“Beyefendi, Annem Eve Gelmedi…” Karlar Altında Bir Hayatın Dönüm Noktası
“Beyefendi, annem eve gelmedi…”
Bu cümle, İstanbul’un Aralık ayının o soğuk ve karanlık akşamında, arabamın camına vuran minik bir elin ardından duyduğum ilk şeydi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Adım Kerem. Otuz sekiz yaşındayım, büyük bir inşaat şirketinin sahibiyim. Hayatım, başarılarla dolu bir dosya gibi görünse de, içimdeki boşluğu kimse bilmez. O akşam, Levent’teki ofisimden çıkıp, Maslak’ta çok önemli bir iş yemeğine yetişmeye çalışıyordum. Kar, İstanbul’u bembeyaz bir örtüyle kaplamıştı. Herkes evine koşarken, ben de kendi yalnızlığıma yetişiyordum sanki.
Köprüye yaklaşırken, yolun kenarında incecik bir montla titreyen küçük bir kız fark ettim. Arabamı yavaşlatıp camı indirdim. Gözleri kocaman, yüzü solgundu. “Beyefendi, annem eve gelmedi… Beni almaya gelecekti, ama gelmedi. Çok korkuyorum,” dedi. O an, içimdeki tüm iş stresi, para hırsı, başarı arzusu bir anda yok oldu. Arabadan inip yanına yaklaştım. “Adın ne senin?” diye sordum. “Zeynep,” dedi, sesi titriyordu. “Annen nerede çalışıyor?” dedim. “Temizlik yapıyor, şu büyük binada… Ama bugün gelmedi. Telefonu da kapalı.”
Bir an duraksadım. Kendi annemi düşündüm. Çocukken babam evi terk ettiğinde, annem de gece gündüz çalışırdı. Bazen eve gelmez, ben de Zeynep gibi pencerede beklerdim. O an, Zeynep’in yalnızlığıyla kendi çocukluğumun acısı birleşti. “Gel, seni biraz ısıtayım,” dedim ve arabaya aldım. Ellerini ovuşturuyordu. “Annem gelir mi sizce?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Birlikte arayalım, olur mu?” dedim.
Arabayı kenara çekip, Zeynep’in annesinin çalıştığı binaya gittik. Güvenliğe sordum, “Ayşe Hanım bugün çıkmadı mı?” dedim. Güvenlik başını iki yana salladı. “Bugün hiç gelmedi, beyefendi.” Zeynep’in gözleri daha da büyüdü. “Belki hastaneye gitmiştir,” dedim, ama içimde kötü bir his vardı. Zeynep’in elini tuttum. “Korkma, birlikte bulacağız anneni.”
O gece, İstanbul’un karanlık sokaklarında, Zeynep’le birlikte annesini aradık. Polis merkezine gittik, hastaneleri dolaştık. Her yerde, “Ayşe Yılmaz” adını sordum. Zeynep, arabada uyuyakaldı. Onun başını okşarken, kendi çocukluğumu düşündüm. Annem eve gelmediğinde, ne kadar korktuğumu, ne kadar yalnız hissettiğimi…
Sabaha karşı, bir hastaneden aradılar. “Ayşe Yılmaz burada, trafik kazası geçirmiş,” dediler. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Zeynep’i uyandırdım. “Anneni bulduk,” dedim. Gözleri parladı. Hastaneye vardığımızda, Ayşe Hanım ağır yaralıydı ama hayattaydı. Zeynep annesine sarılırken, ben de gözyaşlarımı tutamadım. O an, hayatımda ilk kez, bir başkasının acısını kendi acım gibi hissettim.
Ayşe Hanım iyileşene kadar, Zeynep’i ve annesini yalnız bırakmadım. Onlara evimin bir odasını açtım. Zeynep’in gülüşü, evimin soğuk duvarlarını ısıttı. Ayşe Hanım, “Kerem Bey, bize umut oldunuz,” dediğinde, aslında onların bana umut olduğunu fark ettim. Yıllardır başarı peşinde koşarken, insan olmayı unutmuşum. Zeynep’in gözlerindeki minnettarlık, bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdi.
Ayşe Hanım iyileştikten sonra, ona şirketimde bir iş verdim. Zeynep, artık her akşam güvenle uyuyabiliyor. Ben ise, hayatımda ilk kez huzur buldum. O gece, karlar altında küçük bir kızın yalnızlığı, benim hayatımı değiştirdi. Şimdi, her kar yağdığında, o akşamı hatırlıyorum ve kendime soruyorum: “Gerçekten zengin olmak, başkalarının hayatına dokunabilmek değil mi?”
Siz olsaydınız, o gece Zeynep’in elini tutar mıydınız? Yoksa kendi yolunuza devam mı ederdiniz?