Kız Kardeşim Evlendi, Ev Bulamadı: Babaannem Bizimle Yaşamaya Başladı ve Yük Gibi Hissetti
“Burası benim evim mi, yoksa sadece bir misafir miyim?” diye düşündüm, mutfağın köşesinde sessizce bulaşıkları yıkarken. Eşim Emre, salonda televizyonun sesini açmış, babaannem ise koltukta sessizce örgü örüyordu. Kız kardeşim Elif’in düğününden sonra her şey altüst olmuştu. Elif, eşiyle birlikte bir ev bulamayınca, annemler de maddi olarak destek olamayınca, babaannem bizim eve taşındı. O an, kendi evimde bile kendime ait bir köşe bulamayacağımı anlamıştım.
Evliliğimizin ilk aylarıydı. Emre’yle küçücük bir apartman dairesinde, hayallerimizle baş başa kalacağımızı sanmıştım. Ama hayat, planladığımız gibi gitmiyordu. Emre’nin annesiyle arası zaten soğuktu; çocukluğundan beri babaannesi büyütmüştü onu. Annesiyle yılda bir-iki kez, o da babaannesini ziyarete geldiğinde görüşürdü. Emre, annesinin yanında kendini hep fazlalık gibi hissetmişti. Şimdi ise, babaannesiyle aynı evde yaşamak zorunda kalınca, bu duygu bana da bulaşmıştı.
Bir akşam, Emre işten yorgun argın döndü. Kapıdan girer girmez, “Yemekte ne var?” diye sordu. O an, içimde bir şeyler koptu. “Bilmiyorum Emre, bugün babaannen mercimek çorbası yapmış. Ben de işten yeni geldim,” dedim. Babaannem, mutfağın kapısından başını uzattı: “Kızım, sen yorulma diye ben yaptım. Beğenmezsen başka bir şey de yaparım.”
O an, hem minnet hem de suçluluk duygusu sardı içimi. Babaannem yaşlıydı, elleri titriyordu ama yine de bana yük olmamak için çabalıyordu. Ama ben, kendi evimde bile rahat edemiyordum. Akşamları Emre’yle baş başa oturmak, sessizce film izlemek, mutfakta kahve içip dertleşmek istiyordum. Ama her akşam, babaannemin televizyonun karşısında uyuyakaldığı, sabaha kadar horladığı bir evde yaşıyorduk.
Bir gece, Emre’yle yatakta konuşmaya başladık. “Ne yapacağız?” dedim fısıldayarak. “Bilmiyorum,” dedi Emre, “Babaannemi sokağa atamam. Annem zaten ilgilenmiyor. Elif’in de kendi derdi başından aşkın.”
O an, içimde bir öfke kabardı. “Peki ya biz? Bizim hayatımız ne olacak? Kendi evimizde bile özgür değiliz. Her şeyimizi paylaşmak zorundayız. Ben artık dayanamıyorum Emre!” dedim, gözlerim dolarak. Emre sessiz kaldı. O da çaresizdi. Babaannesine kızamıyordu, bana da kızamıyordu. Sadece, hayatın yükü omuzlarına çökmüştü.
Sabahları işe gitmek için hazırlanırken, babaannem mutfakta çay demliyor, bana “Kızım, kahvaltı yapmadan çıkma,” diyordu. Bazen ona sarılmak, teşekkür etmek istiyordum. Ama içimdeki huzursuzluk, minnet duygusunu bastırıyordu. Kendi evimde, kendi düzenimi kuramamanın acısı vardı.
Bir gün, Elif aradı. “Ablacım, kusura bakma. Babaannemi size bırakmak zorunda kaldık. Bizim evde yer yok, zaten kiralar uçmuş. Anne de babamla sürekli kavga ediyor. Ben de yeni evliliğime alışmaya çalışıyorum,” dedi. Ona kızamadım. Hepimiz bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyorduk. Ama yük, bizim omuzlarımızdaydı.
Bir akşam, Emre işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Babaannem, “Oğlum, yemeğini ısıtayım mı?” dedi. Emre, “Yok babaanne, sağ ol,” deyip odasına kapandı. Peşinden gittim. “Ne oldu?” dedim. “Hiçbir şey. Sadece yoruldum. Her gün aynı. Evde huzur yok. Senin de mutsuz olduğunu biliyorum. Ama elimizden ne gelir ki?” dedi. O an, Emre’nin de en az benim kadar sıkışmış olduğunu anladım.
Bir gece, babaannemle mutfakta yalnız kaldık. Bana döndü, “Kızım, ben size yük oldum. Biliyorum. Ama başka gidecek yerim yok. Oğlumun annesi beni istemiyor, Elif’in evi küçük. Siz de gençsiniz, kendi hayatınızı yaşamak istiyorsunuz. Ama ben ne yapayım?” dedi, gözleri dolarak. O an, içimdeki tüm öfke, yerini acıma ve çaresizliğe bıraktı. Babaannem de istemiyordu böyle olmasını. O da kendini fazlalık gibi hissediyordu.
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, babaannem bana bir tabak börek uzattı. “Kızım, işe götür, acıkırsın,” dedi. Böreği alırken elleri titriyordu. O an, ona sarıldım. “Babaannem, sen bize yük değilsin. Sadece, bazen hayat zor geliyor. Hepimiz sıkıştık. Ama birlikte atlatacağız,” dedim. Gözleri doldu, “Allah sizden razı olsun,” dedi.
Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi. Kendi evimde, kendi hayatımı yaşayamamanın acısı, her gün biraz daha büyüyordu. Emre’yle aramızda mesafe oluşmaya başladı. Akşamları konuşmaz olduk. Herkes kendi köşesine çekildi. Babaannem, sessizce örgü örüyor, ben mutfakta oyalanıyor, Emre ise bilgisayar başında saatler geçiriyordu.
Bir gün, Elif aradı. “Ablacım, bir ev bulduk. Taşınacağız. Babaannemi de yanımıza alabiliriz, ama eşim pek istemiyor. Sen ne dersin?” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Ama sonra, Elif’in eşinin de bu yükü istemediğini anladım. Hepimiz, ailemizin yükünü taşımaktan yorulmuştuk. Kimse kimseye kızamıyor, ama kimse de bu yükü almak istemiyordu.
Bir akşam, Emre’yle oturup konuştuk. “Belki de başka bir eve taşınmalıyız. Daha büyük bir ev bulursak, herkesin kendine ait bir köşesi olur,” dedim. Emre başını salladı. “Kiralar uçmuş. Maaşım yetmez. Zaten zor geçiniyoruz. Babaannemi bırakacak yerimiz yok,” dedi. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu bir kez daha anladım.
Babaannem, bir gece sessizce yanıma geldi. “Kızım, ben yakında Allah’ın rahmetine kavuşurum. O zamana kadar bana katlanın. Sonra siz de rahat edersiniz,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Onun ölmesini beklemek, bana vicdansızlık gibi geldi. Ama başka çaremiz de yoktu.
Geceleri, yatakta gözlerim dolu dolu uyuyakalıyordum. Kendi evimde, kendi hayatımı yaşayamamanın acısı, her gün biraz daha büyüyordu. Emre’yle aramızda mesafe oluşmaya başladı. Akşamları konuşmaz olduk. Herkes kendi köşesine çekildi. Babaannem, sessizce örgü örüyor, ben mutfakta oyalanıyor, Emre ise bilgisayar başında saatler geçiriyordu.
Bir gün, Elif aradı. “Ablacım, bir ev bulduk. Taşınacağız. Babaannemi de yanımıza alabiliriz, ama eşim pek istemiyor. Sen ne dersin?” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Ama sonra, Elif’in eşinin de bu yükü istemediğini anladım. Hepimiz, ailemizin yükünü taşımaktan yorulmuştuk. Kimse kimseye kızamıyor, ama kimse de bu yükü almak istemiyordu.
Bir akşam, Emre’yle oturup konuştuk. “Belki de başka bir eve taşınmalıyız. Daha büyük bir ev bulursak, herkesin kendine ait bir köşesi olur,” dedim. Emre başını salladı. “Kiralar uçmuş. Maaşım yetmez. Zaten zor geçiniyoruz. Babaannemi bırakacak yerimiz yok,” dedi. O an, çaresizliğin ne demek olduğunu bir kez daha anladım.
Babaannem, bir gece sessizce yanıma geldi. “Kızım, ben yakında Allah’ın rahmetine kavuşurum. O zamana kadar bana katlanın. Sonra siz de rahat edersiniz,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Onun ölmesini beklemek, bana vicdansızlık gibi geldi. Ama başka çaremiz de yoktu.
Geceleri, yatakta gözlerim dolu dolu uyuyakalıyordum. Kendi evimde, kendi hayatımı yaşayamamanın acısı, her gün biraz daha büyüyordu. Bazen düşünüyorum: Biz mi ailemize yük olduk, yoksa onlar mı bize? Siz olsanız ne yapardınız?