Bir Ay İçinde Evimi Terk Etmelisiniz!
“Bir ay içinde evimi terk etmelisiniz!” Emine Hanım’ın sesi, mutfakta yankılandığında elimdeki çay bardağı titredi. O an, zaman durdu sanki. Serkan, şaşkınlıkla annesine bakarken ben, neye uğradığımı şaşırmıştım. “Anne, ne diyorsun sen?” diye sordu Serkan, sesi titrek. Emine Hanım gözlerini kaçırmadan, “Artık kendi hayatınızı kurmanın zamanı geldi. Benim de huzura ihtiyacım var,” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. İki yıl önce Serkan’la evlendiğimizde, maddi durumumuz iyi olmadığı için onun annesinin evinde yaşamaya başlamıştık. Emine Hanım, başta bizi çok sıcak karşılamış, bana kendi kızı gibi davranmıştı. Ben de ona hep saygı duydum, her işine yardım ettim, onunla dertleştim. Hatta bazen annemden çok ona danışırdım. Ama şimdi, bir anda, sanki yabancıymışız gibi, bizi evden göndermek istiyordu.
O gün akşam, Serkan’la odada baş başa kaldığımızda, gözyaşlarımı tutamadım. “Ne yapacağız Serkan? Paramız yok, kiralar ateş pahası. Benim maaşım yetmez, senin işin de daha yeni,” dedim. Serkan, çaresizce başını öne eğdi. “Bilmiyorum Zeynep. Annem neden böyle yaptı, anlamıyorum. Belki de bir şeylere kırıldı, ama ne?” dedi. O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde hem öfke, hem de hayal kırıklığı vardı. Emine Hanım’a ne yapmış olabilirdim ki? Son zamanlarda aramızda bir gerginlik yoktu, en azından ben öyle sanıyordum.
Ertesi gün, cesaretimi toplayıp Emine Hanım’la konuşmaya karar verdim. Mutfakta çay demlerken yanına oturdum. “Emine Hanım, bir şey mi oldu? Size yanlış bir şey mi yaptım?” diye sordum. O ise gözlerini kaçırdı, yüzünde alışık olmadığım bir sertlik vardı. “Zeynep, ben de insanım. Yıllardır bu evde yalnızdım, şimdi ise her şey değişti. Sizinle yaşamak güzel ama yoruldum. Kendi düzenimi istiyorum. Ayrıca komşular da konuşuyor, ‘Oğlun evli, hâlâ annenin evinde’ diyorlar. Ben de üzülüyorum,” dedi. O an, toplum baskısının ne kadar ağır olabileceğini bir kez daha hissettim. Sadece bizim değil, onun da hayatı zordu. Ama yine de, bir ayda yeni bir hayat kurmak imkânsızdı.
Serkan, iş yerinde fazla mesai yapmaya başladı. Ben de ek iş aramaya koyuldum. Her gün internetten ev ilanlarına bakıyor, uygun bir yer bulmaya çalışıyorduk. Ama İstanbul’da kiralar aldı başını gitti. Birkaç ev gezdik, ya çok küçüktü ya da mahalle güvenli değildi. Annemlere dönmeyi düşündüm ama orada da üç kardeşimle birlikte yaşamak imkânsızdı. Bir akşam, Serkan eve yorgun argın geldi. “Bir arkadaşımın tanıdığı, uygun fiyata bir bodrum katı kiraya veriyormuş. Ama rutubetliymiş, yine de bakmak ister misin?” dedi. O an, gözlerim doldu. Hayalini kurduğum sıcak yuva, şimdi bir bodrum katına sığmak zorunda kalacaktı.
Bir hafta sonra, Emine Hanım’ın tavırları daha da sertleşti. Akşam yemeklerinde konuşmaz oldu, sabahları yüzümüze bile bakmadan evden çıkıyordu. Bir gün, mutfakta bulaşık yıkarken, arkamdan “Zeynep, bu evde artık misafirsiniz. Lütfen buna göre davranın,” dedi. O an, içimdeki tüm umutlar söndü. Misafir… Oysa ben bu evde aile olmuştum, şimdi ise yabancıydım. Serkan’la aramızda da gerginlik başladı. O, annesinin tarafını tutmasa da, arada kalmıştı. Bir gece, tartışırken “Belki de annem haklı, kendi ayaklarımızın üzerinde durmalıyız,” dedi. O an, ona ilk kez kızdım. “Haklıysa neden şimdiye kadar söylemedi? Neden bizi böyle ortada bıraktı?” dedim. O da sustu, gözleri doldu.
Günler geçtikçe, evdeki hava daha da ağırlaştı. Emine Hanım, komşularla daha fazla vakit geçiriyor, eve geç geliyordu. Bir akşam, kapı çaldı. Komşu Ayşe Teyze, elinde bir tabak börekle geldi. “Kızım, duyduk ki ev arıyormuşsunuz. Allah yardımcınız olsun. Gençler için hayat zor,” dedi. O an, gözlerim doldu. Ayşe Teyze’nin sıcaklığı, Emine Hanım’ın soğukluğuna tezat oluşturuyordu. O gece, Serkan’la uzun uzun konuştuk. “Belki de bu bir sınavdır,” dedi Serkan. “Belki de kendi yuvamızı kurmamız gerekiyordur.”
Sonunda, bodrum katını tutmaya karar verdik. Eşyalarımızı toplarken, Emine Hanım kapının önünde durdu. “Kusura bakmayın çocuklar, ama ben de yoruldum. Umarım mutlu olursunuz,” dedi. O an, ona sarılmak istedim ama yapamadım. İçimde bir kırgınlık vardı. Serkan, annesinin elini öptü, ben ise sadece başımı eğdim. Eşyalarımızı kamyonete yüklerken, komşular pencereden bakıyordu. Utandım, ama yapacak bir şey yoktu.
Yeni evimize taşındığımızda, ilk gece rutubet kokusu burnuma doldu. Ama Serkan’la birbirimize sarılıp, “Burası bizim yuvamız,” dedik. Zor günlerdi, ama birlikteydik. Aradan aylar geçti. Emine Hanım’la aramızdaki mesafe azaldı. Bazen arayıp halimizi soruyor, bazen de pişman olduğunu ima ediyordu. Ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. O gün, evden kovulmak bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu öğretti. Şimdi, her sabah yeni bir başlangıç gibi geliyor.
Bazen düşünüyorum: Aile olmak, aynı çatı altında yaşamak mı, yoksa birbirini anlamak mı? Siz olsaydınız, annemi affeder miydiniz?