Sevgi ve Kayıp Arasında: Elif’in Hikâyesi
“Baran’a bir şey olursa, ben de yaşayamam!” Annemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, on iki yaşındaki kalbimle, annemin sevgisinin bana asla yetmeyeceğini anladım. Baran, altı yaşında, astım hastasıydı ve annem bütün ilgisini ona adadı. Ben ise, sanki evin görünmez kızıydım. Babam sabah erkenden çıkıp akşam geç saatlerde eve dönerdi; onun için aile, sadece sofrada sessizce yemek yemekti. Ama annem… Annem, Baran’ın nefes alışını bile gözleriyle takip ederdi. Ben ise, kendi başıma büyümeye mahkûm edildim.
Bir gün okuldan eve döndüğümde, annem Baran’ın başında, ona nefes açıcı ilacını veriyordu. “Anne, bugün matematikten yüksek not aldım,” dedim. Annem başını kaldırmadan, “Aferin kızım,” dedi, sonra tekrar Baran’a döndü. O an, içimde bir şeyler koptu. O gün, odamda sessizce ağladım. Kendi başarım bile evde yankı bulmuyordu. Baran’ın öksürüğü, benim sesimi bastırıyordu.
Küçükken, annemin bana da sarıldığı, saçlarımı okşadığı zamanlar vardı. Ama Baran doğduktan sonra, her şey değişti. Annem, Baran’ın hastalığıyla birlikte, bana olan ilgisini yavaş yavaş kaybetti. Ben ise, annemin gözünde yeniden değerli olabilmek için daha çok çalıştım, daha çok yardım ettim. Ama ne yaparsam yapayım, Baran’ın bir nefeslik sıkıntısı, benim bütün başarılarımı gölgede bırakıyordu.
Bir akşam, babam işten yorgun döndü. Annem sofrayı hazırlarken, ben de yardım ettim. Baran ise yine öksürüyordu. Babam, “Elif, kızım, su getirir misin?” dedi. Su getirdim, ama babamın gözleri Baran’ın üzerindeydi. Annem ise, “Baran, oğlum, iyi misin?” diye telaşlandı. O an, sofrada bir fazlalık gibi hissettim kendimi. Sanki ben olmasam da kimsenin umurunda olmayacaktım.
Bir gece, Baran’ın nefesi yine daraldı. Annem panikle Baran’ı kucağına aldı, babam arabayı hazırladı. Ben ise, pijamalarımla kapının önünde kaldım. “Elif, evde kal, biz hemen döneriz,” dedi annem. O gece, evde tek başıma, karanlıkta otururken, annemin bana hiç sarılmadığını, bana hiç ‘seni seviyorum’ demediğini düşündüm. O an, içimde bir boşluk oluştu. O boşluk, yıllar geçtikçe büyüdü, derinleşti.
Liseye başladığımda, annemle aramda görünmez bir duvar vardı. Baran’ın hastalığı biraz hafiflemişti, ama annemin sevgisi hâlâ ona aitti. Bir gün, okuldan eve döndüğümde, annem Baran’la birlikte pastaneden aldığı pastayı kesiyordu. “Anne, bugün doğum günüm,” dedim. Annem, “Ay, kızım, unuttum, kusura bakma. Baran’ın kontrolü vardı, çok yoruldum,” dedi. O an, doğum günümde bile ikinci planda olduğumu anladım. Baran ise, pastadan büyük bir dilim alıp bana gülümsedi. Ona kızamıyordum, o benim kardeşimdi. Ama anneme… Anneme kırgındım.
Bir gün, okuldan eve dönerken, arkadaşım Zeynep’le yürüyordum. Zeynep, “Senin annen çok ilgili, hep Baran’ı anlatıyor,” dedi. İçimden, “Keşke bana da biraz ilgi gösterse,” diye geçirdim. Zeynep’in annesi, ona her gün sarılır, başarılarını kutlardı. Ben ise, annemin gözünde sadece bir gölgeydim. O gün, Zeynep’in evine gittim. Annesi bana kek yaptı, saçımı okşadı. O sıcaklığı, kendi evimde hiç hissetmemiştim.
Üniversite sınavına hazırlandığım yıl, evdeki gerginlik iyice arttı. Baran, ergenliğe girmişti ve hastalığı neredeyse geçmişti. Ama annem, hâlâ bütün ilgisini ona veriyordu. Bir gün, anneme, “Anne, ben de senin ilginize ihtiyacım var,” dedim. Annem, “Kızım, Baran hassas, sen güçlüsün, sen halledersin,” dedi. O an, güçlü olmanın cezasını çektiğimi anladım. Annem, bana güçlü olduğum için sevgisini esirgiyordu. Oysa ben de kırılgandım, ben de sevilmek istiyordum.
Üniversiteyi kazandığımda, annem sadece, “Aferin kızım,” dedi. Baran ise, “Ablam çok akıllı,” diye övündü. O an, kardeşime sarıldım. Baran’ın bana ihtiyacı vardı, ama ben de annemin sevgisine muhtaçtım. Üniversiteye başladığımda, evden uzaklaştım. Annem, arada bir aradı, ama hep Baran’ı sordu. “Baran iyi mi?” diye sordum bir gün. Annem, “Sen nasılsın?” demedi. O an, annemin sevgisinin bana asla yetmeyeceğini anladım.
Yıllar geçti, mezun oldum, iş buldum. Kendi hayatımı kurmaya başladım. Ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Annemle aramda hâlâ bir mesafe vardı. Bir gün, annem hastalandı. Hastanede başında beklerken, ona çocukluğumdan beri içimde birikenleri anlatmak istedim. “Anne, ben de senin sevgine muhtaçtım,” dedim. Annem gözlerime baktı, “Kızım, ben seni de çok sevdim, ama Baran’ın hastalığı beni çok korkuttu. Sana güveniyordum, güçlüydün,” dedi. O an, annemin de korkularıyla baş edemediğini anladım. Ama bu, içimdeki yarayı iyileştirmedi.
Şimdi, kendi evimde, kendi hayatımda, annemin bana veremediği sevgiyi arıyorum. Kendi çocuğum olursa, ona sevgimi eşit dağıtacağıma söz verdim. Ama bazen, annemin bana bıraktığı o eksiklik, hayatımın her alanında kendini gösteriyor. Sevgi, bir çocuğun en temel ihtiyacı. Annem bana bunu veremedi. Peki, ben kendi çocuğuma verebilecek miyim?
Siz hiç, ailenizde ikinci planda kaldığınızı hissettiniz mi? Annemin sevgisini neden hak edemedim, yoksa ben de onun korkularının kurbanı mı oldum?