Hayır Demeyi Öğrendiğim Yaz: Sapanca Gölü’nde Kendi Sınırlarımı Keşfettim
“Elif, hadi kalk! Annemler gelmeden kahvaltıyı hazırlamamız lazım!” diye bağırdı Murat, daha gözümü açmadan. Gözlerimi ovuşturup saate baktım; sabahın yedisi. Sapanca Gölü’ndeki yazlıkta huzur bulacağımı sanmıştım, ama annem, kayınvalidem, görümcem, hatta kuzenlerim bile buraya doluşmuştu. Herkesin bir beklentisi, bir isteği vardı. Ben ise sadece sessizce göle bakıp nefes almak istiyordum. Ama o sabah, mutfağa girerken içimde bir şeyler kırıldı.
Murat, “Elif, annem reçel istemişti, dün neden yapmadın?” dediğinde, içimde bir öfke kabardı. “Çünkü dün gece üç saat bulaşık yıkadım, Murat. Biraz da başkası yapsın!” dedim, sesim titreyerek. O an herkes sustu. Kayınvalidem, “Aman kızım, ne var bunda, evin hanımı sensin!” dedi. Annem ise bana bakıp başını salladı, sanki ben suçluymuşum gibi. O an, içimdeki yalnızlığı iliklerime kadar hissettim.
O yaz, göl kenarında huzur bulmak isterken, ailemin ve Murat’ın ailesinin arasında ezildiğimi fark ettim. Herkesin gözü üzerimdeydi. “Elif, çayı tazeleyelim mi?”, “Elif, çocuklar acıkmış!”, “Elif, şu masa toplanacak!”… Sanki ben bir hizmetçiydim. Bir gün, göl kenarında otururken, kuzenim Zeynep yanıma geldi. “Sen iyi misin?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Bilmiyorum Zeynep. Sanki herkesin hayatı için ben varım, ama benim için kimse yok,” dedim. Zeynep’in gözleri doldu. “Bazen hayır demek gerekir, Elif. Yoksa kendini kaybedersin,” dedi. O an, içimde bir şeyler değişmeye başladı.
Bir akşam, sofrada herkes tartışırken, Murat birden bana döndü: “Elif, yarın sabah kahvaltıya menemen yaparsın değil mi? Annem çok sever.” O kadar yorgundum ki, gözlerim doldu. “Hayır, yapmayacağım,” dedim. Herkes bana baktı. “Nedenmiş o?” dedi kayınvalidem. “Çünkü ben de insanım. Ben de dinlenmek istiyorum. Herkes kendi işini kendi yapsın,” dedim. Annem bana korkuyla baktı, sanki büyük bir günah işlemişim gibi. Murat ise şaşkındı. “Elif, ne oluyor sana?” dedi. “Artık kendim için de yaşamak istiyorum, Murat. Sadece başkalarının istekleriyle değil,” dedim. O an, içimde bir hafiflik hissettim. Sanki yıllardır taşıdığım yük bir anda hafiflemişti.
Tabii ki işler hemen düzelmedi. Kayınvalidem günlerce surat astı, annem bana sitem etti. Murat ise önce bana kızdı, sonra anlamaya çalıştı. Ama ben ilk defa kendim için bir şey yapmıştım. Sabahları göl kenarında yürüyüşe çıktım, kitap okudum, kendime vakit ayırdım. İlk başta herkes şaşırdı, ama zamanla alıştılar. Bir gün, Murat yanıma geldi. “Seni böyle görmeyeli uzun zaman olmuştu,” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Daha mutlusun. Daha huzurlu. Belki de bazen hayır demek gerekiyormuş,” dedi. Gülümsedim. “Evet, gerekiyormuş,” dedim.
O yaz, Sapanca Gölü’nde sadece doğanın değil, kendi içimin de sesini duydum. Yıllarca herkesi memnun etmeye çalışırken kendimi unutmuşum. Ama artık biliyorum ki, kendi sınırlarımı korumadan kimseye gerçekten faydam olamazmışım. Ailemin ve Murat’ın ailesinin beklentileri hâlâ bitmedi, ama ben artık kendimi kaybetmeden, gerektiğinde hayır diyerek yaşamayı öğrendim.
Şimdi bazen göl kenarında oturup, suya bakarken düşünüyorum: “Acaba kaç kadın, kaç anne, kaç eş, benim gibi kendi sınırlarını koruyamadan yaşıyor? Hayır demek neden bu kadar zor?” Siz de hiç kendiniz için hayır diyebildiniz mi?