Boşanmayı Seçmek: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Zeynep, üç çorba, üç kuru fasulye, üç komposto!” diye bağırdım, elimdeki tepsiyle kantin sırasının ortasında. Ellerim titriyordu, tepsideki bardaklar birbirine çarpıp ince bir tını çıkarıyordu. Arkamda bekleyen yaşlı adamın sabırsız bakışlarını hissettim ama umurumda değildi. Gözüm, kantinin köşesindeki masada oturan eşim Murat ve oğlum Emir’deydi. Murat, telefonuna gömülmüş, Emir ise önündeki deftere bir şeyler karalıyor. Bir an göz göze geldik Emir’le. Gözlerinde, çocukluğunun masumiyetiyle karışık bir endişe vardı. O an, içimdeki fırtına daha da şiddetlendi.
Tepsiyi masaya bıraktım, Murat başını kaldırmadan, “Nihayet geldin,” dedi. Sesi soğuktu, yıllardır alıştığım o mesafeli ton. Emir, “Anne, bana yardım eder misin?” diye sordu, defterini uzattı. Murat ise hâlâ telefona bakıyordu. “Baban da yardım edebilir,” dedim, ama Murat’ın gözleri hâlâ ekrandaydı. O an, yıllardır süren yalnızlığımın, görünmezliğimin ağırlığı omuzlarıma çöktü.
Yıllar önce, Murat’la evlendiğimde, her şeyin farklı olacağını sanmıştım. Ailem, “Kızım, Murat iyi bir adam, düzenli işi var, seni üzmez,” demişti. Ben de inanmıştım. Ama yıllar geçtikçe, Murat’ın ilgisizliği, evin içinde bir yabancıya dönüşmesi, beni yavaş yavaş tüketti. İlk başlarda, “Belki de ben fazla hassasım,” dedim. Sonra, “Çocuğumuz olunca değişir,” dedim. Ama değişen hiçbir şey olmadı. Her gün, aynı evde iki yabancı gibi yaşadık.
Bir gece, Emir uyuduktan sonra, Murat’la oturma odasında karşı karşıya geldik. Televizyon açıktı, ama ikimiz de ekrana bakmıyorduk. “Murat, konuşmamız lazım,” dedim. O an, Murat başını kaldırdı, gözlerinde yorgun bir ifade vardı. “Yine ne var Zeynep?” dedi. “Böyle devam edemeyiz. Ben… ben çok yalnızım. Seninle konuşamıyorum, paylaşamıyorum. Emir için mi devam ediyoruz, yoksa alışkanlıktan mı?” dedim. Murat bir an sustu, sonra omuzlarını silkti. “Ne yapmamı istiyorsun? Herkesin hayatı böyle. Çocuk var, iş var, sorumluluk var. Sen de abartıyorsun,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kadın olmak zor kızım, ama yuvanı bozma. Her evlilikte sorun olur.” Ama ben, artık bu evde nefes alamıyordum. Sabah olunca, Emir’in saçlarını okşadım, “Günaydın canım,” dedim. O ise uykulu gözlerle bana sarıldı. O an, sadece onun için güçlü olmam gerektiğini düşündüm. Ama aynı zamanda, ona mutsuz bir anne örneği mi olacaktım?
Bir gün, Emir okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarımın babaları onlarla parka gidiyor. Babam neden hiç gelmiyor?” dedi. O an, Murat’ın ilgisizliğinin sadece beni değil, Emir’i de yaraladığını fark ettim. Murat’a bunu söylediğimde, “Ben çalışıyorum, sen de götür,” dedi. O an, Murat’ın bu evliliğe dair hiçbir çabası kalmadığını anladım.
Bir akşam, annemle telefonda konuşurken, sesim titredi. “Anne, ben boşanmak istiyorum,” dedim. Annem bir süre sustu, sonra “Zeynep, iyi düşün. Emir’in psikolojisi bozulmasın. Boşanmak kolay, ama sonrası zor,” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Anne, ben zaten bu evde yok gibiyim. Emir de mutsuz. Belki de en doğrusu bu,” dedim. Annem, “Sen bilirsin kızım, ama ne olursa olsun yanında olacağım,” dedi. O an, içimde bir nebze huzur hissettim.
Boşanma kararını Murat’a söylediğimde, yüzünde ilk kez bir şaşkınlık gördüm. “Ciddi misin?” dedi. “Evet, Murat. Artık böyle devam edemem. Emir için de, kendim için de,” dedim. Murat bir süre sustu, sonra “Peki, nasıl istersen,” dedi. O an, içimde bir boşluk oluştu. Yıllarca süren evliliğin, bir cümleyle bitmesi…
Boşanma süreci sancılı geçti. Aileler araya girdi, “Bir şans daha verin,” dediler. Ama ben kararımı vermiştim. Emir’le yeni bir ev bulduk. İlk gecemizde, Emir yanıma sokuldu, “Anne, korkuyorum,” dedi. Saçlarını okşadım, “Ben yanındayım oğlum, birlikte güçlüyüz,” dedim. O an, içimde bir umut yeşerdi.
Ama hayat kolay değildi. İş bulmam gerekiyordu. Gündüzleri bir tekstil atölyesinde çalışmaya başladım. Akşamları Emir’le ödev yapıyor, ona masallar anlatıyordum. Bazen yorgunluktan gözlerim kapanıyordu, ama Emir’in gülümsemesi bana güç veriyordu. Bir gün, Emir bana sarıldı, “Anne, seninle daha mutluyum,” dedi. O an, doğru kararı verdiğimi anladım.
Ama toplumun baskısı bitmedi. Komşular fısıldaşıyor, akrabalar arayıp “Yuvanı dağıttın,” diyorlardı. Bazen pazar alışverişinde, eski arkadaşlarımın bakışlarından utanıyordum. Ama her akşam Emir’in huzurla uyuduğunu görmek, her şeye değiyordu.
Bir gün, Emir’in okulunda veli toplantısı vardı. Sınıf öğretmeni, “Emir son zamanlarda daha neşeli, dersleri de düzeldi,” dedi. O an gözlerim doldu. Demek ki, mutsuz bir evde kalmak yerine, cesaretle yeni bir hayat kurmak en doğrusuymuş.
Şimdi, her sabah Emir’le kahvaltı yaparken, ona umutla bakıyorum. Bazen geceleri, yalnız kaldığımda, “Acaba başka türlü olamaz mıydı?” diye düşünüyorum. Ama sonra, Emir’in huzurlu yüzünü hatırlıyorum.
Belki de en büyük cesaret, mutsuzluğa razı olmamak, kendi yolunu çizebilmek. Siz olsaydınız, ne yapardınız? Bir çocuğun huzuru için, kendi mutluluğunuzdan vazgeçer miydiniz, yoksa yeni bir hayat kurmak için risk alır mıydınız?