İki Kadın Arasında: Kocam, Kayınvalidem ve Ben
“Yine mi annene gidiyorsun, Murat?” diye sordum, sesim titreyerek. O an mutfakta, elinde anahtarlarıyla kapıya yönelmişti. Gözleri bir anlığına bana takıldı, sonra kaçırdı bakışlarını. “Sadece bir çay içip geleceğim, Zeynep,” dedi, ama sesinde bir huzursuzluk vardı. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren evliliğimizde, Murat’ın annesiyle olan bağına hep saygı göstermeye çalışmıştım. Ama son zamanlarda, bu ziyaretler gizli saklı olmaya başlamıştı. Artık bana haber vermeden, hatta bazen yalan söyleyerek gidiyordu. İçimde bir kıskançlık, bir dışlanmışlık büyüyordu.
O gün, Murat’ın arkasından sessizce çıktım. Sokağın köşesinden onu izledim; annesinin apartmanına girdiğini gördüm. Bir süre bekledim, sonra cesaretimi toplayıp yukarı çıktım. Kapı aralıktı, içeriden kahkahalar geliyordu. Kayınvalidem, Hatice Hanım, Murat’a sarılmış, “Canım oğlum, iyi ki geldin, bak sana en sevdiğin karnıyarığı yaptım,” diyordu. Murat’ın yüzünde çocukça bir mutluluk vardı. O an, içimdeki kırgınlık gözyaşına dönüştü. Kapıyı çalmadan geri döndüm.
Eve döndüğümde, içimde bir fırtına kopuyordu. Kendime kızıyordum: “Neden bu kadar alınganım? Neden Murat’ın annesine olan sevgisini kıskanıyorum?” Ama sonra, her akşam sofrada yalnız oturduğum, Murat’ın annesinin yanında çocuk gibi şımardığı, bana ise mesafeli davrandığı anlar gözümün önüne geldi. O gece Murat eve geç geldi. Yüzünde suçlu bir ifade vardı. “Yemek yedin mi?” diye sordum, sesim buz gibiydi. “Annemde yedim,” dedi, başını öne eğerek.
O an patladım: “Neden bana haber vermiyorsun? Neden her şeyi gizli saklı yapıyorsun? Ben senin karın değil miyim?” Murat bir an sustu, sonra savunmaya geçti: “Sen de hep sorun çıkarıyorsun! Anneme gitmemi istemiyorsun, ne yapayım?” Sözleri içimi dağladı. “Ben annene gitmene karşı değilim, ama bana yalan söylemene, beni dışlamana dayanamıyorum!” dedim, gözlerim dolarak. O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde bir boşluk, bir değersizlik duygusu vardı.
Ertesi gün, Hatice Hanım aradı. “Zeynep, oğlum dün biraz üzgündü, bir şey mi oldu?” dedi. Sesinde hem merak hem de hafif bir suçlama vardı. “Bir şey yok, Hatice Hanım,” dedim, ama sesim titriyordu. O an anladım ki, bu mesele sadece Murat’la aramızda değil, aynı zamanda iki kadın arasında bir güç savaşıydı. Ben, evin kadını olarak kendime yer bulmaya çalışırken, Hatice Hanım oğlunu bırakmak istemiyordu.
Bir akşam, Murat’la oturup konuşmaya karar verdim. “Bak Murat,” dedim, “Ben senin anneni sevmeni, ona değer vermeni isterim. Ama ben de senin hayatında önemli bir yerde olmak istiyorum. Annene gitmen, bana yalan söylemeni gerektirmemeli.” Murat bir süre sustu, sonra gözleri doldu. “Bazen arada kalıyorum, Zeynep. Annem yalnız, bana çok düşkün. Ama seni de üzmek istemiyorum. İkinizin arasında sıkışıp kalıyorum.” O an Murat’a da acıdım. Ama yine de, bu yükün sadece onun değil, benim de omuzlarımda olduğunu hissettim.
Bir gün, Hatice Hanım bizi yemeğe çağırdı. Sofrada, bana sürekli laf soktu: “Bizim Murat çocukluğundan beri karnıyarığı çok sever, değil mi oğlum? Zeynep, sen de öğrenirsin zamanla.” Murat ise annesinin yanında sessiz kalıyordu. O an, kendimi yabancı gibi hissettim. Eve dönerken Murat’a, “Neden annene karşı beni savunmuyorsun?” diye sordum. “Annem yaşlı, kalbini kırmak istemiyorum,” dedi. “Ama ya benim kalbim?” dedim, gözyaşlarımı tutamayarak.
Geceleri rüyalarımda bile Hatice Hanım’ı görmeye başladım. Bazen Murat’ı elimden alıyordu, bazen bana sırtını dönüyordu. Sabahları yorgun uyanıyordum. Annemle konuştum, “Kızım, evlilikte bazen böyle şeyler olur, sabret,” dedi. Ama sabretmek kolay değildi. İçimdeki yara her geçen gün büyüyordu.
Bir gün, Murat işten geç geleceğini söyledi. O akşam, tesadüfen markette Hatice Hanım’ı gördüm. Elinde Murat’ın en sevdiği tatlı vardı. “Murat bu akşam bana gelecek, ona sürpriz yapacağım,” dedi, gözlerimin içine bakarak. O an anladım ki, bu bir tesadüf değildi. Hatice Hanım, oğlunu benimle paylaşmak istemiyordu. Eve döndüm, Murat’ı bekledim. Gece yarısı geldi. “Neredeydin?” diye sordum. “Annemdeydim, biraz dertleştik,” dedi. “Peki ya ben?” dedim. “Benimle hiç dertleşmiyorsun, bana hiç anlatmıyorsun.” Murat sustu. O an, evliliğimizin bir yol ayrımında olduğunu hissettim.
Bir hafta boyunca konuşmadık. Evde soğuk bir hava vardı. Sonunda, Murat yanıma geldi. “Zeynep, seni kaybetmek istemiyorum. Ama annemi de yalnız bırakamam. Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. Gözlerinde çaresizlik vardı. “Ben de seni kaybetmek istemiyorum, Murat. Ama böyle devam ederse, ikimiz de mutsuz olacağız,” dedim. O an, ikimizin de bir şeyleri değiştirmesi gerektiğini anladık.
Bir aile terapistine gitmeye karar verdik. Terapist, “Her iki tarafın da duygularını anlamak önemli. Murat, annenle ilişkin ayrı, eşinle ilişkin ayrı. Zeynep, sen de kendini ifade etmekten çekinme,” dedi. O seanslarda, Murat’la ilk kez açıkça konuştuk. Ben, kendimi dışlanmış hissettiğimi, Murat ise annesinin yalnızlığından korktuğunu anlattı. Birbirimizi ilk kez gerçekten dinledik.
Zamanla, Murat annesine daha açık oldu. “Anne, Zeynep de benim ailem. Onun da duyguları var,” dedi. Hatice Hanım önce alındı, ama sonra yavaş yavaş kabullendi. Ben de, Murat’ın annesine olan sevgisini tehdit olarak görmekten vazgeçtim. Ama hâlâ bazen içimde bir sızı oluyor. Hâlâ, Murat’ın annesine gittiğinde kendimi yalnız hissediyorum. Ama artık konuşabiliyoruz. Artık duygularımızı saklamıyoruz.
Bazen düşünüyorum: Bir kadın, kocasının annesiyle nasıl başa çıkar? Nerede başlar eş olmanın sınırı, nerede biter annelik? Sizce, bir adam annesiyle karısı arasında nasıl bir denge kurmalı? Ben hâlâ cevabını arıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?