut filizlendi. Belki de aşk, bir köşe başında, bir tesadüfte saklıydı. Belki de önce kendimi sevmeyi öğrenmem gerekiyordu. Annem, kapıda beni bekliyordu. “Kızım, iyi misin?” diye sordu. Ona sarıldım. “İyiyim anne. Belki de aşkı aramayı bırakıp, hayatı yaşamaya başlamalıyım,” dedim. Annem gülümsedi. “Hayat, bazen bize en güzel sürprizleri, en ummadığımız anda verir,” dedi.

Şimdi, her sabah yeni bir umutla uyanıyorum. Belki aşkı bulamam, belki de yalnız kalırım. Ama artık biliyorum ki, hayatı kaçırmamak gerek. Sizce, aşk gerçekten bir gün kapımı çalacak mı? Yoksa ben de annemin dediği gibi, önce kendimi mi sevmeliyim?