Bir Gelinin Sessiz Çığlığı: Elif’in Hikayesi

“Sen de biraz Ayşe gibi olsaydın keşke, Elif,” dedi Sevim Hanım, gözlerini kısarak bana bakarken. O an içimde bir şeyler kırıldı. Masada, eşim Murat’ın önüne koyduğum sıcak çorbanın buharı yüzüme vururken, içimdeki soğukluk daha da büyüdü. Ayşe, Murat’ın eski eşi. Her fırsatta onun ne kadar becerikli, ne kadar hanım hanımcık olduğunu anlatırdı Sevim Hanım. Ben ise ne yaparsam yapayım, onun gözünde hep eksik, hep yanlış biriydim.

Küçükken de böyle hissetmiştim. Annem, ben dokuz yaşımdayken, “Biraz büyüyünce seni almaya geleceğim,” diyerek beni babaanneme bırakıp Almanya’ya gitmişti. O günden sonra ne aradı, ne sordu. Babaannem, Hatice Hanım, beni severdi ama bana nasıl yaklaşacağını bilemezdi. Ben ise ona yabancıydım, o bana. Yıllarca aynı evde iki yabancı gibi yaşadık. Babaannem yalnızlığa alışkındı, ben ise annemin yokluğuna.

Şimdi, yıllar sonra, başka bir kadının gölgesinde, başka bir evde yine yalnız hissediyordum. Murat’la evlendiğimizde, her şeyin güzel olacağına inanmıştım. Oysa daha ilk günden, Sevim Hanım’ın bakışlarında bir mesafe, bir soğukluk vardı. “Bizim ailede herkes çalışkandır, Elif. Ayşe de öyleydi. Senin de biraz daha gayretli olman lazım,” derdi. Ben ise sabahları erkenden kalkıp evi temizler, yemekler yapar, Murat’ın gömleklerini ütülerdim. Yine de yetmezdi.

Bir gün, Murat işten geç gelecekti. Sevim Hanım’la baş başa kaldık. Televizyonun sesi fonda uğuldayıp dururken, o elindeki örgüyü bırakıp bana döndü: “Bak kızım, Murat’ın gözü yükseklerde. Senin gibi sessiz, silik biriyle mutlu olur mu bilmem. Ayşe çok başka bir kadındı. Herkes onu konuşurdu.”

İçimden geçenleri söylemek istedim: “Ben Elif’im, Ayşe değilim. Neden beni olduğum gibi kabul etmiyorsunuz?” Ama diyemedim. Sadece başımı eğip, ellerimi ovuşturdum. O an, çocukken babaannemin evinde hissettiğim o yabancılık, o yalnızlık yine içimi sardı.

Bir akşam, Murat eve geldiğinde gözleri yorgundu. Ona çay koyarken, “Annem yine mi Ayşe’den bahsetti?” diye sordu. Sessizce başımı salladım. “Biliyor musun, bazen keşke hiç evlenmeseydim diyorum. Kimseye yaranamıyorum,” dedim. Murat, “Annemin lafına bakma, seni seviyorum,” dedi ama sesinde bir yorgunluk, bir bıkkınlık vardı.

O gece yatağa uzandığımda, tavanı izlerken annemi düşündüm. Acaba o da birilerine kendini kanıtlamaya çalışmış mıydı? Yoksa beni bırakıp gitmek ona kolay mı gelmişti? Babaannem de bana alışamamıştı, ben de ona. Şimdi ise Sevim Hanım’ın evinde, onun kurallarına uymaya çalışıyordum. Ama ne yapsam, Ayşe’nin gölgesini silemiyordum.

Bir sabah, Sevim Hanım mutfağa girdi. “Kahvaltı hazır mı?” dedi. “Hazır, buyurun,” dedim. Masaya oturdu, ekmeği koparırken, “Ayşe böyle yapmazdı. Her şeyi önceden hazır ederdi,” dedi. O an dayanamayıp, “Anne, ben Ayşe değilim. Ben Elif’im. Lütfen beni de olduğum gibi kabul edin,” dedim. Gözleri büyüdü, bir an sessizlik oldu. Sonra, “Sen bana karşı mı geliyorsun?” diye bağırdı. Murat odaya koştu, “Ne oluyor?” dedi. Sevim Hanım, “Bu kız bana saygısızlık ediyor!” diye bağırdı. Murat bana baktı, “Elif, biraz daha sabret. Annem yaşlı, anlamıyor,” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar söndü.

O gün, babaannemi aradım. “Babaanne, ben burada çok yalnızım. Ne yapsam olmuyor,” dedim. O ise, “Kızım, ben de yıllarca yalnız kaldım. Ama sabrettim. Sen de sabret,” dedi. Gözlerim doldu. “Ama ben sabretmekten yoruldum,” dedim.

Bir gün, Murat işten erken geldi. “Elif, annemle konuşmamız lazım,” dedi. Sevim Hanım salonda oturuyordu. Murat, “Anne, Elif’i sürekli Ayşe’yle kıyaslaman doğru değil. O benim eşim. Lütfen ona biraz daha iyi davran,” dedi. Sevim Hanım, “Ben sadece oğlumun iyiliğini düşünüyorum. Ayşe gibi birini bulamazsın bir daha,” dedi. Murat, “Ben Elif’i seviyorum. Lütfen bunu kabul et,” dedi. Sevim Hanım sustu, ama bakışları hâlâ soğuktu.

O günden sonra, Sevim Hanım bana karşı daha mesafeli oldu. Ben ise daha çok içime kapandım. Her gün, kendimi aynada izlerken, “Ben kimim? Neden hep birilerinin gölgesinde yaşıyorum?” diye sordum. Annem, babaannem, şimdi de kayınvalidem… Hep birilerinin onayını bekledim. Ama hiçbiri beni olduğum gibi kabul etmedi.

Bir akşam, Murat’la tartıştık. “Elif, annemle aranı düzeltmek için biraz daha çaba gösteremez misin?” dedi. “Daha ne yapayım, Murat? Kendim olmaktan vazgeçmem mi gerekiyor?” dedim. Murat sustu. O an, evdeki yalnızlığım daha da büyüdü.

Bir gün, annemden bir mesaj geldi. “Kızım, nasılsın?” Yıllar sonra ilk defa yazmıştı. Ona, “İyiyim,” diye cevap verdim. Ama iyi değildim. Annemle konuşmak istedim, ona içimi dökmek istedim. Ama kelimeler boğazımda düğümlendi.

O gece, babaannemin eski sandığını açtım. İçinde çocukluğumdan kalma bir oyuncak bebek vardı. Onu elime aldım, gözyaşlarım aktı. “Ben neden hep yalnızım?” diye sordum kendime.

Şimdi, bu satırları yazarken, hâlâ Sevim Hanım’ın gölgesindeyim. Murat’la aramızda mesafe var. Annem uzakta, babaannem yaşlı. Ben ise, kendi kimliğimi bulmaya çalışıyorum.

Siz hiç, birilerinin gölgesinde yaşamaktan yoruldunuz mu? Kendi hayatınızı yaşamak isterken, başkalarının beklentileriyle boğuldunuz mu?