Her Gece Bana ‘Güzel Işığım’ Dedi — Ta ki Onu Mutfağa Kadar Takip Edip Bana Ne Yaptığını Görünceye Kadar
“Gülseren, güzel ışığım, iyi geceler,” dedi Kemal, her zamanki gibi başımı okşayarak. O an içimde bir huzursuzluk vardı, nedenini bilmiyordum. Yıllardır her gece aynı cümleyi duymak bana güven vermişti ama bu gece içimde bir şeyler kıpırdanıyordu. Kemal’in gözlerinde bir yabancılık, bir mesafe hissettim. O uyumamı beklerken, ben gözlerimi kapatıp nefesimi tuttum, uyuyormuş gibi yaptım.
Kemal’in yavaşça yataktan kalktığını duydum. Sessizce peşinden kalkıp mutfağa kadar takip ettim. Kapının aralığından baktığımda, Kemal’in elleriyle bir şeyler karıştırdığını gördüm. Bir bardak süt hazırlıyordu, içine bir toz döktü. O an kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Gözlerim doldu, ellerim titredi. Yıllardır bana her gece getirdiği o sütü, meğer içine ilaç karıştırarak veriyormuş.
O an beynimden vurulmuşa döndüm. “Neden?” dedim kendi kendime. “Neden bana bunu yapıyor?” İçeri daldım, “Ne yapıyorsun Kemal?” diye bağırdım. Kemal bir an dondu kaldı, sonra elleriyle bardağı saklamaya çalıştı. “Gülseren, yanlış anladın,” dedi, sesi titriyordu. Ama gözlerindeki panik, her şeyi anlatıyordu. “Yıllardır bana ne içiriyorsun? Neden?” diye hıçkırarak sordum. Kemal’in yüzü bembeyaz oldu. “Sana zarar vermek istemedim, sadece… sadece çok huzursuzdun, geceleri uyuyamıyordun. Doktorun verdiği ilaçtan biraz ekliyordum, daha rahat uyu diye,” dedi.
Ama ben biliyordum, bu doğru değildi. Son yıllarda kendimi hep yorgun, halsiz, unutkan hissetmiştim. Kendi kararlarımı veremez, hayata dair heyecanımı kaybetmiş gibiydim. Kemal’in bana olan ilgisi, şefkati, meğer beni kontrol etmek içinmiş. “Beni uyutmak, susturmak için mi yaptın bunu?” dedim. “Hayır, hayır, seni korumak istedim,” diye yalvardı. Ama gözlerindeki korku ve suçluluk, bana gerçeği anlatıyordu.
O gece sabaha kadar ağladım. Kendi evimde, kendi yatağımda, en güvendiğim insan tarafından kandırılmıştım. Sabah olunca kızım Elif’i aradım. “Anne, hemen geliyorum,” dedi. Elif geldiğinde gözlerim şişmiş, ellerim titriyordu. Ona her şeyi anlattım. Elif’in gözleri doldu, “Anne, bunu sana nasıl yapar?” dedi. Kemal, odasında sessizce oturuyordu. Elif ona bağırdı, “Sen nasıl bir insansın? Annemi nasıl böyle kandırırsın?” Kemal başını öne eğdi, “Sadece huzurlu olsun istedim, çok ağlıyordu, çok üzülüyordu,” dedi. Ama Elif dinlemedi, “Bunu ona sormadan yapamazsın!” diye bağırdı.
O günden sonra evdeki her şey değişti. Kemal’le aramızda bir duvar örüldü. Ona güvenim tamamen bitmişti. Her gece başımı yastığa koyduğumda, “Acaba başka nelerden haberim yok?” diye düşünüyordum. Kendi hayatımın kontrolünü kaybetmiş, bir başkasının eline bırakmıştım. Elif bana destek oldu, “Anne, artık kendi kararlarını kendin vereceksin. Sana kimse bir şey dayatamaz,” dedi. Ama içimdeki yara kolay kolay kapanmadı.
Komşularım, akrabalarım duyunca şaşırdılar. “Kemal çok iyi adamdı, nasıl yapar böyle bir şeyi?” dediler. Ama kimse bir başkasının evinde neler yaşandığını bilemezdi. Herkes dışarıdan bakınca huzurlu, mutlu bir aile görüyordu. Oysa ben, her gece içime karanlık bir gölge çöktüğünü hissediyordum. Kemal’in bana olan sevgisi, meğer beni susturmak, kontrol etmek içinmiş.
Bir gün cesaretimi topladım, Kemal’le yüzleştim. “Beni gerçekten seviyor muydun, yoksa sadece sessiz, itaatkâr bir eş mi istedin?” dedim. Kemal gözlerime bakamadı. “Seni kaybetmekten korktum,” dedi. “Ama beni kaybettin zaten,” dedim. O an anladım ki, bir insanı sevmek, onu kontrol etmek değil, ona güvenmek ve özgür bırakmak demekti.
Şimdi altmış yaşındayım ve hayatı yeniden öğreniyorum. Kendi kararlarımı kendim veriyorum, her sabah kendi ellerimle kahvemi yapıyorum. Elif’le daha çok vakit geçiriyorum, torunlarımı seviyorum. Ama içimde hâlâ o geceye dair bir acı var. “Bir insan, en çok güvendiği tarafından kandırılırsa, yeniden nasıl güvenebilir?” Bunu hâlâ bilmiyorum. Siz olsanız, affedebilir miydiniz?