Bitti Dedi. Ben de Kabul Ettim, Sonra Onu En Yakın Arkadaşımla Gördüm.
“Bitti,” dedi Emre. Gözlerimin içine bakmadan, sesi titrek ama kararlıydı. O an, kalbimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Sanki içimdeki bütün umutlar, bir anda yere dökülüp paramparça olmuştu. Oysa daha dün gece, bana sarılıp “Seni seviyorum” demişti. Şimdi ise, bir yabancı gibi karşımda duruyordu.
“Böyle mi yani?” dedim, sesim çatallandı. “Hiçbir açıklama yok mu? Sadece bitti mi?”
Emre başını öne eğdi. “Daha fazla devam edemem. Lütfen, zorlaştırma.”
O an, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Yutkundum, gözlerim doldu. “Peki,” dedim. “Sen bilirsin.”
Kapıdan çıkarken arkasından bakakaldım. O an, hayatımın en uzun gecesinin başladığını bilmiyordum. Annem mutfakta yemek yapıyordu, babam televizyonun karşısında uyukluyordu. Onlara hiçbir şey söylemeden odama kapandım. Yastığıma sarılıp sessizce ağladım.
Sabah olduğunda, gözlerim şişmişti. Annem kapımı çaldı. “Zeynep, iyi misin kızım?”
“İyiyim anne,” dedim, ama sesimden belli oluyordu iyi olmadığım. Annem içeri girdi, saçımı okşadı. “Bak, ne olursa olsun, biz buradayız. Anlatmak istersen dinlerim.”
O an, annemin sıcaklığına sığındım. Ama içimdeki boşluk, hiçbir şeyle dolmuyordu. Okula gitmek istemedim, ama sınav haftasıydı. Yüzümü yıkadım, makyaj yapıp gözlerimin şişliğini gizlemeye çalıştım. Otobüste camdan dışarı bakarken, Emre’yle ilk tanıştığımız günü hatırladım. Üniversitenin bahçesinde, elinde kitaplarla bana çarpmıştı. Gülüşü, gözlerindeki sıcaklık… Hepsi şimdi birer yalandı sanki.
Okula vardığımda, en yakın arkadaşım Derya beni bekliyordu. “Ne oldu sana?” dedi, endişeyle. “Yüzün bembeyaz.”
Bir an tereddüt ettim. Derya’ya her şeyimi anlatırdım. Ama bu defa, içimde bir şeyler sustu. “Emre’yle ayrıldık,” dedim kısaca.
Derya’nın gözleri büyüdü. “Ne? Nasıl yani? Neden?”
Omuz silktim. “Hiçbir şey söylemedi. Sadece bitti dedi.”
Derya bana sarıldı. “Sen çok daha iyilerine layıksın. Boşver, üzülme.”
O gün derslerde hiçbir şey anlamadım. Derya yanımda oturuyor, bana sürekli moral vermeye çalışıyordu. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Derya’nın bakışlarında bir tuhaflık seziyordum. Sanki bana bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyordu.
Günler geçti. Emre’den hiçbir haber alamadım. Sosyal medyada da sessizdi. Derya ise her zamanki gibi yanımdaydı, ama aramızda görünmez bir duvar vardı artık. Bir akşam, Derya’nın telefonunu masada unuttuğunu fark ettim. Ekranında Emre’den gelen bir mesaj belirdi: “Bu akşam buluşuyor muyuz?”
O an, kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Ellerim titredi. Mesajı açmadım, ama içimde bir şüphe büyümeye başladı. Derya odaya girdiğinde, yüzüne bakamadım. “Telefonun çaldı,” dedim, sesi titreyerek.
Derya telaşla telefonu aldı, ekrana baktı ve yüzü kızardı. “Şey… Annem aramış,” dedi, ama gözleri kaçıyordu.
O gece uyuyamadım. İçimdeki şüphe, bir kurt gibi içimi kemiriyordu. Ertesi gün, Derya’nın peşinden gizlice çıktım. Okuldan sonra bir kafeye gitti. Pencereden içeri baktığımda, Emre’yle karşılıklı oturduklarını gördüm. Gülüşüyorlardı. Emre, Derya’nın elini tutuyordu.
O an, dünyam başıma yıkıldı. Dizlerimin bağı çözüldü, gözlerimden yaşlar süzüldü. Sanki bir film izliyordum, ama başrolde ben vardım. En yakın arkadaşım ve sevdiğim adam… İkisi de bana ihanet etmişti.
Eve döndüğümde, annem yine karşıladı. “Kızım, neyin var?”
Ağlamaya başladım. “Anne, Emre ve Derya… Beni kandırmışlar.”
Annem sarıldı, saçımı okşadı. “Bazen insanlar en yakınındakini en çok yaralar. Ama unutma, sen güçlüsün.”
O gece, Derya’dan bir mesaj geldi: “Konuşmamız lazım.”
Cevap vermedim. Ertesi gün, Derya kapıma geldi. Gözleri şişmiş, ağlamıştı. “Zeynep, lütfen dinle beni. Her şey bir anda oldu. Emre’yle aranızda bittiğini sandım. Sana söylemek istedim ama korktum. Beni affet…”
Ona bakarken, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. “Sen benim en yakın arkadaşımdın. Ben sana her şeyimi anlatırken, sen arkamdan iş çevirdin. Affetmemi nasıl beklersin?”
Derya ağladı. “Haklısın. Çok pişmanım. Ama Emre seni gerçekten sevmedi. O zaten hep kararsızdı.”
Bu sözler daha da acıttı. “O zaman neden bana yalan söylediniz? Neden dürüst olmadınız?”
Derya cevap veremedi. Sadece ağladı. Kapıyı kapattım, arkamdan hıçkırıklarını duydum.
Günler geçti. Emre’den de, Derya’dan da haber almadım. Okulda karşılaştığımızda, başlarını öne eğip hızla geçip gittiler. Ben ise, içimdeki yaraları sarmaya çalıştım. Annem ve babam, bana destek oldular. Ama güven duygum paramparça olmuştu. Artık kimseye kolayca güvenemiyordum.
Bir gün, babamla balkonda otururken, bana şöyle dedi: “Kızım, hayat bazen en büyük dersleri en acı şekilde verir. Ama unutma, her yara bir gün kabuk bağlar. Senin kalbin çok güzel. Bir gün, gerçekten hak eden biriyle karşılaşacaksın.”
Babamın sözleri içimi biraz olsun rahatlattı. Ama yine de, geceleri yatağımda gözlerimi tavana dikip düşünüyordum: “Acaba ben mi yanlış yaptım? Neden insanlar en çok sevdiklerini en kolay harcıyor?”
Şimdi, aylar geçti. Emre ve Derya artık hayatımda yok. Ama ben, yaşadığım bu ihanetten güçlenerek çıktım. Kendime yeni hedefler koydum, yeni arkadaşlar edindim. Yine de, bazen geceleri içimde bir sızı hissediyorum. O eski güven duygusunu, o saf dostluğu özlüyorum.
Belki de hayat, en çok güvendiğimiz yerden sınar bizi. Sizce, insan bir daha gerçekten güvenmeyi öğrenebilir mi? Yoksa, her ihanet kalbimizde onarılmaz bir iz mi bırakır?