Her Akşam Damadım Eve Gelince Yok Olmak Zorunda Kaldığım Hayat: Bir Türk Anneannenin Sessiz Çığlığı
Anahtarın kapıda döndüğü o an, içimde bir şeyler yine kırıldı. “Anne, lütfen, baban gelmeden odana geçer misin?” diye fısıldadı Elif. Gözlerimdeki yaşları saklamaya çalışarak başımı salladım. Torunum Zeynep’in saçlarını okşarken, içimde fırtınalar kopuyordu. Oysa ben sadece yardımcı olmak, kızımın yükünü hafifletmek, torunuma biraz daha yakın olmak istemiştim. Ama her akşam, damadım Murat eve döndüğünde, evin içinde bir hayalet gibi kaybolmam gerekiyordu.
İlk zamanlar, Murat’ın bu kadar katı olacağını hiç düşünmemiştim. Elif’le evlendiklerinde, bana hep saygılı davranırdı. Ama Zeynep doğduktan sonra işler değişti. “Evde fazla insan olunca huzurum kaçıyor,” dedi bir gün. O günden sonra, akşam saatleri benim için bir kabusa dönüştü. Elif de arada kalmıştı; bir yanda annesi, bir yanda eşi… Ama ben, her seferinde kendimi geri çekmek zorunda kaldım. Çünkü Elif’in mutluluğu, Zeynep’in huzuru her şeyden önemliydi.
Bir gün, Zeynep okuldan geldiğinde, “Anneanne, neden babam gelince hep odana gidiyorsun?” diye sordu. Gözlerim doldu, ona sarıldım. “Baban işten gelince yorgun oluyor, biraz dinlenmek istiyor,” dedim. Oysa gerçek çok daha ağırdı. Kendi evimde, kendi torunumun yanında bile fazlalık hissediyordum. Akşam yemeklerinde masada bir tabak eksik oluyordu; benim tabağım. Mutfağa çekilip, sessizce yemeğimi yiyor, sonra odama kapanıyordum. Televizyonun sesini bile kısık açıyordum ki, Murat rahatsız olmasın.
Bir gece, Elif yanıma geldi. Gözleri kıpkırmızıydı. “Anne, ne olur bana kızma… Murat çok stresli, iş yerinde sorunlar var. Biraz zaman verelim, belki alışır,” dedi. Ona sarıldım, içimdeki kırgınlığı belli etmemeye çalıştım. Ama her geçen gün, içimdeki yalnızlık büyüyordu. Kendi kızımın evinde, kendi torunumun yanında bile yabancıydım artık.
Bir gün, Zeynep hastalandı. Elif işe gitmek zorundaydı, Murat ise sabah erkenden çıkmıştı. Tüm gün Zeynep’in başında bekledim, ateşini ölçtüm, çorba yaptım. Akşam Murat eve geldiğinde, Zeynep’in başında beni görünce yüzü asıldı. “Anne, istersen odana geç, ben ilgilenirim,” dedi Elif. O an, Zeynep’in gözlerindeki korkuyu gördüm. “Anneanne, gitme, lütfen,” dedi. Ama ben, yine sessizce odama çekildim. Kapıyı kapatırken, içimde bir şeyler daha koptu.
Bir akşam, Elif’in sesiyle irkildim. “Anne, Murat bu akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkacak. Beraber oturup çay içelim mi?” dedi. O an, sanki yıllardır beklediğim bir fırsat elime geçmişti. Zeynep’le oyunlar oynadık, Elif’le eski günlerden konuştuk. O gece, ilk defa evde gerçekten var olduğumu hissettim. Ama ertesi gün, Murat eve erken geldi. Ben yine odama kaçtım. Bu sefer Elif de arkamdan geldi. “Anne, böyle devam edemez. Ya sen gideceksin ya da Murat’la konuşacağım,” dedi. Gözlerim doldu. “Kızım, ben senin huzurunu bozmak istemem. Eğer gitmem gerekiyorsa, giderim,” dedim. Ama içimden bir parça daha koptu.
Bir sabah, Zeynep yanıma geldi. “Anneanne, sen neden hep üzgünsün?” diye sordu. Ona sarıldım, gözyaşlarımı saklayamadım. “Bazen büyükler de üzülür, canım benim,” dedim. O an, Zeynep’in bana sarılışı, içimdeki tüm acıyı bir an olsun hafifletti. Ama biliyordum ki, bu böyle devam edemezdi.
Bir gün, Elif ve Murat tartıştı. Sesleri odama kadar geliyordu. “Benim annem, senin annen! Hep senin annen! Benim de huzura ihtiyacım var!” diye bağırdı Murat. Elif ise ağlıyordu. “O benim annem, bana yardım ediyor! Sen hiç anlamıyorsun!” O an, kapının arkasında sessizce ağladım. Kendi yüzümden kızımın evliliği çatırdıyordu. O gece, sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce… Gitmeli miyim? Yoksa kalıp mücadele mi etmeliyim?
Bir sabah, Elif yanıma geldi. “Anne, ben Murat’la konuştum. Bir süreliğine ablamlara gideceksin. Belki biraz uzak kalmak iyi gelir,” dedi. O an, içimdeki tüm umutlar söndü. Zeynep’e veda ederken, gözyaşlarımı tutamadım. “Anneanne, ne olur gitme!” diye sarıldı bana. Ama gitmek zorundaydım. Ablamların evinde kaldığım günlerde, her gece Zeynep’in sesini duymak için telefonun başında bekledim. Elif aradığında, sesi hep yorgun ve üzgündü. “Anne, ev çok sessiz. Zeynep seni çok özledi,” dedi. Ben de onları…
Bir gün, Elif aradı. “Anne, Murat’la tekrar konuştuk. Belki haftada bir gün gelebilirsin,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Ama biliyordum ki, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Eve döndüğümde, Zeynep bana sarıldı. “Anneanne, lütfen bir daha gitme,” dedi. Ama Murat’ın bakışları hâlâ soğuktu. O akşam, yine odama çekildim. Kendi evimde, kendi ailemin içinde, yine bir yabancıydım.
Şimdi, her akşam kapıdan gelen anahtar sesiyle irkiliyorum. Her gün, torunuma bir masal anlatırken, bir yandan da içimdeki yalnızlıkla savaşıyorum. Kendi kızımın evinde, kendi torunumun yanında bile fazlalık hissediyorum. Peki, bir insan ne zaman gerçekten fazlalık olur? Sevgi, bir evin duvarları arasında kaybolur mu? Siz olsaydınız ne yapardınız?