Kayınvalidem ve Kayınpederim Arabalarını Torunlarından Çok Seviyor: Bir Anne Olarak Savaşım

“Efe, hadi hazırlan, bugün dede ve babaanneye gidiyoruz!” dedim heyecanla. Oğlumun gözleri parladı, minik elleriyle oyuncak arabasını kavradı. “Gerçekten mi anne? Bu sefer kesin mi?” diye sordu, sesi umut doluydu. İçim burkuldu, çünkü son üç seferde de ya araba servisteydi ya da kayınpederim arabayla ilgili bir iş bulmuştu. Ama bu sefer söz vermişlerdi, Efe’yi parka götüreceklerdi.

Yolda, Efe’nin heyecanı bana da geçti. Kafamda, kayınvalidemle kayınpederimin Efe’yi kucaklayıp sevdiği, birlikte gülüştüğümüz sahneler canlandı. Kapıyı çaldık, içeriden kayınvalidemin sesi geldi: “Ayşe, hoş geldiniz!” Efe hemen içeri daldı, “Babaanne!” diye bağırdı. Ama kayınvalidem mutfakta, elinde telefon, bir yandan da camdan dışarı bakıyordu. Kayınpederim ise garajda, her zamanki gibi arabasının başındaydı. Efe, “Dede, parka gidelim mi?” diye seslendi. Kayınpederim başını kaldırmadan, “Efe’ciğim, arabayı bugün yıkamam lazım, sonra bakarız,” dedi. Efe’nin yüzü düştü, ben ise içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım.

Oturma odasına geçtik. Kayınvalidem, “Ayşe, sen nasılsın kızım?” dedi ama gözleri hâlâ telefondaydı. “İyiyim anne, Efe çok heyecanlandı bugün, parka gideceğiz diye…” dedim. Kayınvalidem, “Ah canım, baban arabayı yıkamadan hiçbir yere gitmez, biliyorsun. Hem Efe de büyüdü artık, evde de oynayabilir,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Efe, köşede sessizce oyuncak arabasıyla oynuyordu. Gözleriyle bana bakıp, “Anne, neden gitmiyoruz?” der gibiydi.

Bir süre sonra kayınpederim içeri girdi, elleri yağlı, yüzünde yorgun bir ifade. “Efe, gel bak, arabayı nasıl parlatıyorum göstereyim sana,” dedi. Efe başta heyecanlandı, ama birkaç dakika sonra sıkıldı. Arabayla oynamak başka, birinin arabasını temizlemesini izlemek başka. Efe tekrar yanıma geldi, “Anne, eve gidelim mi?” dedi. O an gözlerim doldu. Kendi kendime, “Ben mi abartıyorum? Herkesin öncelikleri farklı olabilir mi?” diye sordum. Ama içimdeki ses, “Hayır, bir çocuğun dedesiyle, babaannesiyle vakit geçirmesi gerek,” diyordu.

O gün eve dönerken Efe arka koltukta sessizdi. Normalde yol boyunca sorular sorar, şarkı söylerdi. Bu sefer camdan dışarı bakıyordu. “Anne, dedem beni sevmiyor mu?” diye sordu birden. Kalbim sıkıştı. “Hayır oğlum, dede seni çok seviyor, sadece bazen işleri oluyor,” dedim ama sesim titriyordu. O gece Efe uyuduktan sonra eşim Murat’la konuştum. “Murat, senin annenle baban neden Efe’ye bu kadar mesafeli? Arabaları her şeyden önemli mi?” dedim. Murat başını öne eğdi, “Babam arabasını çok sever, biliyorsun. Annem de babama ayak uyduruyor. Belki de torun sahibi olmayı tam olarak kabullenemediler,” dedi. “Ama Efe çok üzülüyor, bunu hak etmiyor,” dedim. Murat sessiz kaldı.

Ertesi hafta, Efe’nin doğum günüydü. Yine kayınvalidemleri davet ettik. Efe sabah erkenden kalktı, “Babaanneyle dede gelecek mi?” diye sordu. “Evet oğlum, gelecekler,” dedim. Saatler geçti, herkes geldi, ama onlar yoktu. Sonunda kayınvalidem aradı, “Ayşe’ciğim, kusura bakmayın, baban arabanın lastiklerini değiştirmeye karar verdi, bugün gelemeyeceğiz. Efe’ye öpücükler,” dedi. O an gözlerimden yaşlar süzüldü. Efe, “Babaanne gelmeyecek mi?” diye sordu. “Hayır oğlum, işleri çıkmış,” dedim. Efe odasına koştu, kapıyı kapattı. O gece, Efe’nin doğum günü pastasını üflerken, gözlerinde bir hüzün vardı.

Bir gün cesaretimi topladım, kayınvalidemi aradım. “Anne, Efe sizinle vakit geçirmek istiyor. Arabadan daha önemli değil mi torununuz?” dedim. Kayınvalidem sustu, sonra, “Ayşe, baban çok alıştı arabasına, yaşlandıkça daha da takıntılı oldu. Ben de ona ayak uyduruyorum. Ama haklısın, Efe’yle daha çok ilgilenmeliyiz,” dedi. O an bir umut doğdu içimde. Belki değişirlerdi. Ama ertesi hafta yine aynıydı. Kayınpederim arabayla ilgileniyor, kayınvalidem ise ya komşuya gidiyor ya da televizyon izliyordu. Efe ise her seferinde biraz daha içine kapanıyordu.

Bir akşam, Efe’yi uyuturken, “Anne, ben büyüyünce dede gibi araba mı seveceğim, yoksa senin gibi insanları mı?” diye sordu. O an gözlerimden yaşlar süzüldü. “Senin kalbin çok güzel oğlum, sen sevdiklerini her şeyden çok seveceksin,” dedim. Ama içimde bir yara vardı. Efe’nin çocukluğunda, dedesiyle babaannesinin yerinin boş kalmasına dayanamıyordum.

Bir gün, komşumuz Emine teyze uğradı. “Ayşe, Efe’yi parka götüreyim mi? Çok içine kapanık oldu son zamanlarda,” dedi. O an fark ettim, Efe’nin gözleri parladı. “Evet, Emine teyze!” dedi. O gün Efe, parktan döndüğünde mutluydu. Ama ben, ailemizin neden böyle olduğunu düşünmeden edemedim. Kayınvalidem ve kayınpederim, arabalarını Efe’den daha çok seviyor olabilir miydi? Yoksa ben mi fazla hassastım?

Bir akşam, Murat’la otururken, “Biz de yaşlanınca böyle mi olacağız? Oğlumuzun çocuklarına yabancı mı kalacağız?” diye sordum. Murat, “Hayır Ayşe, biz farklı olacağız. Efe’nin gözlerindeki sevgiyi hiçbir şeye değişmem,” dedi. O an karar verdim, Efe’ye sevgi dolu bir aile ortamı sunmak için elimden geleni yapacaktım. Ama içimde hâlâ bir sızı vardı.

Şimdi size soruyorum: Bir çocuk için aile mi daha önemli, yoksa bir araba mı? Ben mi abartıyorum, yoksa gerçekten bir şeyler yanlış mı ailemizde?