Bir Aralık akşamı, İstanbul’un karla kaplı caddelerinde arabamla hızla ilerlerken, hayatımın en önemli toplantısına yetişmeye çalışıyordum. Tam köprüye yaklaşırken, yolun kenarında ince bir montla titreyen küçük bir kız gördüm; gözleriyle bana bakıp, “Beyefendi, annem eve gelmedi…” dedi. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim yalnızlık ve başarı hırsı, yerini tarifsiz bir vicdan azabına bıraktı. Kızın gözlerindeki korku ve çaresizlik, kendi çocukluğumun unutulmuş acılarını yeniden hatırlattı. O gece, hayatımın yönünü değiştiren bir karar verdim ve bu hikaye, sadece benim değil, belki de birçok insanın içindeki boşluğu anlatıyor.