Karpuzun İçindeki Çatlaklar: Bir Yaz Günü Hayatımın Değiştiği An
“Elif, karpuzu kes de serinleyelim,” dedi annem, terli alnını tülbentle silerken. Mutfağın ortasında, eski tahta masanın üzerinde duran dev karpuzun yanına geçtim. Bıçağı sapladığım anda çıkan çıtırtı, evin sessizliğini böldü. Karpuzu ikiye ayırınca, içindeki derin çatlakları ve süngerimsi dokuyu görünce elimdeki bıçak titredi. Annem hemen yanıma geldi, gözleriyle karpuzu inceledi. “Bu ne böyle? Allah korusun, bir şey mi oldu buna?” dedi, sesi endişeyle titriyordu.
O an, çocukluğumdan beri annemle aramızda süregelen o görünmez mesafe bir anda ortadan kalktı. Karpuzun içindeki çatlaklar, sanki yıllardır konuşulmayan, bastırılan duygularımızın bir yansımasıydı. “Anne, bu karpuz bozuk mu? Yiyelim mi, atayım mı?” diye sordum. Annem, “Kızım, geçen sene komşu Ayşe’nin oğlu da böyle bir karpuz yemiş, hastanelik olmuştu. Allah korusun, at gitsin!” dedi. O an, içimde bir suçluluk duygusu kabardı. Çünkü karpuzu pazardan ben seçmiştim. O kadar dikkat etmeme rağmen, yine de yanlış bir seçim yapmıştım. Annem, “Her şeyin iyisini seçmeye çalışırsın ama bazen hayat, çatlak bir karpuz gibi önüne çıkar,” dedi. Bu cümle, içimde bir yerlere dokundu.
Karpuzu çöpe atarken, aklımda çocukluğumun yazları canlandı. Babam hayattayken, her yaz köydeki tarladan taze karpuzlar getirirdi. O zamanlar, karpuzun içi kırmızı mı, çekirdeği siyah mı diye bakardık; çatlak, bozuk olma ihtimali aklımıza bile gelmezdi. Şimdi ise şehirde, pazardan alınan her şeyin içinde bir şüphe, bir korku var. Annem, “Artık hiçbir şeye güven kalmadı,” diye iç geçirdi. “Eskiden karpuzun tadı da, insanın sözü de başkaydı.”
O gün, annemle mutfakta uzun uzun konuştuk. Annem, “Bak kızım, senin yaşında ben de hata yaptım. Bir keresinde babanla kavga ettik, ben de inat edip pazardan en ucuz karpuzu aldım. Eve getirdim, içi çürük çıktı. O gün baban bana, ‘Her şeyin ucuzu iyi olmaz, Elif. Hayatta da, pazarda da dikkatli olacaksın,’ demişti.” Annemin gözleri doldu. Ben de sustum, çünkü onun da yükü ağırdı. Karpuzun içindeki çatlaklar, annemin kalbindeki kırıklara benziyordu.
Birden, küçük kardeşim Zeynep mutfağa girdi. “Ablam, karpuzdan bana da verecek misin?” dedi. Annem hemen, “Yok kızım, bu karpuz bozuk. Sana başka bir şey keseyim,” dedi. Zeynep’in yüzü asıldı. O an, annemin korumacı tavrı ile benim suçluluk duygum birbirine karıştı. “Anne, ben dikkat etmedim, özür dilerim,” dedim. Annem, “Önemli değil kızım. Hayatta bazen en iyi niyetle yaptığın şeyler bile kötü sonuç verebilir. Önemli olan, hatadan ders almak,” dedi.
O gece, internette karpuzdaki çatlakların ne anlama geldiğini araştırdım. Meğer bu çatlaklar, karpuza büyüme hormonu verilmesinden ya da yanlış sulamadan oluyormuş. Hatta bazıları sağlığa zararlıymış. İçim daha da burkuldu. Ertesi gün pazara gidip, karpuzu aldığım satıcıya durumu anlattım. Adam, “Abla, bu sene hava çok sıcak gitti, karpuzlar çatladı. Ama merak etme, bir dahakine sana en iyisini seçerim,” dedi. O an, satıcının da çaresizliğini gördüm. Herkesin bir derdi vardı bu ülkede; çiftçinin, satıcının, tüketicinin…
Eve döndüğümde, annem mutfakta sessizce çay demliyordu. Yanına oturdum. “Anne, bazen hayat da çatlak karpuz gibi. Dışarıdan bakınca güzel, ama içine bakınca kırıklar, eksikler var,” dedim. Annem başını salladı. “Kızım, önemli olan o çatlakları görüp, kendini koruyabilmek. Her zaman en iyisini seçemezsin, ama dikkatli olursan, en azından zarar görmezsin.”
O gün, karpuzun içindeki çatlaklar sayesinde annemle yıllardır konuşmadığımız konuları konuştuk. Babamın kaybı, ailedeki kırgınlıklar, hayatın zorlukları… Hepsi bir anda ortaya döküldü. Karpuzun içindeki çatlaklar, aslında bizim de içimizde vardı. O gün, annemle birbirimize daha çok sarıldık. Zeynep’e ise, “Bir dahaki sefere birlikte karpuz seçelim,” dedim. O da gülümsedi.
Şimdi düşünüyorum da, bir karpuzun içindeki çatlaklar bile insanın hayatını değiştirebiliyor. Peki ya siz? Hiç bir meyvenin, bir anın, bir hatanın hayatınızda böyle büyük bir etkisi oldu mu?