Bir Yalanın Bedeli: Elif’in Sessiz Çığlığı

Banyoda dizlerimin üstünde, ellerim deterjanlı suya batmış, eski küveti ovalıyordum. Annem hep derdi, “Elif, evin temizse, kalbin de rahattır.” Oysa o akşam, kalbim hiç olmadığı kadar huzursuzdu. Tam o sırada, dış kapı öyle bir çarptı ki, elimdeki sünger yere düştü. Murat, gözleri alev alev, nefesi kesik kesik, içeri daldı.

— Ne yaptın sen?!

Bir an donup kaldım. Ellerim hala sabunlu, saçlarım dağınık, üstüm başım perişan. Korkuyla koridora çıktım.

— Ne oldu Murat? Ne diyorsun sen?

— Neden ona gittin? Neden?!

Gözleriyle beni delip geçiyordu. O an, içimdeki korku yerini utanca bıraktı. Sırrım ortaya çıkmış mıydı? Yoksa sadece şüphe mi ediyordu?

— Kime gittim ben? Ne diyorsun, anlamıyorum!

— Annene! Her şeyi anlatmışsın! Benim ailemle ilgili, bizimle ilgili ne varsa dökmüşsün ortaya. Senin yüzünden annem aradı, bana hesap sordu! Elif, ben sana güvenmiştim!

Dizlerimin bağı çözüldü. Anneme gitmiştim, evet. Ama anlatmak zorundaydım. İçimde birikenleri, Murat’ın ailesinin bana yaşattıklarını, kayınvalidemin her fırsatta beni ezmesini, Murat’ın sessizliğini… Annemden başka kimseye anlatamazdım. Ama Murat’ın bu kadar öfkeleneceğini tahmin etmemiştim.

— Murat, ben… Sadece çok yoruldum. Seninle konuşamıyorum, derdimi anlatamıyorum. Kayınvalidem her gün bana laf sokuyor, ben susuyorum. Sen de susuyorsun. Anneme anlatmasam, kime anlatacağım?

Murat ellerini başına götürdü, saçlarını çekiştirdi.

— Elif, bu evin içinde ne yaşanıyorsa, burada kalmalıydı! Annene anlatmak ne demek? Benim ailemi küçük düşürdün! Şimdi annem bana, “Sen karına sahip çıkamıyorsun,” diyor. Ben ne yapayım?

Gözlerim doldu. O an, Murat’ın bana değil, annesine ve ailesine karşı mahcup olmasından ne kadar incindiğimi fark ettim. Benim acım, onun için bir utanç kaynağıydı.

— Ben sadece biraz anlayış istedim, Murat. Senin yanında kendimi yalnız hissediyorum. Herkes bana yükleniyor, sen de susuyorsun. Bir gün bile “Elif, haklısın” demedin. Ben de anneme anlattım, çünkü başka kimsem yoktu.

Murat bir an sustu, gözleriyle yere baktı. Sonra tekrar öfkeyle başını kaldırdı.

— Senin yüzünden annemle aram açıldı. Şimdi bana güvenmiyor. Elif, bu evde artık huzur kalmadı. Senin yüzünden!

O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır biriktirdiğim sabır, bir anda yerle bir oldu.

— Benim yüzümden mi? Ben mi suçluyum? Senin annen bana her gün “Sen bu eve yakışmıyorsun” derken, senin yanında susarken, ben mi suçluyum? Benim annem bana “Kızım, sabret, evlilik böyledir” diyor. Ama ben artık sabredemiyorum, Murat! Ben de insanım, ben de yoruldum!

Murat bir adım geri çekildi. Sanki ilk kez beni gerçekten görüyordu. Ama yine de gururundan vazgeçmedi.

— Elif, bu evde huzur istiyorsan, bir daha annene hiçbir şey anlatmayacaksın. Yoksa… Yoksa ben de bilmiyorum ne olur.

Tehdit gibi bir cümle. İçimdeki korku, öfkeye dönüştü.

— Peki Murat, ben susayım. Herkes bana istediğini söylesin, ben susayım. Senin annen bana “Senin yüzünden oğlum mutsuz” desin, ben susayım. Senin kardeşin bana “Sen bu aileye yakışmıyorsun” desin, ben susayım. Ama ben de bir gün susmamayı öğrenirim. O zaman ne yapacaksın?

Murat kapıyı çarpıp çıktı. Arkasından sadece sessizlik kaldı. O gece, banyoda yere oturup saatlerce ağladım. Annemi aradım, “Anne, ben ne yapacağım?” dedim. Annem, “Kızım, evlilik sabır ister, ama kendini de ezdirme. Gerekirse gel, kapım açık,” dedi. O an, annemin sıcaklığına, anlayışına ne kadar muhtaç olduğumu anladım.

Ertesi gün Murat eve gelmedi. Telefonlarıma bakmadı. Kayınvalidem aradı, “Senin yüzünden oğlum eve gelmiyor. Ne yaptın ona?” dedi. O an, suçlu benmişim gibi hissettim. Oysa tek istediğim biraz sevgi, biraz anlayıştı.

Günler geçti, Murat eve uğramadı. Ben yalnız kaldım. Komşular fısıldaşıyor, “Elif’in kocası eve gelmiyor,” diyorlardı. Markete gittiğimde, bakkal bile bana acıyarak bakıyordu. Yalnızlığım, utancım büyüdü. Annem aradı, “Gel kızım, burada kal bir süre,” dedi. Ama gururum izin vermedi. “Belki Murat döner, belki her şey düzelir,” diye bekledim.

Bir akşam, kapı çaldı. Açtım, Murat karşımdaki adamdan çok farklıydı. Gözleri şiş, sakalları uzamış. İçeri girdi, sessizce oturdu.

— Elif, ben de düşündüm. Belki de haklısın. Ben annemin sözlerinden korktum, sana sahip çıkamadım. Ama sen de beni annene şikayet edince, kendimi çok kötü hissettim. Sanki herkes bana karşıymış gibi…

İlk kez Murat’ın da ne kadar yalnız olduğunu gördüm. O da ailesinin baskısı altında eziliyordu. Ama yine de, aramızdaki uçurum büyümüştü.

— Murat, ben sadece biraz sevgi istedim. Birlikte olalım, birbirimize sahip çıkalım istedim. Ama sen hep başkalarının tarafını tuttun. Benimle konuşmadın, beni anlamadın. Şimdi ne olacak?

Murat başını eğdi.

— Bilmiyorum Elif. Belki de biraz ayrı kalmak iyi gelir. Belki de birbirimizi özleriz, anlarız.

O gece, Murat eşyalarını topladı ve gitti. Evde bir başıma kaldım. Annemi aradım, “Anne, ben artık dayanamıyorum,” dedim. Annem, “Kızım, hayat bazen çok zor. Ama sen güçlü ol. Kendini ezdirme. Gerekirse gel, burada yeni bir hayat kurarsın,” dedi.

Geceleri yalnız yatarken, Murat’ı, evliliğimizi, kayınvalidemin sözlerini düşündüm. Acaba gerçekten suçlu ben miydim? Yoksa bu toplumda, kadınların hep susması mı gerekiyordu? Bir yalanın, bir sırrın bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı?

Şimdi siz söyleyin, bir evlilikte susmak mı doğru, yoksa derdini paylaşmak mı? Bir kadın ne zaman kendi hayatını savunmalı? Benim yaşadıklarımı siz de yaşadınız mı?