Bir Kış Akşamında Saklanan Sessizlik: Elif’in Hikayesi

“Yahu, ne işin var bu saatte dışarıda, hem de bu dondurucu soğukta?” Sert, çatallaşmış bir kadın sesiyle ürperdim. Bankta öylece titrerken; karşımda, sıkı sıkıya sarınmış, yaşını tahmin etmekte zorlanmadığım bir kadın beni süzüyordu. Saçlarının arasına kar düşmüş, yüzündeki çizgilerden sanki yılların yorgunluğu ve biraz da kırgınlığı akıyordu.

“Ü-ü-şüyorum, evet, biliyorum,” diye başladım kekeleyerek. “Ama nereye gideceğimi bilmiyorum. Ev… Bu akşam gitmek istemiyorum.” Bunu itiraf etmek, soğuktan çok ruhuma dokundu. Kadının ismini bilmiyordum o anda; yine de bana yabancı ama aynı zamanda çok yakın birini bulmanın rahatlığı vardı içimde.

Oturup yanıma, ellerini dizlerine kavuşturdu. “Kavga mı ettiniz? Yoksa… Seni mi üzdüler yine?” Sanki içimi okumuştu. Yüzüne bakınca belki de kendi gençliğinden bir gölge bulmak istemişti, bilemiyorum.

Derin bir nefes aldım, gözlerim doldu, sesi zorla çıkardım: “Babamın sesini duydum dün gece… Anneme bağırıyordu, sen anlamazsın diyor, yıllardır içimde birikenler için ona kızıyor. Ama en çok bana kıyamadı. Annem de sustu, bir kapı çarptı. Sonra birden hoş olmayan sessizlik… Onların kavgasında kendimi yok sayılmış hissettim.”

Kadının dudaklarında acı bir gülümseme dolaştı. “Bizim evde de öyleydi… Annem hep susardı, babamın gölgesinde büyüdük işte. O yüzden çocuklar hep soğukta oturur, kadınlar sessiz kalır bu ülkede.”

Bir an sustum. Başımı önüme eğdim. Parmaklarım donmuştu ama içim yanıyordu. Sabah okula gitmek zorundaydım; kimse annemle babamın kavgasını bilmeyecek, herkes her şey aynıymış gibi davranacaktı. Halbuki benim elim o sabah defter tutamayacak kadar üşümüştü, içim ise ilkokul sıralarında bıraktığım bir umut gibi kaybolmuştu.

Sevgi Hanım – o an bana ismini söyledi, “Kızım, ben Sevgi, yardımcı olabilir miyim?” dedi sıcakça – bana bir çay teklif etti. “Beraber yürüyelim, Azize Pastanesi hala açıktır, orada için ısınır biraz da olsun anlatırsın.”

Bir çay için içeriye adım attık. Masanın ucunda camdan dışarıyı izlerken, Sevgi Hanım kısa bir sessizlikten sonra anlattı: “Benim kızım yok, oğlum da var ama o da gurbetçi şimdi… Aramızda kaç kilometre var ama aslında asıl mesafe şu masadan daha yakınmış gibi hissediyorum bazen. İletişim kurmak inanın en zorudur, hele kendi ailende anlaşılmadığını hissediyorsan.”

İçim hafif bir sıcaklıkla gevşedi. Yalnızlığım bana ait değildi sadece. “Ben de bazen o kadar korkuyorum ki Sevgi Teyze, annem ve babam tamamen ayrılır diye… Ya da ben annemin omzunda bir gün ağlamadan büyür müyüm diye. Babamın dışarıda üzerimdeki ağırlığı hiç yokmuş gibi davranmak çok yoruyor insanı.”

Sevgi Hanım bir süre sustu, “Bazen en sevdiklerimiz bizi en derin yerimizden kırar,” dedi, “Senin yerinde olup da kafasını yastığa koyduğunda başı dönmeyen çocuk yok. Biz sustuk, siz de susturuluyorsunuz… Ama susma kızım, ne olursa olsun yaşadığını, hissettiğini söyle. Yoksa bir gün öyle bir donar ki içindeki duygular, hiçbir kış ısıtmaz.”

Masada ellerimiz kenetli, gözlerim dolu dolu. Kafam karmakarışık. O an babamı düşündüm. Evde bir köşeye çekilmiş, anneme sinirli bakışlarını hatırladım. Annem ise odasında, gözyaşıya karışmış dua fısıltılarıyla zaman öldürüyordu. Onların çatışmasıyla büyüyordum aslında. Dışarıdan bakınca sıradan, sevgi dolu bir aileydik belki. Ama gecenin bu saatinde bir pastanede yabancı bir kadına içimi dökmek zorunda kalmışsam, demek ki hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

Çaylar bitmiş, dışarıdaki kar iyice bastırmıştı. Sevgi Hanım kalkarken bana sıkıca sarıldı. “Kime ne zaman kendini anlatacağını bilmek zordur,” dedi. “Ama başkalarının yükünü taşımak… Onu en çok kadınlar ve çocuklar iyi bilir.”

Evime doğru yürüdüm sonra. Ayaklarım karın içinde iz bırakıyordu. Kafamda yine binbir düşünce, bir çift gözü susturamıyordum: Annem yine sessiz, babam hala odasında, ben ise arada bir çocuğun yok sayılmışlığında boğuluyordum. Anahtarı eve sokarken, içimde bir huzur ve huzursuzluk karışımı vardı. Yüzümü yastığa koydum, kimse duymadı ağlamamı. Annem sabah bana her zamankinden farklı bir gözle baktı. “Kızım, üşütmüşsün mü? Neden bu kadar sessizsin?”

Baktım annemin elleri titriyordu. O an bir şey söyleyemedim, sadece elini tuttum. O dokunuşla yılların arasına sıkışmış sevgiyi hissettim. Yine de o gece karanlığında bir iç muhasebe yaptım: “İçimizde anlatamadığımız o kadar çok acı var ki… Acaba insanlar ne zaman gerçekleri konuşmayı başaracak, ne zaman kırgınlıklarımızı anlayacaklar?”