Kayınvalidem Taşındığında: O Yaz Hayatımın Değiştiği An
“Bu evde artık huzur kalmadı, Elif!” Nermin Hanım’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken ellerim titriyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Eşim Murat, salondan başını uzattı, gözleriyle bana ‘sabret’ der gibi baktı. Ama sabrım tükenmişti. O yaz, kayınvalidem Nermin Hanım hastalandıktan sonra bizim eve taşınmak zorunda kalmıştı. Aslında ona üzülüyordum, ama bir yandan da kendi hayatımın kontrolünü kaybettiğimi hissediyordum. Her sabah, mutfağa indiğimde Nermin Hanım’ın eleştirel bakışlarıyla karşılaşıyordum. “Çocuklar bu kadar geç mi kalkar Elif? Senin zamanında anneler sabahın köründe kalkar, evi toplar, kahvaltıyı hazır ederdi,” derdi. İçimden, ‘Benim annem de öyleydi ama ben farklı bir anne olmak istiyorum,’ diye geçirirdim. Ama bunu ona söylemeye cesaret edemezdim.
Oğlum Ege ve kızım Duru, Nermin Hanım’ın evde olmasından ilk başta memnundu. Onlara masallar anlatıyor, eski fotoğrafları gösteriyordu. Ama zamanla, Nermin Hanım’ın her şeye karışması çocukları da huzursuz etmeye başladı. Bir gün Duru, “Anneanne, annem izin vermediği için dondurma yiyemem,” dediğinde Nermin Hanım, “Senin annen çok kuralcı, biraz gevşese ne olur?” diye çıkıştı. O an, Duru’nun gözlerinde beliren şaşkınlık ve bana yönelttiği suçlayıcı bakış içimi acıttı. O gece Murat’la tartıştık. “Senin annen bana sürekli laf sokuyor, çocukların önünde beni küçük düşürüyor,” dedim. Murat ise, “O hasta, biraz anlayışlı ol. Hem annem sonuçta, ne yapabilirim?” diye savundu. O an, yalnız olduğumu hissettim. Eşimle aramızdaki o görünmez bağ sanki incelmişti.
Bir akşam, Nermin Hanım’ı banyoda ağlarken buldum. Kapıyı hafifçe araladım, “İyi misiniz?” diye sordum. Gözleri kıpkırmızıydı. “Ben bu evde fazlalık oldum, Elif. Oğlumun hayatını mahvetmek istemem,” dedi. O an, onun da ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Ama yine de, ertesi sabah her şey eski haline döndü. Yine eleştiriler, yine laf sokmalar…
Bir gün, Ege okuldan ağlayarak geldi. “Anne, anneannem bana ‘Sen erkek adamsın, ağlamazsın’ dedi. Ama ben üzülünce ağlamak istiyorum,” dedi. O an, Nermin Hanım’ın eski kafalı değerleriyle benim çocuk yetiştirme tarzımın ne kadar çatıştığını fark ettim. Ege’yi kucağıma aldım, “Ağlamak çok normal oğlum, duygularını göstermekten utanma,” dedim. Nermin Hanım ise, “Sen bu çocuğu şımartıyorsun Elif, erkek dediğin güçlü olur,” diye homurdandı. O an, içimde bir öfke patlaması yaşadım. “Ben çocuklarımı kendi bildiğim gibi büyüteceğim, lütfen karışmayın,” dedim. Evin içinde buz gibi bir hava esti. Murat ise yine sessizdi, hiçbir şey demedi.
O yaz, evdeki huzursuzluk giderek arttı. Annemle telefonda konuşurken ağladım. “Anne, ben bu yükün altından kalkamıyorum. Hem eş, hem anne, hem de iyi bir gelin olmaya çalışıyorum ama hiçbirine yetişemiyorum,” dedim. Annem, “Kızım, bazen herkesin sınırlarını çizmesi gerekir. Sen de kendi sınırlarını korumalısın,” dedi. Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Bir gün, Nermin Hanım’ın eski bir arkadaşının vefat ettiğini öğrendik. O gece, Nermin Hanım odasında sessizce ağladı. Yanına gidip elini tuttum. “Başınız sağ olsun,” dedim. O an, bana sarıldı ve “Ben de çok yalnızım Elif. Kocamı kaybettim, arkadaşlarım bir bir gidiyor. Oğlumun hayatında yerim kalmadı sanırım,” dedi. O an, onun da ne kadar yalnız ve kırılgan olduğunu anladım. Ama yine de, ertesi gün her şey eski haline döndü. Yine eleştiriler, yine laf sokmalar…
Bir sabah, kahvaltı sofrasında Duru, “Anne, neden hep sen üzülüyorsun?” diye sordu. O an, gözlerim doldu. “Bazen büyükler de üzülür kızım, ama sonra geçer,” dedim. Nermin Hanım ise, “Elif, çocukların yanında ağlanmaz,” dedi. O an, patladım. “Yeter artık! Ben de insanım, benim de duygularım var. Sürekli eleştirilmekten yoruldum. Lütfen bana biraz alan bırakın,” dedim. Murat, ilk defa bana destek oldu. “Anne, Elif haklı. Bizim de kendi aile düzenimiz var. Lütfen biraz anlayış göster,” dedi. O an, Nermin Hanım’ın gözleri doldu. “Ben sadece yardımcı olmak istemiştim,” dedi. O an, ilk defa birbirimizi gerçekten dinledik.
O yazın sonunda, Nermin Hanım sağlık durumunun biraz daha iyiye gittiğini söyledi ve kız kardeşinin yanına taşınmaya karar verdi. Evden ayrılırken bana sarıldı. “Elif, sana çok yüklendim. Belki de kendi korkularımı sana yansıttım. Sen iyi bir annesin, iyi bir eşsin. Oğluma ve torunlarıma iyi bak,” dedi. O an, içimde bir huzur hissettim. O yaz, ailemle yüzleşmekten kaçtığım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım. Kendi sınırlarımı çizmeyi, duygularımı ifade etmeyi ve en önemlisi, başkalarının yükünü taşımadan da sevebileceğimi öğrendim.
Şimdi bazen düşünüyorum: Acaba hepimiz, birbirimizin yaralarını görmeden, sadece kendi acımızı mı konuşuyoruz? Ya da gerçekten birbirimizi dinlemeyi öğrenebilir miyiz?