Kızımla Kavga Hayatımı Altüst Etti: Torunuma Hasret Kaldım
“Elif! Elif!” diye içimden haykırırken, ayaklarım beni anaokulunun kapısına kadar sürükledi. Her zamanki gibi, bahçede oynayan çocukların arasından hemen onu seçtim. Saçları iki yandan örülmüş, pembe montunun içinde cıvıl cıvıl koşuyordu. Göz göze geldiğimizde, yüzünde bir anlığına beliren sevinç kıvılcımı, hemen ardından yerini şaşkınlığa ve hüzne bıraktı. Elif bana doğru bir adım attı, ama o anda öğretmeni, Sevim Hanım, kolundan tutup geri çekti. “Elif, annen seni bekliyor, hadi bakalım,” dedi yumuşak ama kararlı bir sesle. Elif’in gözleri doldu, bana bakmaya devam etti. Ben ise olduğum yere çakılıp kaldım, ellerim titredi, gözlerimden yaşlar süzüldü.
Bir hafta önceye kadar, her şey bambaşkaydı. Kızım Derya ile aramızda zaman zaman tartışmalar olurdu ama hiçbir zaman bu kadar büyümemişti. O gün, Elif’i anaokulundan almak için evden çıkarken, Derya’nın sesi koridorda yankılandı: “Anne, bugün ben alacağım Elif’i. Seninle konuşmamız lazım.” İçimde bir huzursuzluk hissettim. Akşam, Derya’nın evinde buluştuk. Masanın başında otururken, Derya’nın yüzündeki gerginliği hemen fark ettim. “Anne, sana bir şey söyleyeceğim. Lütfen sözümü kesmeden dinle,” dedi. Başımı salladım. “Senin Elif’e olan düşkünlüğünü anlıyorum ama bazen haddini aşıyorsun. Onun annesi benim. Kendi kurallarım var. Senin sürekli müdahalen beni yoruyor.”
O an içimde bir şeyler koptu. “Derya, ben sadece yardımcı olmaya çalışıyorum. Elif’i çok seviyorum. Senin iyiliğin için…” dedim ama Derya sözümü kesti. “Anne, senin iyiliğin bazen bana zarar veriyor. Elif’in yanında bana laf söylemen, onun önünde beni küçük düşürmen… Artık buna dayanamıyorum.”
O an, yıllardır içimde biriktirdiğim kırgınlıklar, Derya’nın çocukluğundan beri yaşadığımız çatışmalar bir bir aklıma geldi. “Ben seni tek başıma büyüttüm, her şeyini düşündüm, şimdi de torunuma sahip çıkıyorum. Senin gibi yalnız kalmasın diye uğraşıyorum!” dedim, sesim titreyerek. Derya’nın gözleri doldu. “Anne, ben yalnız kalmadım. Senin gölgen altında nefes alamadım. Şimdi Elif’in de aynı şeyi yaşamasını istemiyorum.”
O gece, Derya kapıyı yüzüme kapattı. O günden sonra, Elif’i göremedim. Her sabah alışkanlıkla anaokulunun yolunu tuttum, ama Derya öğretmenlere kesin talimat vermişti: “Annem Elif’i göremeyecek.”
Geceleri uyuyamaz oldum. Elif’in bana sarılışı, “Babaanne, seninle parkta salıncağa binelim mi?” deyişi kulaklarımda çınladı. Evde Elif’in bıraktığı oyuncak ayısı, minik çorapları, her köşede bana onu hatırlatan bir iz… Bir sabah, Elif’in en sevdiği kekten yaptım, belki Derya yumuşar diye düşündüm. Kapılarını çaldım. Derya kapıyı açtı ama yüzü buz gibiydi. “Anne, lütfen ısrar etme. Elif’in düzenini bozuyorsun. Biraz zaman ver.”
O an, içimdeki çaresizlikle yere çöktüm. “Derya, ben sensiz, Elif’siz ne yaparım? Benim hayatım sizsiniz,” dedim. Derya gözlerini kaçırdı, kapıyı kapattı. O an anladım ki, bazen sevgimizle boğuyoruz sevdiklerimizi. Onları korumak isterken, kendi korkularımızı onlara yüklüyoruz.
Günler geçtikçe, Elif’in sesi, kokusu, gülüşü daha da uzaklaştı benden. Komşularım, “Ayşe Hanım, torununuzu görmüyor musunuz artık?” diye sorunca, boğazım düğümleniyor. Herkesin gözünde ben, torununa hasret bir büyükanneyim. Ama kimse, içimdeki fırtınayı, pişmanlığı, yalnızlığı bilmiyor.
Bir gün, mahalledeki parkta Elif’i ve Derya’yı uzaktan gördüm. Elif salıncakta, Derya ise telefonuna bakıyordu. Elif’in gözleri beni aradı, ama ben saklandım. Çünkü Derya’nın bana bakışındaki öfkeyi, kırgınlığı tekrar görmek istemedim. O an, anneliğin ve büyükanne olmanın ne kadar ince bir çizgi olduğunu anladım. Kendi annemle yaşadıklarım geldi aklıma. O da bana karışır, ben de ona kızardım. Şimdi ise aynı döngünün içinde kaybolmuşum.
Bir gece, Elif’in doğum günü yaklaştığında, ona bir mektup yazdım. “Sevgili Elif’im, seni çok özlüyorum. Bir gün büyüdüğünde, bu satırları okursan, bil ki seni hep çok sevdim. Annenle aramızda ne olursa olsun, senin mutluluğun her şeyden önemli.” Mektubu sakladım, belki bir gün veririm diye.
Derya’ya defalarca mesaj attım, aradım. Cevap vermedi. Sonunda, bir sabah kapı çaldı. Derya, Elif’le birlikte karşımdaydı. Elif bana koşmak istedi, ama Derya onu tuttu. “Anne, konuşmamız lazım,” dedi. Gözleri şişmişti, belli ki o da ağlamıştı. “Sana kızgınım, evet. Ama Elif de seni çok özlüyor. Bir şartım var: Benim kurallarıma uyarsan, Elif’le görüşebilirsin.”
O an, içimdeki gururu bir kenara bırakıp, “Tamam kızım, sen nasıl istersen öyle olsun,” dedim. Elif bana sarıldı, “Babaanne, seni çok özledim!” diye fısıldadı. O an, gözyaşlarım Elif’in saçlarına damladı. Derya bana baktı, “Anne, bazen fazla korumacı oluyorsun. Ama ben de seni anlıyorum. Sadece, biraz daha anlayışlı olmanı istiyorum.”
Şimdi, Elif’le yeniden buluşabiliyorum ama her anın kıymetini daha iyi biliyorum. Kızımla aramızda hâlâ kırıklar var, ama onları onarmak için çabalıyorum. Acaba, annelik ve büyükanne olmak arasında dengeyi kurmak mümkün mü? Sevgiyle boğmadan, koruyarak ama özgür bırakarak sevebilir miyiz sevdiklerimizi? Sizce, geçmişin yükünü bırakıp, yeni bir sayfa açmak mümkün mü?