Bebeğimiz Eve Geldiğinde Hiçbir Şey Hazır Değildi: Bir Anne Olarak Hayal Kırıklığım ve Savaşım

“Murat! Beşik nerede? Bezi nereye koydun? Mama ısıtıcısı hâlâ kutusunda mı?” diye bağırdım, gözlerim dolu dolu. Kucağımda yeni doğmuş kızımız Elif’le, hastaneden eve döndüğümde karşılaştığım manzara, hayatımın en büyük hayal kırıklığıydı. Evin salonunda eski pizza kutuları, mutfakta birikmiş bulaşıklar, yatak odasında dağınık çamaşırlar… Ve en kötüsü, Elif’in odasında hâlâ açılmamış koliler, kurulmamış beşik ve hiçbir hazırlık yoktu. O an, içimdeki tüm umutlar bir anda yerle bir oldu.

Murat, mutfaktan aceleyle çıktı, elinde telefon, gözlerinde suçlulukla karışık bir şaşkınlık. “Ayşe, vallahi bugün halledecektim. Biraz yorgundum, sonra da arkadaşlar aradı, işte… Biliyorsun, alışamadım daha bu düzene.” dedi, sesi titrek. O an, ona bağırmak, hatta ağlamak istedim. Ama Elif’in minik nefesleri, bana sabırlı olmam gerektiğini hatırlattı. İçimdeki öfkeyi yutmaya çalışarak, “Murat, ben hastanede doğum sancısı çekerken, sen burada arkadaşlarınla oyun mu oynadın? Bebeğimizin beşiği bile hazır değil! Ne yapacağız şimdi?” dedim, sesim çatladı.

Oturup ağlamak istedim. Annem, “Kızım, Murat’a güven, o da alışacak.” demişti. Ama annem bilmiyordu ki, Murat’ın sorumsuzluğu yeni değildi. Hamileliğim boyunca, her şeyin yolunda olduğunu, her şeyi halledeceğini söylemişti. Ama hiçbir zaman sözünü tutmadı. Doktor kontrollerine yalnız gittim, alışverişleri tek başıma yaptım, Elif’in odasını planlarken bile yanımda yoktu. Hep bir bahanesi vardı: İş, yorgunluk, arkadaşlar…

O gece, Elif’i kucağımda sallarken, gözyaşlarım sessizce yanaklarımdan süzüldü. Murat, salonda televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. İçimde bir boşluk, bir kırgınlık vardı. “Acaba yanlış bir adamla mı evlendim?” diye sordum kendime. Ama sonra Elif’in minik elleri parmağımı kavradı. “Senin için güçlü olmalıyım,” dedim sessizce.

Ertesi sabah, Murat’a bir şans daha vermek istedim. “Bak, Murat. Elif’in beşiğini birlikte kuralım. Sonra eksikleri tamamlarız. Lütfen, bu sefer bana yardım et.” dedim. O da başını salladı, ama gözlerinde isteksizlik vardı. Beşiği kurarken, bir vida eksikti. Murat, “Yarın alırım,” dedi. Yine erteliyordu. O an, sabrım taştı. “Her şeyi yarına bırakıyorsun! Elif’in yarını yok, onun şimdiye ihtiyacı var!” diye bağırdım. Murat, ilk kez bana karşılık verdi: “Sen de çok abartıyorsun, Ayşe! Herkesin çocuğu oluyor, dünya başımıza yıkılmadı ya!”

Bu sözler, içimi bıçak gibi kesti. O an, Murat’ı ilk kez bu kadar uzak hissettim. Annemi aradım, ağlayarak durumu anlattım. Annem, “Kızım, erkekler bazen böyle olur. Sabret, konuş, anlat. Belki de korkuyordur, sorumluluktan kaçıyordur.” dedi. Ama ben artık sabrımın sonuna gelmiştim. Elif’in ihtiyaçlarını tek başıma tamamlamak için dışarı çıktım. Marketten bez, mama, ıslak mendil, hatta beşik için vida aldım. Eve döndüğümde Murat hâlâ uyuyordu.

Geceleri Elif ağladığında, Murat dönüp diğer tarafa yatıyordu. Bir gece, Elif’in ateşi çıktı. Panikle Murat’ı uyandırdım. “Murat, kalk! Elif’in ateşi var!” dedim. O ise gözlerini ovuşturup, “Sen daha iyi anlarsın, Ayşe. Benim uykum çok ağır,” dedi. O an, yalnızlığımın ne kadar derin olduğunu hissettim. Elif’i kucağıma aldım, ateşini düşürmek için ıslak bezle alnını sildim, doktoru aradım, sabaha kadar başında bekledim. Murat ise sabah işe gitmek için kalktığında, bana sadece “Geçmiş olsun,” dedi.

Bir sabah, Elif’in altını değiştirirken, Murat’ın annesi aradı. “Ayşe, Murat çok yoruluyor, ona biraz anlayış göster. Erkekler böyle şeylerden anlamaz, sen halledersin,” dedi. O an, içimdeki öfke daha da büyüdü. Neden hep kadınlar güçlü olmak zorunda? Neden bir baba, kendi çocuğunun sorumluluğunu almak istemez?

Bir akşam, Murat eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “İşlerim vardı, arkadaşlarla buluştum,” dedi. Ona, “Ben de insanım, benim de dinlenmeye ihtiyacım var. Elif’i biraz sen tut, ben de bir duş alayım,” dedim. Suratını astı, Elif’i kucağına almak istemedi. “Ben anlamam bu işlerden, sen daha iyi bakıyorsun,” dedi. O an, içimdeki sevgi kırıntıları bile yok oldu.

Bir gece, Elif’in ağlamaları arasında, kendi kendime konuşmaya başladım. “Ayşe, sen bu yükü tek başına taşımak zorunda değilsin. Ya Murat’ı değiştireceksin, ya da kendi yolunu çizeceksin.” dedim. Ertesi gün, Murat’la ciddi bir konuşma yapmaya karar verdim.

Murat eve geldiğinde, onu mutfağa çağırdım. “Bak Murat, ben bu evde yalnızım. Elif’in annesi kadar babası da sensin. Eğer bu sorumluluğu almak istemiyorsan, bana açıkça söyle. Ben de ona göre kararımı vereyim,” dedim. Murat önce sustu, sonra gözleri doldu. “Ayşe, ben de korkuyorum. Babalık bana ağır geliyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Babam da bana hiç sevgi göstermedi, ben de nasıl baba olunur bilmiyorum,” dedi. O an, ilk kez Murat’ın da kırgın, yalnız bir çocuk olduğunu gördüm.

Ama bu, sorumluluklarını yerine getirmemesi için bir bahane olamazdı. “Murat, korkmak normal. Ama Elif’in sana ihtiyacı var. Benim de sana ihtiyacım var. Eğer birlikte bu yükü taşımazsak, aile olamayız,” dedim. Murat başını eğdi, “Deneyeceğim,” dedi. O günden sonra, Murat biraz daha çaba göstermeye başladı. Ama hâlâ çoğu işi ben yapıyordum.

Aylar geçti. Elif büyüdü, ilk gülüşünü bana attı. Murat bazen onunla oynadı, bazen yine sorumluluktan kaçtı. Ben ise, her geçen gün daha da güçlendim. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim. Annem, “Kızım, sen çok güçlü bir kadınsın,” dediğinde, gözlerim doldu. Ama içimde hâlâ bir yara vardı.

Şimdi, Elif uyurken, bu satırları yazıyorum. İçimde hâlâ bir umut var; belki Murat bir gün gerçek bir baba olur. Ama biliyorum ki, ben artık kendi gücümün farkındayım. Siz olsaydınız, ne yapardınız? Bir kadının, bir annenin yalnızlığına nasıl destek olurdunuz?