“Sen Sadece Bir Kuaförsün!” – Gururumun Aşka Üstün Geldiği Akşam ve Kendime Savaşım

“Bile bile mi yaptın Kadir? Arkadaşlarının yanında mı gerçekten?” İçimden bağırmak geçiyor ama ince dudaklarım titriyor, sesim çıkmıyor. O akşam annemin küçük salonunda toplandığımızda, sandalyeye oturur oturmaz gözlerim hemen halıya takıldı. Halı; üzerinde kahve damlaları, küçük çocukların oyuncak izleri, köşesinde biraz yıpranmış, tıpkı içimdeki gibi. Annem mutfaktan sesiyle seslenirken, Kadir yakınıma eğildi. Fısıltıyla “Sakin ol, lütfen,” dedi, ama elleriyle göğsümü yokladı sanki.

O akşam, Kadir’in bana dönüp o cümleyi kuracağını asla hayal etmezdim. Arkadaşlarından Emre sordu: “Zeynep, tam olarak ne iş yapıyorsun, yani ileride nasıl ilerlersin?” Ben gururla cevapladım, “Kadıköy’de kendi kuaför salonum var, yeni açtım.” O an Kadir’in suratı küçüldü, neredeyse utandı. “O daha yolun başında,” dedi Kadir hafif bir tebessümle, “sonuçta sadece kuaförlük bu.”

Bir anlığına bir sessizlik oldu. Kahkaha beklediler, sanki lafa biri atlamalıydı. Ama ben iç sesimle boğuştum: “Yıllarca annemin tek maaşıyla ayakta durmaya çalışırken, geceleri diplomasız çalışıp birikim yaptığım günleri mi unuttun Kadir? Sadece mi dedin sen bana?”

Boğazıma bir yumru oturdu. Konuşmak istedim ama sesim kesildi. Yüzüme bir tebessüm kondurmaya çalıştım, ama gözlerimin dolduğunu kimse fark etmesin diye başımı eğdim. Annem içeriden bir koca tabak börek getirdi, hepimize dağıtırken bana bakışı… O bakışta hem endişe, hem de sessiz bir destek vardı. Sanki gözleriyle; “Kendin ol Zeynep, bırak küçümsesinler,” dedi bana.

Kadir, bana baktıktan sonra bir daha göz teması kurmadı o akşam. Arkadaşları ise muhabbeti akışına bıraktı; bir tanesi futbol konuşmaya başladı, diğeri yakınlardaki bir mekanla ilgili espri yaptı. Salonun ortasına yabancılık çökmüştü. Aslında masadaki herkes çok iyi biliyordu: Orada, Zeynep birkaç dakika önce darmadağın oldu.

Gecenin sonunda eve dönerken Kadir omzuna attığım elimi hissetmemiş gibi yürüdü. Kafamda sürekli o kelimeler dönüp duruyordu: “Sadece bir kuaför.” Sanki yaptığım işin, yıllarca çabaladığımın anlamı yokmuş, sanki ben eksikmişim, sanki ben… Kadir’in eşi olamazmışım gibi. Evde annem yatağıma yavaşça uzandı, saçlarımı okşadı: “Hayatımda sana güveniyorum Zeynep. Kimsenin lafı seni kendinden eksiltmesin.”

Gece boyu uyuyamadım. Ellerimle yorganı büküştürdüm, tavandaki çatlağa bakıp hayaller kuruyorum. Kadir’e, hatta kendime olan inancım çatlamış, her an dökülmeye hazır bir duvar gibi. Sabah olduğunda ise yeni bir karar verdim: Artık kimsenin gölgesinde kalmayacaktım.

O gün salona gittiğimde, asistanım Nazlı endişeyle yüzüme baktı: “Bir şey mi oldu?” dedim ki, “Hayır, aksine, artık daha güçlüyüm.” O gün, kuaför salonunda bambaşka bir enerjiyle çalıştım. Müşterilerimden Ayşe abla, “Zeynep sen hep böyle dik dur,” deyince gözüm yine buğulandı. Sanki onlar, bana Kadir’in göstermediği değeri veriyordu. Her biriyle ayrı ayrı sohbet ettim, onların da hayatlarının kolay olmadığını anladım.

Aradan birkaç gün geçti, Kadir’den bir mesaj: “Konuşabilir miyiz?” Ben aramadım, gururum izin vermedi. Belki de ilk defa onun ağzından bir özür bekledim. O gün salona annesi geldi. Kapıdan içeri hızlıca girip, “Zeynep, oğlum çok üzgün,” dedi. Gözlerime baktı: “Belki de Kadir’in o cümleyi öylesine söylediğini bilmiyorsun, erkekler bazen düşünmeden konuşur.” İçimde öyle bir fırtına koptu ki… Kendimi savunmak istedim: “Benim emeğim, hayallerim, sevdiklerim bir cümleyle yok sayılamaz, teyzeciğim.”

O akşam Kadir’in mesajına döndüm: “Küçümsenmek en acı hismiş. Belki de bunu yaşamanı isterdim.” Sonra uzun bir sessizlik oldu. O günden sonra salonda bambaşka bir soluk açıldı. Komşu esnaflar gelip moral verdi; “Kimse seni, mesleğini küçümseyemez, sen bizim için örneksin!” dediler. İçimde hem acı bir yalnızlık, hem de bir yeniden doğuş vardı.

Kadir defalarca aradı. Telefona bakmadım. Annem, “Kızım, kimse için kendini feda etme, her zaman kendi onurunu birinci sıraya koymalısın,” dedi. Çocukluğumdan beri duyduğum “Senden ancak kuaför olur,” lafının gerçek olmadığını ilk defa anladım.

Bir hafta sonra Kadir, dükkânın önüne gelip bekledi. Yüzü düşüktü, gözleri kıpkırmızı. Onun karşısına çıktığımda, sesimdeki titremeye rağmen kararlıydım: “Kadir, senin yanında ben hep eksikmişim gibi hissettim. Mutluluk, karşılıklı saygı olmadan var olmaz. Bana onurumu, başardıklarımı küçümseyerek sevgi veremezsin.” O anda bocaladı, özür diledi ama içimden dönen o kelimeler beni bırakmadı.

Birkaç gün sonra ailesi de beni aradı; annesi, “Evlenin, çocuklarınız olsun, her şey unutulur,” dedi. Ama ben biliyordum ki, kendime olan değerim bir başkasının gölgesinde kalınca aşk yetmiyordu. O akşam kendi kendime karar verdim: Yalnız da olsam, kendime verdiğim saygıdan vazgeçmeyecektim.

Aylar geçtikçe salonum büyüdü, çevremde bana inanan kadınlar arttı, kendi kendime daha çok inandım. Bazen yalnızlık korkusu geceleri yastığımı ıslatsa da, o yastığa başımı koyarken artık kendimle gurur duyuyordum. Kadir bir daha dönmedi. Ben ise her sabah aynada kendime bakıp, “Sadece bir kuaför değil, gücümle, emeğimle, ayakta duran bir kadınım,” dedim.

Bazen hâlâ düşünürüm: Sevgi, bir insanı hangisiyle tamamlar? Onun sevgisiyle mi yoksa kendi değerini bulmakla mı?

Bir gün siz de benzer bir şey yaşarsanız, siz ne yapardınız? Duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşmaya cesaretiniz var mı?