Düğün Olmayacak: Bir Hayalin Kırık Hikayesi

“Zeynep, kalk kızım! Baban… baban kaza geçirdi!” Annemin sesi, sabahın köründe odamı yırtarcasına doldurduğunda, içimde bir şeylerin sonsuza dek değiştiğini hissettim. O an, hayatımın en mutlu günü olacağını sandığım sabahın aslında bir dönüm noktası olduğunu bilmiyordum. O sabah, üniversite sınav sonuçlarımı almak için hazırlanıyordum. Hayalim, Ankara’da Türk Dili ve Edebiyatı okumaktı. Ama o gün, hayallerimden çok daha ağır bir yük omuzlarıma bindi.

Babam, fabrikada çalışırken makineye sıkışmıştı. Aylarca hastanede yattı. Annem işini bırakıp ona bakmak zorunda kaldı. Ben ise, kasabamızdaki öğretmenlik yüksekokulunu bitirmiştim ama asıl istediğim üniversiteye gitmek için hazırlık yapıyordum. Şimdi ise, ailemin tek umudu ben olmuştum. Babam eve döndüğünde tekerlekli sandalyedeydi. Annem sabahlara kadar ağlıyor, ben ise geceleri gizlice üniversite broşürlerini yastığımın altına saklıyordum.

Bir akşam, annemle mutfakta çay içerken konu açıldı:

“Zeynep, bak kızım… Babanın hali ortada. Ben de işten ayrıldım. Senin gitmen mümkün değil artık. Hem burada da öğretmenlik yapabilirsin.”

İçimdeki isyanı bastırmaya çalıştım. “Anne, ben başka bir şehirde okuyup dönecektim zaten. Hayatım boyunca bu kasabada mı kalacağım?”

Annemin gözleri doldu. “Baban sensiz ne yapar? Ben de alışamadım daha bu düzene. Hem komşular da konuşuyor; ‘Kızını başıboş bırakacakmış’ diyorlar.”

O an anladım ki, sadece aileme değil, kasabanın dar kafasına da karşı savaşmak zorundaydım. Herkesin gözü üzerimdeydi. Babam ise sessizce köşesinde oturuyor, bana bakmaya bile utanıyordu. Bir akşam bana dönüp şöyle dedi:

“Kızım, ben sana yük oldum biliyorum. Ama senin de bir hayatın var. Eğer gitmek istiyorsan, ben razıyım.”

Ama babamın gözlerindeki çaresizliği görünce içim parçalandı. Gidemeyeceğimi biliyordum. O gece yastığa başımı koyduğumda, hayallerimle vedalaştım.

Aylar geçti. Kasabada dedikodular arttı. “Zeynep’in talibi varmış” dediler. Annem hemen atladı:

“Bak kızım, Mehmet seni istiyormuş. Hem ailesi hali vakti yerinde. Sen de rahat edersin.”

Mehmet’i çocukluğumdan beri tanırdım. Düzgün biriydi ama ben onu hiç o gözle görmemiştim. Yine de annemin baskısıyla bir akşam oturmaya gittik. Mehmet’in annesi hemen söze girdi:

“Zeynep kızım, bizim oğlan seni çok beğeniyor. Hem senin de ailene destek oluruz.”

O an kendimi bir eşya gibi hissettim; sanki ailemin yükünü hafifletmek için pazarlık konusu olmuştum.

Eve döndüğümüzde annem umutla sordu:

“Ne diyorsun kızım? Bak, baban da rahat eder.”

İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak cevap verdim:

“Anne, ben evlenmek istemiyorum! Benim hayallerim var!”

Annemin yüzü asıldı. “Hayal dediğin nedir ki? Hepimiz hayallerimizi bir kenara bıraktık bu hayatta.”

O gece babam yanıma geldi.

“Kızım, annen haklı olabilir. Ama senin mutsuz olmanı istemem.”

Ama ben zaten çoktan mutsuz olmuştum.

Bir sabah kasabanın meydanında yürürken eski öğretmenim Ayşe Hanım’la karşılaştım.

“Zeynep, seni Ankara’da görmeyi bekliyordum. Ne oldu?”

Gözlerim doldu. “Hocam, babam kaza geçirdi. Annem işten ayrıldı. Şimdi burada kalmak zorundayım.”

Ayşe Hanım elimi tuttu: “Biliyorum zor ama hayat bazen bizi beklemediğimiz yerlere savurur. Yine de kendini unutma.”

O sözler içime işledi ama ne yapabilirdim ki? Herkes benden fedakârlık bekliyordu.

Düğün hazırlıkları başladı bile; ama içimde hiçbir heyecan yoktu. Mehmet’le nişanlandık ama her gece pencereden Ankara’nın ışıklarını hayal ederek ağladım.

Bir gün Mehmet’le buluştuğumuzda ona gerçeği söyledim:

“Mehmet, ben seni üzmek istemem ama bu evlilik benim için bir kaçış değil, bir hapishane olacak.”

Mehmet sustu, sonra başını eğdi:

“Biliyorum Zeynep. Ama belki zamanla seversin diye düşündüm.”

O gece nişanı bozdum. Annem günlerce konuşmadı benimle. Babam ise sessizce yanıma gelip elimi tuttu:

“Kızım, senin mutlu olmanı istiyorum. Hayat bazen acımasız ama insan kendi yolunu seçmeli.”

Şimdi kasabada herkes arkamdan konuşuyor: “Düğün olmayacakmış! Zeynep yine ne yaptı acaba?” diyorlar.

Ama ben ilk defa kendim için bir karar verdim. Şimdi kasabanın ilkokulunda öğretmenlik yapıyorum; çocuklara hayallerinin peşinden gitmeyi öğretiyorum.

Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakıp soruyorum: Acaba başka bir hayat mümkün müydü? Siz olsaydınız ne yapardınız? Hayallerinizden vazgeçer miydiniz?