Kendi Evimde Misafir: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
Pazartesi sabahı, mutfağa adımımı attığım anda içimde bir şeyler kırıldı. Ocağın üstünde kaynamış süt taşmış, tezgâhın köşesine özenle yerleştirilmiş reçel kavanozları ise bana ait olmayan bir düzenin kanıtıydı. Elif, dedim kendi kendime, burası senin evin mi gerçekten? Yoksa sadece bir misafir misin burada?
Henüz kahvemi bile içmeden, kayınvalidemin ağır parfüm kokusu burnuma çalındı. Demek yine gelmiş, yine her şeyi kendi istediği gibi yapmıştı. Eşim Murat ise banyoda traş olurken, sanki hiçbir şey olmamış gibi ıslık çalıyordu. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak, “Murat, annen yine mi geldi?” diye sordum. O ise aynadan bana bakmadan, “Biliyorsun, annem yardım etmek istiyor sadece. Hem, sen de yoruluyorsun,” dedi.
Yoruluyorum, evet. Ama en çok da kendi evimde kendime ait bir köşe bulamamaktan yoruluyorum. Her sabah başka bir eşya yer değiştirmiş, her akşam başka bir yemek pişmiş. Annemin tarifleri, çocukluğumun kokuları, hepsi kaybolmuş. Yerine kayınvalidemin kuralları, onun alışkanlıkları gelmiş.
Bir gün, mutfakta bulaşıkları yıkarken, kayınvalidem Hatice Hanım sessizce yanıma sokuldu. “Elifciğim, bak bu tabakları böyle dizersen daha iyi olur. Hem Murat da böyle sever,” dedi. Sanki ben Murat’ı hiç tanımamışım gibi. Sanki ben bu evin kadını değilmişim gibi. O an ellerim titredi, suyun sıcaklığı avuçlarımı yakarken, gözlerim doldu. Ama yine de bir şey diyemedim. Çünkü biliyorum, bir laf söylesem, Murat arada kalacak, evde huzur kalmayacak.
Akşam yemeğinde, Hatice Hanım sofrada otururken, Murat’a dönüp, “Oğlum, Elif’in yaptığı pilav biraz lapa olmuş. Sen eskiden benim pilavımı daha çok severdin, değil mi?” dedi. Murat ise başını eğip, sessizce tabağını karıştırdı. O an, içimdeki yalnızlık büyüdü. Sanki üç kişilik bir masada, sadece ben görünmezdim.
Bir gece, Murat’la yatakta yan yana uzanırken, ona dönüp, “Murat, ben bu evde kendimi yabancı gibi hissediyorum. Annem gibi yemek yapamıyorum, onun gibi düzenli olamıyorum. Ama ben de varım, ben de bir şeyler yapmak istiyorum,” dedim. Murat ise gözlerini tavana dikip, “Elif, annem iyi niyetli. Bize yardım etmek istiyor. Hem, büyüklere karşı gelmek doğru mu?” dedi. O an, içimdeki umut kırıntıları da dağıldı.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, gardırobumda yeni ütülenmiş gömlekler buldum. Ama hepsi Hatice Hanım’ın tarzına göre katlanmış, benim sevdiğim gibi değil. O an aynada kendime baktım ve “Ben kimim?” diye sordum. Bu evde, bu hayatta, ben neredeyim?
Bir gün, annem aradı. Sesinde endişe vardı. “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor. Bir derdin mi var?” dedi. Dayanamadım, gözyaşlarım telefonun ucunda anneme aktı. “Anne, ben bu evde kendimi kaybettim. Her şey kayınvalidemin istediği gibi. Murat da hiçbir şey demiyor. Ben ne yapacağım?” dedim. Annem ise, “Kızım, kendi hayatını kurmak kolay değil. Ama sesini duyurmazsan, kimse seni anlamaz. Bazen susmak, en büyük kayıptır,” dedi.
O gece, uzun uzun düşündüm. Gerçekten de, yıllardır susmuşum. Kendi isteklerimi, hayallerimi, hatta en sevdiğim yemekleri bile unutmuşum. Sırf huzur bozulmasın diye, sırf Murat üzülmesin diye. Ama ya ben? Benim mutluluğum ne olacak?
Bir sabah, Hatice Hanım yine erkenden gelmiş, mutfağı topluyordu. Cesaretimi topladım, yanına gittim. “Hatice Hanım, size bir şey söylemek istiyorum. Bu evde sizin yardımınıza minnettarım, ama bazı şeyleri ben yapmak istiyorum. Kendi düzenimi kurmak, kendi yemeklerimi pişirmek istiyorum. Lütfen, bana biraz alan bırakın,” dedim. O an, Hatice Hanım’ın yüzünde şaşkınlık ve kırgınlık karışımı bir ifade belirdi. “Elifciğim, ben sadece yardımcı olmak istemiştim. Ama madem öyle istiyorsun, bundan sonra karışmam,” dedi. Ama sesinde bir sitem vardı.
O günden sonra, evde bir soğukluk başladı. Hatice Hanım daha az gelmeye başladı, ama her gelişinde yüzü asık, konuşmaları kısa oldu. Murat ise arada kalmış, bana da annesine de mesafeli davranıyordu. Akşamları sessiz sofralar, kısa konuşmalar… Ama en azından, mutfakta kendi tariflerimi pişiriyor, kendi düzenimi kuruyordum.
Bir akşam, Murat’la otururken, ona döndüm. “Murat, ben bu evde var olmak istiyorum. Seninle bir hayat kurmak istiyorum, ama kendi kimliğimle. Annene saygım sonsuz, ama ben de bir bireyim. Lütfen, beni de duy,” dedim. Murat uzun süre sustu, sonra başını eğdi. “Elif, seni anlıyorum. Ama annem de yalnız, o da kendini bu evde önemli hissetmek istiyor. Ben arada kalıyorum,” dedi.
O an, anladım ki, bu sadece benim değil, Murat’ın da savaşıydı. O da annesiyle eşi arasında sıkışmıştı. Ama ben artık susmak istemiyordum. Kendi hayatım için, kendi mutluluğum için mücadele etmeliydim.
Günler geçtikçe, evdeki hava yavaş yavaş değişti. Hatice Hanım, ilk başta kırılmıştı, ama zamanla benim de bir düzenim olduğunu kabul etti. Murat ise, bana daha çok destek olmaya başladı. Birlikte yemek yaptık, birlikte evimizi düzenledik. Bazen tartıştık, bazen güldük. Ama en azından, artık kendi sesimi duyurabiliyordum.
Şimdi, mutfağımda kendi ellerimle yaptığım kekin kokusu yayılırken, aynada kendime bakıyorum. “Elif, başardın mı? Yoksa bu sadece bir başlangıç mı? Bir kadın, kendi evinde gerçekten var olabilir mi?” diye soruyorum. Sizce, bir kadın kendi hayatını geri alabilir mi?