Evimdeki Yabancı

“Kim var orada?” diye seslendim, anahtarımı kapının kilidinden çekerken. Evdeki sessizlik, annemin ölümünden beri hiç bu kadar ağır olmamıştı. Üç ay geçmişti, ama hâlâ annemin sesini duyar gibi oluyordum. O eski, ahşap kokusu yerini hafif bir rutubet ve terk edilmişliğe bırakmıştı. Salona adım attığımda, annemin ördüğü dantellerin üzerini toz kaplamış, pencerenin önündeki sardunyalar solmuştu. İçimde bir boşluk, bir yabancılık hissi vardı; sanki bu ev bana ait değilmiş gibi.

Telefonum çaldı, ekranda abim Serkan’ın adı belirdi. “Kinga, geldin mi eve?” diye sordu telaşla. “Evet, geldim. Her şey aynı, ama hiçbir şey aynı değil,” dedim, sesim titreyerek. Serkan, “Bak, komşu Ayşe Teyze aradı geçen gün. Evin önünde yabancı birini görmüşler. Dikkatli ol,” dedi. İçimdeki huzursuzluk büyüdü. Annemin eşyalarını toplamaya gelmiştim, ama şimdi başka bir korku da vardı içimde: Evimizde bir yabancı mı vardı gerçekten?

Mutfakta annemin eski çaydanlığına dokundum, ellerim titredi. O çaydanlıkta demlenen çayın kokusu, çocukluğumun en güvenli anıydı. Şimdi ise her şey yabancı, her şey soğuktu. Dolabı açtım, annemin en sevdiği fincanı elime aldım. O sırada, üst kattan hafif bir gıcırtı duydum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. “Kim var orada?” diye tekrar seslendim, ama cevap gelmedi.

Korkumu bastırıp merdivenleri çıktım. Annemin odasının kapısı aralıktı. İçeri girdiğimde, pencerenin önünde bir gölge gördüm. Bir an donup kaldım. Sonra gölgenin, rüzgârda sallanan perdeden başka bir şey olmadığını anladım. Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi. Annemin dolabını açtım, kıyafetleri hâlâ onun kokusunu taşıyordu. Bir anda gözlerim doldu, yere çöküp ağlamaya başladım. “Anne, neden bu kadar erken gittin?” diye fısıldadım.

O sırada kapı çaldı. Hızla gözyaşlarımı sildim, aşağı indim. Kapıda, komşumuz Ayşe Teyze vardı. “Kızım, iyi misin? Yalnız gelmişsin, korktum,” dedi. Onun sıcaklığı, annemin yokluğunda bana bir nebze olsun teselli oldu. İçeri davet ettim. “Ayşe Teyze, annemin eşyalarını toplamaya geldim ama sanki bu ev bana yabancı gibi geliyor,” dedim. O da derin bir iç çekti. “Evlat, insan en çok sevdiklerini kaybedince kendi evinde bile yabancı olur,” dedi.

Birlikte salona oturduk. Ayşe Teyze, annemle olan anılarını anlatmaya başladı. “Sen küçükken annenle birlikte bahçede çiçek ekerdiniz. O zamanlar bu evde neşe vardı,” dedi. O an, çocukluğumun neşesiyle bugünkü yalnızlığım arasındaki uçurumu hissettim.

Ayşe Teyze gittikten sonra, annemin sandığını açtım. İçinde eski fotoğraflar, mektuplar ve bir de bana yazılmış bir not buldum. “Kinga’m, bir gün bu sandığı açarsan bil ki seni her zaman çok sevdim. Hayat bazen zor olacak, ama sen güçlü ol,” yazıyordu. Gözyaşlarım yeniden aktı. Annemin yokluğunda, onun sevgisiyle ayakta kalmaya çalışıyordum.

O gece evde kalmaya karar verdim. Yatak odasında, annemin yastığına sarılıp uyumaya çalıştım. Ama gece yarısı, evin içinde bir ses duydum. Ayak sesleri… Korkuyla yataktan fırladım. Salona indiğimde, kapının aralık olduğunu gördüm. Dışarı çıktım, bahçede bir adam vardı. “Sen kimsin?” diye bağırdım. Adam, “Benim adım Mustafa. Bu evin eski sahibinin oğluyum,” dedi. Şaşkınlıkla, “Annem bu evi yıllar önce satın aldı. Sen neden buradasın?” diye sordum. Mustafa, “Babam bu evi satmak istememişti. Annene çok kırılmıştı. Ben de babamın anılarını aramaya geldim,” dedi.

Bir an için öfkelendim. “Burası bizim evimiz! Annemin hatıraları var burada!” diye çıkıştım. Mustafa ise sessizce, “Benim de çocukluğum burada geçti. Sadece bir kez daha görmek istedim,” dedi. O an, iki yabancının aynı evde, aynı acıyla baş etmeye çalıştığını fark ettim.

Mustafa ile mutfağa geçtik. Ona annemin yaptığı kekten ikram ettim. Sessizce oturduk, ikimiz de geçmişimizi düşündük. “Bazen insan, kendi evinde bile yabancı hissediyor,” dedi Mustafa. “Ben de öyleyim,” dedim. O gece, iki yabancı olarak aynı acının içinde buluştuk.

Sabah olduğunda, Mustafa gitmişti. Masanın üzerinde bir not bırakmış: “Teşekkür ederim. Babamın anılarını buldum. Umarım sen de annenin sevgisini bulursun.” O an, evdeki yabancılığın biraz olsun azaldığını hissettim. Annemin eşyalarını toplarken, onun bana bıraktığı sevgiyi ve gücü düşündüm.

Şimdi, bu evde her köşede hem annemin hem de kendi geçmişimin izlerini görüyorum. Yabancılık hissi hâlâ var, ama artık biliyorum ki, her kayıp yeni bir başlangıç da olabilir. Siz hiç, kendi evinizde yabancı hissettiniz mi? Geçmişinizle yüzleşmekten korktunuz mu?