“Sen Sadece Bir Kuaförsün” – Gururum Aşkıma Ağır Bastı: Saygı ve Değer İçin Verdiğim Mücadele

“Asu, hadi servisi uzatsana!” Okan’ın sesi sofrada uğuldayan bir arı gibi tekrar yükseldi. Ellerim titrek bir şekilde pilav tenceresine uzanırken, Okan’ın üniversite arkadaşları Arif ve Sibel kıkırdadı. Göz ucuyla bana bakan Okan gözlerini kaçırmadı; Az sonra sesindeki alaycı tınıyı tüm odada hissettirdi: “E canım, senin için ne zor olabilir ki, en fazla bir kuaförde makas atıyorsun bütün gün. Zaten sen sadece bir kuaförsün.”

O an ellerimdeki servis kaşığı yere düştü. Buz gibi soğudum. Masada kısa bir sessizlik oldu, ardından Arif hafifçe gülümseyerek ortamı yumuşatmaya çalıştı; ama ben o anda tüm vücudumda yanmayı, bir aşağılanma dalgasını hissettim. Hani biri seni sırf mesleğin veya olduğun insan yüzünden küçümser ya… O an, yere düşen kaşığı almak için eğildiğimde gözlerim doldu. Annem çocukluğumdan beri, “Ne olursan ol, işini en iyi şekilde yap,” derdi. Ama işte Okan, hayatımı birlikte geçirmek istediğim adam, hem gözümün önünde gururumu, hem de yıllarımı verdiğim emeği tek cümlede küçültüyordu.

O gece, yemekten sonra Sibel’le mutfakta tabakları yıkarken bana fısıldadı: “Takılma, erkekler böyle işte. Alınganlık yapma, Okan seni çok seviyor.” Ama ben o masanın başında, tüm varoluşumun etiketlenişine takılıp kaldım. Okan, eve dönmek üzere bana göz kırptığında, ben hâlâ parmak uçlarımda yankılanan aşağılama hissini silememiştim.

Eve döndüğümüzde arasında sessizlik vardı. Apartmana girerken dayanamayıp sordum: “Neden öyle söyledin? Neden mesleğimi küçümsedin?” Okan omuz silkti. “Yahu ne var bunda? Zaten herkes biliyor, kuaförlük öyle büyük olay değil. Hem yanlış mı söyledim?” Tüm akşam yutkunduğum duygu, gözyaşı olup aktı. “Senin için de ben sadece bir kuaför müyüm, Okan?”

Bütün gece uykusuz geçti. Annemin bana ördüğü yastık kılıfına küçükken makasla dikişler açmıştım, sırf bir şeyleri değiştirmek, içimde büyüyen o yeni hissi büyütmek istemiştim. O gece ise içimdeki her şey yırtılıyordu sanki. Sabah annemi aradım. “Anne, bana iki günlüğüne gelebilir miyim?” Annem, sesimdeki acıyı anlamıştı: “Kızım hemen gel. Kahvaltını burada yap, hem konuşuruz.”

Annemin mutfağı, bana hep güven vermiştir. Mutfağa girince, annemin sakin elleriyle yoğurduğu hamurun olduğu masaya, tüm yorgunluğumla oturdum. “N’oldu Asu?

Derin bir nefes aldım, “Anne, sen hiç küçümsendin mi? Mesleğin yüzünden aşağılama yaşadın mı?”

Annem gözlüklerini çıkardı, benden beklenmeyecek sert bir ifadeyle, “Hayatımda çok yaşadım kızım, ama en çok baban küçümsedi zamanında. ‘Ev işi yapmak neymiş, oturduğun yerden para ister’ derdi. O yüzden ben seni okuttum, mesleğini eline veririm diye uğraştım. Adamın teki ‘sen sadece şöylesin’ dedi diye ne kendinden utan, ne de yolundan dön.”

O gün annemle uzun uzun konuştum. “Kızım, her insan işini severek yapsa dünya daha güzel olur. Hiç kimseye küçümsenecek bir iş yok. Kuaförsün diye seni hor gören, yarın başka bir şeyini de küçümser.”

Ama Okan’ı seviyordum. İçimde hem kızgınlık hem sevgi vardı. İki gün sonra Okan beni almaya geldiğinde, annem “Bir kızın değerini bilen alsın” dedi sessizce. Okan’ın arabasında, radyoda Sezen Aksu çalıyordu, ama araba kadar ben de sessizdim. “Af edersin,” dedi Okan, “Şaka yaptım, abarttın. Gereksiz büyüttün.” Ben, ilk kez özürün bu kadar acıttığını hissettim. “Okan, ben kuaförlük yapmasam, başka bir iş yapsam bana yine sadece biri olarak mı bakacaktın?”

Okan güneş gözlüğünü takıp direksiyona asıldı: “Asu, haklısın. Ama işte, insanlar konuşuyor. Arif avukat, Sibel mühendis… Onların yanında ben de diplomanı, kariyerini göstermek isterim.”

İşte tam da burada anladım. Benim yerim, başkalarının prestij yarışında ödül olarak tutulacak bir koltuk değil. O akşam işyerime döndüm. Kuaför dükkanımda Elif Abla vardı. “Yüzün düşmüş, müşteri alınca geçiyor,” dedi. Beraber ağladık, beraber güldük. Beraber dükkanın alt katında kızlarla dertleştik. Ne çok kişi vardı böyle, evde adamı beğenmez, ama kendi oğlunu başka meslekten biriyle evlendirmek istemez…

Bir ay boyunca Okan’la aramızda görünmez bir duvar oluştu. Annem gizliden dua ediyor, “Bunlar ya evlenir, ya da biter, ama kızım üzülmesin,” diyordu. Arkadaşlarım, “Kuaförlükle ömür geçmez, Asu” diye lafa girerken, ben her gün aynadaki kendime bakıp “Gerçekten o kadar değersiz miyim?” Diye iç geçirdim.

Okan evlilik için gün aldı. Bizim mahallede düğün demek, hem prestij, hem iftihar demekti. Bütün mahalle, “Yine komşunun kızı gariban kuaför, bizim oğlan üniversiteli doktora yapıyor, bakalım kız çeyiziyle kurtarabilecek mi?” diye konuşuyordu. Sofralarda, komşu kadınları saçlarımı beğeniyor ama “kendi saçına bak, bir de gelinliğe bak bakalım” diye söyleniyorlardı. Aile içinde Okan’ın annesi, “Bizim oğlan daha iyisini hak ediyordu, ama kısmet işte,” diyerek beni kızartıyordu.

Bir gece, kendi dükkanımda kadınlar sıradayken, gözlerim doldu. Okan, annesiyle gelmişti, “Asu, acaba daha da kurs alsan, güzellik uzmanı olsan fena mı olur?” dedi annesi imalı şekilde. Okan da rolüne sadık: “Olur tabi Asu, hem daha çok para kazanırsın.” O an karar verdim. Olmayacak! Ben bana inanan anneme, kendi emeğime ihanet edemezdim. Nişanı bozdum. Evet, belki yanımda dizlerce dost, toplumun dediği gibi yüksek kariyerli koca olmadı; ama sabahları işyerimin anahtarını kendim çevirirken, aynadaki kendime bir daha asla utançla bakmadım. Gecelerce ağladım mı? Evet. Her söz bana bıçak gibi saplandı mı? Evet ama her yara bana değerimi yeniden öğretti. Yavaş yavaş mahalledeki kadınlar bana “Asu Abla” demeye başladı. Genç kızlar yanıma gelip, “Abla, ben de dükkan açmak istiyorum,” dediklerinde gururum okşandı. Bir kuaförden daha fazlası oldum; dayak yiyen mahallenin kadınına omuz, psikolojik destek isteyen gence abla, anneme sevgi oldum.

Okan’ı bir yıldır görmüyorum. Arada annem soruyor, “Keşke barışsaydınız,” diye. Ama ben kendi değerimi, mesleğimin kendime kattıklarını, kimseye ezdirmemeye karar verdim.

Şimdi size soruyorum, bana acıyan bakışla bakanlar: İnsan sevgiyi mi, yoksa saygıyı mı öncelemeli? Sadece “bir kuaför” olmamın bana kattığı güveni, onuru kim alabilir ki benden?