Uzak Şehirden Gelen Kocam: Sevgi ve Sorumluluk Arasında
“Neden hâlâ burada kalıyorsun, Elif?” diye sordu annem, gözlerimin içine bakarak. O an, mutfağın soğuk fayanslarında çıplak ayaklarımın titrediğini hissettim. Cevap veremedim; çünkü ben de bilmiyordum. Eşim Murat, uzak bir şehirden, Erzurum’dan gelmişti buraya, askerliğini bitirdikten sonra. Onunla tanıştığımda, gözlerinde hep bir yabancılık, bir arayış vardı. Sanki hiçbir yere ait değildi, ya da belki de ben onun ait olduğu yer olacaktım, diye düşünmüştüm. Ama şimdi, yıllar sonra, kendi evimde bile yabancı gibi hissediyordum.
Murat’la ilk karşılaştığımız günü hatırlıyorum. Babamın çalıştığı belediyenin önünde, yağmurlu bir akşamüstüydü. O, asker üniformasıyla, elinde bir çanta, gözlerinde ise uzaklara dalmış bir hüzünle bekliyordu. Yanına yaklaştım, “Yardım edebilir miyim?” dedim. O an, hayatımın geri kalanını değiştirecek bir cümle kurdu: “Burada kalmaya karar verdim, ama nereye ait olduğumu bilmiyorum.”
İlk başlarda her şey güzeldi. Murat, iş buldu, küçük bir ev kiraladık. Annem ve babam, onun başka bir şehirden gelmesine başta sıcak bakmadılar. “Kökü olmayan adamdan hayır gelmez,” dedi babam bir akşam, sofrada sessizce çorbasını karıştırırken. Ben ise Murat’ın yanında olmayı seçtim. Onunla evlendim, ailemle arama mesafe koyarak. Ama zaman geçtikçe, Murat’ın geçmişiyle, benim ailemin beklentileri arasında sıkışıp kaldım.
Murat’ın ailesi Erzurum’da yaşıyordu. Annesi, her bayram arardı: “Oğlum, ne zaman döneceksin? Baban yaşlandı, kardeşlerin seni özledi.” Murat ise her seferinde sessizleşirdi. Bazen geceleri, salonda oturup pencereden dışarı bakarken yakalardım onu. “Burada mısın, yoksa hâlâ orada mı?” diye sorardım. O ise, “Bazen ikisinde de değilim,” derdi. Bu cümle, içimi paramparça ederdi.
Bir gün, Murat işten eve yorgun döndü. Yüzünde alışık olmadığım bir gerginlik vardı. “Elif,” dedi, “Annem hastalanmış. Babam aradı, hemen gel dedi.” O an, içimde bir şeyler koptu. “Gitmek istiyor musun?” dedim. Gözlerimin içine bakmadı. “Bilmiyorum,” dedi. “Burada bir hayat kurduk. Ama orası da benim evim.”
O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Annemlerin evine gitmek istedim, ama gururum engel oldu. Sabah olunca, Murat valizini hazırlamıştı. “Bir süreliğine gideceğim,” dedi. “Söz, döneceğim.” Ona inanmak istedim. Ama içimde bir ses, “Ya dönmezse?” diye fısıldıyordu.
Murat gittikten sonra, ev bomboş kaldı. Annem her gün aradı. “Bak, dedim sana. O adamın kökü burada değil. Seninle kalmaz.” Arkadaşlarım, “Boşver, Elif. Gençsin, hayatını yeniden kurarsın,” dediler. Ama ben Murat’ı bekledim. Her sabah, kapının önünde ayakkabılarının sesini duymayı umdum. Her akşam, telefona bakıp mesaj bekledim.
Bir ay geçti, iki ay geçti. Murat aradı, “Annem iyi, ama işler karışık. Babam benden yardım istiyor. Burada kalmam gerekebilir,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Peki ya ben?” dedim. “Ben burada ne olacağım?”
Murat sustu. “Bilmiyorum, Elif. İkimiz de bilmiyoruz.”
O günden sonra, aramızdaki mesafe büyüdü. Annem, “Boşan, kurtul,” dedi. Babam, “Kızım, senin iyiliğin için söylüyorum,” diye ekledi. Ama ben, Murat’ı sevmekten vazgeçemedim. Onunla geçirdiğim anlar, bana ait tek gerçekti. Ama gerçekler bazen acıtır. Murat’ın yokluğunda, kendi kimliğimi, kendi köklerimi sorgulamaya başladım.
Bir akşam, Murat’tan bir mesaj geldi: “Elif, dönmem zor. Burada ailem beni bırakmaz. Senin için en iyisi neyse onu yap.” O an, içimdeki umut tamamen söndü. Annemlerin evine döndüm. Annem, beni kapıda karşıladı. “Bak, sana demiştim,” dedi. Ama ben, artık hiçbir şey duymak istemiyordum.
Geceleri, pencereden dışarı bakarken, Murat’ın bana söylediği o cümleyi hatırlıyorum: “Bazen hiçbir yere ait hissetmiyorum.” Şimdi ben de öyleyim. Ne kendi ailemin yanında, ne de Murat’ın yanında ait hissediyorum. Sanki iki şehir arasında, iki hayat arasında sıkışıp kalmış bir gölge gibiyim.
Bir gün, Murat’tan son bir mektup geldi. “Elif, seni hep sevdim. Ama bazen sevgi, sorumlulukların önüne geçemiyor. Hakkını helal et.” O mektubu okurken, gözyaşlarım yanaklarımı yaktı. Annem, “Hayat devam ediyor,” dedi. Ama ben, içimde bir boşlukla yaşamayı öğrenmek zorunda kaldım.
Şimdi, her sabah yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyorum. Ama bazen, aynaya baktığımda, kendime şu soruyu soruyorum: “Gerçekten ait olduğum bir yer var mı? Yoksa hepimiz, biraz yabancı, biraz eksik mi kalıyoruz?”