25 Yıllık Evliliğin Ardından: Geri Dönmek İçin Çok Geçti

“Süheyla, lütfen gitme. Bak, konuşabiliriz. Her şeyi düzeltebiliriz!” diye bağırdım, kapının önünde valizini taşırken. Gözlerinde yılların yorgunluğu, kalbinde ise benden çoktan kopmuş bir sevgi vardı. O an, 25 yıllık evliliğimizin gerçekten bittiğini anladım. Oysa ben, her şeyin yolunda olduğunu sanıyordum.

Adım Kemal. 52 yaşındayım. Hayatımın büyük bir kısmını, Süheyla ile birlikte geçirdim. Gençken, mahalledeki herkesin imrendiği bir çifttik. Ben çalışır, eve ekmek getirirdim; Süheyla ise evimizin direğiydi. O, çocuklarımızın ödevleriyle ilgilenir, soframızı kurar, bana her akşam sıcak bir çorba koyardı önüme. Ben ise, “Sen çalışmak istemezsin zaten, evde çocuklarla ilgilenmek sana daha uygun,” derdim. O da başını eğer, “Sen bilirsin Kemal,” derdi.

Yıllar geçti. Çocuklarımız büyüdü, üniversiteye gitti. Evde baş başa kaldık. O zaman fark ettim ki, Süheyla ile konuşacak bir şeyimiz kalmamış. Akşamları televizyonun karşısında sessizce oturur, bazen birbirimize bakmadan saatler geçirirdik. İçimde bir boşluk oluştu. O boşluğu doldurmak için daha çok çalıştım, daha çok dışarı çıktım. Arkadaşlarımla kahvede oturup saatlerce tavla oynadım. Eve geç gelmeye başladım. Süheyla ise her zamanki gibi sessizdi. Hiçbir zaman kavga etmedik, bağırış çağırış olmadı. Ama sevgi de kalmamıştı.

Bir gün, işten eve döndüğümde Süheyla’nın gözleri doluydu. “Kemal, ben artık böyle yaşamak istemiyorum,” dedi. Şaşırdım. “Nesi varmış hayatımızın?” dedim. “Senin için her şeyi yaptım, ama sen beni hiç duymadın,” dedi. O an, ilk defa onun gerçekten mutsuz olduğunu fark ettim. Ama yine de anlamadım. “Ne istiyorsun peki?” dedim. “Boşanalım,” dedi.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. 25 yıl boyunca yanımda olan kadının, bir anda gitmek istemesi bana çok ağır geldi. Ama gururum izin vermedi; “Madem istiyorsun, git,” dedim. O da gitti. Çocuklarımıza haber verdiğimizde, kızım Zeynep ağladı. Oğlum Murat ise sessizce başını öne eğdi. O an, ailemin dağıldığını hissettim. Ama yine de bir şey yapmadım.

Boşandıktan sonra hayatım alt üst oldu. Evde yalnız kalmak, sandığım kadar kolay değildi. Sabahları kahvaltı hazırlayan kimse yoktu. Akşamları eve döndüğümde, karanlık bir ev beni bekliyordu. Çocuklarım arada bir arıyor, ama onlar da kendi hayatlarına dalmıştı. Anneleriyle daha çok vakit geçiriyorlardı. Ben ise, her geçen gün yalnızlığa daha çok gömülüyordum.

Bir gün, eski arkadaşım Hasan’la buluştum. “Kemal, senin suratın neden asık?” dedi. “Her şeyimi kaybettim Hasan,” dedim. “Süheyla gitti, çocuklarım da uzaklaştı. Şimdi ne yapacağım?” Hasan omzuma dokundu. “Belki de geç olmadan bir şeyler yapmalısın. Git, konuş Süheyla’yla. Belki affeder seni,” dedi. O an bir umut doğdu içimde.

Ertesi gün, Süheyla’nın yeni taşındığı apartmanın önüne gittim. Kapıyı çaldım. Karşıma çıkan kadın, eski eşimden çok farklıydı. Saçlarını boyatmış, yüzünde hafif bir makyaj vardı. Gözleri parlıyordu. “Kemal, neden geldin?” dedi. “Konuşmamız lazım,” dedim. İçeri girdim. Evin her köşesinde onun emeği vardı. Ama artık bana ait değildi. “Süheyla, hata yaptım. Seni ihmal ettim. Lütfen, bir şans daha ver bana,” dedim. Gözleri doldu. “Kemal, ben artık başka biriyim. Yıllarca senin gölgende yaşadım. Şimdi kendi ayaklarımın üstünde duruyorum. Geri dönmek istemiyorum,” dedi. O an, her şeyin bittiğini anladım.

Eve dönerken, içimde tarifsiz bir boşluk vardı. Yıllarca değerini bilmediğim kadının, artık bana ihtiyacı yoktu. Çocuklarım da anneleriyle daha mutluydu. Ben ise, yalnızlığın ne demek olduğunu yeni yeni anlıyordum. Akşamları televizyonun karşısında otururken, Süheyla’nın bana söylediği sözler kulaklarımda yankılanıyordu: “Senin için her şeyi yaptım, ama sen beni hiç duymadın.”

Bir gün, kızım Zeynep aradı. “Baba, iyi misin?” dedi. “İyiyim kızım,” dedim. Ama iyi değildim. “Anneyle konuşuyor musun?” diye sordu. “Konuştum, ama artık istemiyor,” dedim. Zeynep sustu. “Baba, annem çok değişti. Şimdi daha mutlu. Sen de kendine yeni bir hayat kurmalısın,” dedi. O an, hayatımın en büyük pişmanlığını hissettim. Yıllarca yanımda olan kadının kıymetini bilememiştim. Şimdi ise, her şey için çok geçti.

Geceleri uyuyamıyorum. Süheyla’nın bana yaptığı yemeklerin kokusu, çocuklarımın evde koşuşturması, birlikte geçirdiğimiz bayram sabahları… Hepsi birer anı oldu. Şimdi ise, dört duvar arasında, geçmişin pişmanlıklarıyla baş başayım. Keşke zamanında onun sesini duysaydım. Keşke gururumu bir kenara bırakıp, onun ne hissettiğini sorsaydım. Ama artık çok geç.

Bazen düşünüyorum, insan neden en değerli şeyleri kaybedince anlar? Neden mutluluğun kıymetini, yalnız kalınca fark ederiz? Şimdi size soruyorum: Siz hiç, geri dönmek için çok geç kaldığınız oldu mu?