Kayınvalidem Ev Arkadaşım Olduğunda: Sevgi ve Anlayış Arasında Bir Hayat
“Yeter artık, bu evde nefes alamıyorum!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. O an, mutfağın ortasında, kayınvalidem Gülser Hanım ve onun yeni sevgilisi Cemil Bey’in şaşkın bakışları arasında, kendimi tamamen çaresiz hissettim. Eşim Serkan, bir köşede sessizce başını öne eğmiş, kızımız Elif ise odasında, muhtemelen yine kulaklıklarıyla dünyadan kopmuştu. İstanbul’un göbeğinde, üç oda bir salon evimizde, dört yetişkin ve bir çocuk olarak yaşamak, başta kısa süreli bir çözüm gibi görünmüştü. Ama şimdi, her gün biraz daha boğuluyordum.
Her şey, Gülser Hanım’ın evi satmak zorunda kalmasıyla başladı. Eşi vefat ettikten sonra yalnız kalmış, ekonomik olarak da zorlanıyordu. Serkan, annesini yalnız bırakmak istemedi. Ben de, başta anlayış gösterdim. “Birlikte yaşarız, aile dediğin zor günlerde belli olur,” dedim. Ama Gülser Hanım, yalnız gelmedi. Bir süredir tanıştığı Cemil Bey’i de yanında getirdi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim ama sesimi çıkarmadım. “Geçici bir durum,” dedim kendime. “Zamanla alışırım.”
Ama alışamadım. Her sabah, mutfakta Gülser Hanım’ın yüksek sesli kahkahaları ve Cemil Bey’in gazeteyi masaya vurarak okumasıyla uyanıyordum. Kendi evimde yabancı gibi hissetmeye başladım. Elif, okuldan geldiğinde odasına kapanıyor, Serkan ise işten geç saatlerde dönüp hemen televizyonun karşısına geçiyordu. Ben ise, evin içinde görünmez bir gölgeye dönüşmüştüm. Gülser Hanım, her fırsatta bana nasıl yemek yapmam gerektiğini, Elif’in derslerine nasıl yardım etmem gerektiğini anlatıyor, Cemil Bey ise akşamları yüksek sesle eski Türk filmleri izliyordu. Bir gün, Elif’in odasında ağladığını duydum. Yanına gittiğimde, “Anne, neden herkes bu kadar gergin?” diye sordu. O an, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı.
Bir akşam, Serkan’la mutfakta sessizce çay içerken, “Böyle devam edemeyiz,” dedim. O ise, “Annemin başka gidecek yeri yok, biraz daha sabret,” dedi. Sabretmek… Sanki yıllardır başka bir şey yapmıyordum. Geceleri uykusuz kalıyor, sabahları gözlerim şiş bir şekilde işe gidiyordum. İş yerinde bile aklım evdeydi. Arkadaşlarım, “Ne oldu sana, çok solgunsun,” dediklerinde, “Biraz yorgunum,” diyordum. Kimseye anlatamıyordum. Çünkü bizim kültürümüzde, aileye bakmak kutsaldı. Ama ya kendi ailem? Kendi huzurum?
Bir gün, Elif’in doğum günüydü. Ona sürpriz bir pasta yapmak istemiştim. Mutfağa girdim, ama Gülser Hanım ve Cemil Bey çoktan orada kahvaltı hazırlıyordu. “Anneciğim, biraz mutfağı bana bırakabilir misiniz?” dedim. Gülser Hanım, “Senin işin çok, ben hallederim,” dedi. O an, içimde bir öfke patladı. “Bu benim evim! Kendi kızımın doğum günü için bile mutfağı kullanamıyorum!” diye bağırdım. Herkes sustu. Serkan, “Ne yapıyorsun, anneme böyle bağırılır mı?” dedi. Elif, korkuyla bana baktı. O an, kendimden utandım. Ama aynı zamanda, ilk defa içimdeki acıyı dışarı vurmuştum.
O günden sonra, evdeki hava daha da ağırlaştı. Gülser Hanım, bana daha mesafeli davranmaya başladı. Cemil Bey ise, akşamları daha çok dışarı çıkmaya başladı. Serkan’la aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. Elif ise, daha içine kapanık oldu. Bir gece, Elif’in odasına girdim. Yanına oturdum. “Kızım, seni üzmek istememiştim,” dedim. O ise, “Anne, ben sadece eskisi gibi olmak istiyorum. Sen, babam ve ben. Çok kalabalık oldu burası,” dedi. O an, Elif’in ne kadar büyüdüğünü fark ettim. O da bu yükün altındaydı.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, Gülser Hanım kapımı çaldı. “Biraz konuşabilir miyiz?” dedi. Oturma odasında, gözleri dolu dolu bana baktı. “Biliyorum, zor bir durum. Ben de alışamıyorum. Ama başka çarem yoktu. Cemil de bana iyi geliyor. Ama senin de zorlandığını görüyorum. Belki bir çözüm bulabiliriz,” dedi. O an, ilk defa onun da ne kadar kırılgan olduğunu gördüm. “Ben de seni anlamaya çalışıyorum,” dedim. “Ama bazen, kendi evimde bile yabancı gibi hissediyorum.” Gülser Hanım, “Biliyorum. Belki Cemil’le başka bir eve çıkabiliriz. Ama biraz zamana ihtiyacımız var,” dedi.
O günden sonra, evdeki hava biraz yumuşadı. Gülser Hanım, bana daha çok alan bırakmaya başladı. Cemil Bey, akşamları daha sessiz olmaya çalıştı. Serkan’la da daha çok konuşmaya başladık. Ama yine de, içimde bir yara vardı. Kendi evimde, kendi hayatımda, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımın önüne koymuştum. Elif’in gözlerindeki o hüzün, Serkan’ın sessizliği, Gülser Hanım’ın çaresizliği… Hepsi bir aradaydı.
Bir akşam, Elif’le birlikte balkonda otururken, bana sarıldı. “Anne, her şey düzelecek değil mi?” dedi. Ona söz veremedim. Ama içimden, “Belki de aile olmak, bazen kendinden vazgeçmek demek değildir. Belki de, herkesin biraz nefes alabileceği alanlar yaratmak gerekir,” diye düşündüm. O an, gözlerim doldu. Hayat, bazen en sevdiklerimizle bile sınanmak demekmiş.
Şimdi size soruyorum: Kendi mutluluğunuzdan vazgeçmeden, aileniz için ne kadar fedakârlık yapabilirsiniz? Yoksa, bazen sınır koymak da bir sevgi göstergesi midir?